27 Eylül 2008 Cumartesi

Değişmek ve Değiştirmek (3)

alıntıdır...


Doğan Cüceloğlu

Kişi yedisinde neyse, yetmişinde de odur, derler. Bu sözün altındaki temel inanç, insanın değişemeyeceğidir.

Geçen yazılarımda kişinin başkası tarafından değiştirilemeyeceğini, değişimi kendisinin istemesi gerektiğini belirttim. Bu ifadenin altında, kişinin isterse değişebileceği inancı yatmaktadır.

Kişi yedisinde neyse, yetmişinde de odur sözü, her türlü değişim olasılığına açık bir karşı tavrı sergiliyor.

Aşağıdaki öykü değişimle ilgili önemli gözlemler yapma olanağı veriyor.

Hapishanede Olmayı Tercih Ederdim

Kocası Mojave gölünde tatbikata gönderilince, yalnız bırakmamak için Thelma Thompson da onunla birlikte gidiyor.

Çölün sıcaklığı ona cehennem gibi geliyor. Sıcak rüzgar her şeyi kumla dolduruyor. Etrafındaki insanların çoğu İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardan olduğundan kimseyle arkadaşlık kuramıyor.

Birkaç hafta sonra sıkıntıdan patlayacak hale gelen oturup babasına bir mektup yazıyor. “Burada olmaktansa hapishanede olmayı tercih ederdim,” diyen mektubu, “baba gel beni buradan kurtar!” diye bitiriyor.

Şimdi siz kendinizi Thelma’nın babası yerine koyun; böyle bir mektuba nasıl yanıt verirdiniz?

Benim bildiğim birçok baba, “ah benim zavallı kızım, hemen geliyorum, seni o cehennemden kurtaracağım!” der.

Kimi babalar da, “otur oturduğun yerde, kapa çeneni, senin yerin kocanın yanı!” der.

Thelma’nın babası, kızına iki satırlık bir mektup yazarak, içinde bulunduğu duruma nasıl bakacağı konusunda bir seçimi olduğunu hatırlatmış. Mektup şöyle diyormuş:

“Sevgili kızım Thelma,
İki adam hapishane penceresinden baktı; biri çamuru, diğeri yıldızları gördü.
Seni seven baban.”

Bu mektubu alan Thelma, bir seçimi olduğunun farkına varmış ve şikayet etmeyen olumlu, kabul edici bir tavır içinde duruma bakmaya karar vermiş.

Yerlilerin dilini öğrenmeye çabalayarak onlarla yakın dostluklar geliştirmeye başlamış. Onların kilim ve çömlek yapmada ne kadar hünerli olduğunu görerek kendisi de çömlek ve kilim yapmayı öğrenmiş.

Göldeki deniz kabuklarını incelemeye başlamış ve şimdiye kadar hiç görmediği türler keşfederek bir koleksiyon oluşturmaya başlamış.

Çevredeki kaktüslerin çeşitliliğini incelemiş ve onların farklı bir güzellik sergilediğini görmeye başlamış.

Gölde güneşin batışının muhteşemliğini ve çevredeki çöl köpeklerinin ayrı bir tür olduğunu keşfetmiş; çöl köpekleriyle nasıl ilişki kurulacağını öğrenmeye başlamış.

Thelma bir süre sonra yaşamının eskisinden daha anlamlı ve zengin olmaya başladığını görmüş.

Ne Değişti?

Thelma’nın yaşamında ne değişti?

Babasına şikâyet dolu mektubu yazdığı zamanla şimdiki zaman arasında herhalde çöl değişmedi.

Çevredekiler de değişmedi; onlar yine İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardı!

Kaktüsler değişmedi.

Thelma’nın içinde bulunduğu duruma bakışı değişti. Artık çamura değil, yıldızlara bakmaya karar verdi. Bilinçli bir seçim yaptı.

Hint atasözü, “Biz değişince dünya değişir!” der.

Thelma’nın babası kızına seçimlerini hatırlatmıştı; hepsi o kadar.

Uygulama

Gençlere yaptığım konuşmalarda bir gönüllü genci sahneye davet ederim. İki tür uygulama yaparım.

İlk uygulamada emreden bir tavır içinde onun bütün davranışlarını denetleyerek konuşurum.

“Buraya gel!”

“Senin aklın ermez. Dediğimi olduğu gibi yap, başka bir şey yapma! İlerde bana hayır dua edeceksin.”

Onun nereye, niçin, ne kadar hızla, ne kadar yürümesi gerektiğiyle ilgili hiçbir şey söylemeden onu belli bir yöne doğru itmeye başlarım ve bir yandan da, “haydi yürü, direnme, çabuk yürü,” diyerek kolundan sürüklemeye çalışırım.

Birkaç dakika bunu yaptıktan sonra, nasıl hissettiğini, sorarım.

Genellikle, kendimi değersiz hissettim, öfkelenmeye başladım gibi olumsuz duygular dile getirirler.

İkinci uygulamada, ne olmak istediğini sorarım, bana bir meslek ismi söyler, diyelim, doktor olmak istediğini söylesin. Niçin doktor olmak istediğini sorarım, anlatır.

Ona üç doktor tanıtacağımı, her biriyle 15 dakika konuşabileceğini, konuşmak isteyip istemediğini sorarım. İstediğini söyler. Sormak istediği önemli üç soruyu hazırlaması gerektiğini, bu soruları hazırlamak isteyip istemediğini öğrenmek isterim. Bana yardım eder misin, diye sorar. Ona soruları hazırlamasına yardım ederim

Doktorluk hedefine giden yolda yolun hangi aşamalarından oluştuğuna bakmamızın iyi olduğunu düşünür mü, evet iyi olur, der.

Bütün bunları söylerken her bir cümlede bir adım atarım.

Konuşa konuşa, uzun vadeli amacı küçük adımlara böldüğümüzü ve her bir adımın bir zincirin halkaları gibi diğer halkalara bağlandığını ve amaca zaman içinde her bir halkayı tamamlayarak varıldığını anlatırım. Bunun için programlı çalışmak gerektiğini, hem dersi hem de sosyal yaşamı ihmal etmemek gerektiğini söylerim. Bu cümleden olarak ders, spor, arkadaşlar, sosyal yaşam, aileye zaman ve kendine zaman ayırması gerektiği üzerinde dururum. Bütün bunları sürekli konuşacağımızı ve her zaman benimle konuşabileceğini söylerim.

Vermek istediğim temel fikir şu olur: Sen kendi geleceğine yön verebilme gücüne sahipsin; yeter ki iste ve sebat et. Ben sana ancak yardımcı olabilirim ve istediğin zaman seninle konuşmaya hazırım.

Bütün bunları konuştuktan sonra, bu süreç içinde nasıl hissettin, diye sorarım. İyi hissettim, der. Kendini değersiz hissettin mi, sorusuna, tam aksine kendimi değer verilmiş hissettim, diye yanıt verir.

Birinci uygulama ile ikinci uygulama arasındaki temel fark birincisinde denetim bende idi ve ona seçin hakkı vermemiştim. İkincisinde ise, ben ona istediği destek oluyordum, ama her aşamada seçim yapma ve karar verme hakkı ondaydı.

Anne ve baba olarak bu iki yaklaşım arasındaki farkı iyice anlamadan uygulamak zor olacaktır.

Gönüllerinin Muradını Keşfetme

Çocuklarımızın ve sevdiğimiz insanların kendilerini geliştirmelerine yardımcı olabiliriz.

Nasıl yardımcı olabiliriz?

Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz bir ilişki geliştirerek. Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz zaman onları belirli bir yöne çekmeyiz, belirli bir yöne itmeyiz, bir şey yapması için zorlamayız; önce tüm dikkatimizle dinleriz ve onların gönüllerinin muradını anlamaya çalışırız.

Gençler çoğu kez kendi gönüllerindeki muradı keşfedemezler; gönlündeki muradı keşfedebilmek ise kişinin değişiminin ve gelişiminin en can alıcı yönünü oluşturur.

Bir kişinin gönlünün muradını keşfetmesine yardımcı olmak istiyorsanız, o kişiyi dinleyin. Sizin dinlemeniz sayesinde kişi kendini daha iyi anlayacak ve gönlünün muradını keşfedecektir.




kaynak; www.dogancuceloglu.net

Değişmek ve Değiştirmek ( 1 )


alıntıdır...

Doğan Cüceloğlu



Değişmek kimsenin hoşuna gitmez; çünkü kolay değildir.

Seminerlerimde, konferanslarımda, “Değişmek hoşunuza gider mi?” diye sorduğumda, çoğu kere hiç kimse el kaldırmaz.

Aynı gruba, “Bazı yönlerini değiştirmek istediğiniz biri var mı?” diye sorunca yüzlerce el kalkar.

Sorunlarını paylaşmak için benimle konuşanların hemen hemen hepsi, değiştirmek istedikleri çocuklarından, anne ve babalarından –özellikle kayınvalidelerinden, abla veya ağabeylerinden, amcalarından, dayılarından, komşularından, tabii ki en çok eşlerinden söz ederler.

Kendini değiştirmek için benden akıl isteyen hemen hemen hiç olmaz.

Yeni Tanıştığımız Hoşumuza Giden Kişi

Eşler yeni tanıştıklarında birbirlerinden hoşlanırlar ve birbirlerini değiştirmekten hiç söz etmezler. Karşısındakinin hoşuna gitmeyen yönleri olsa bile, yokmuş gibi davranır.

Flörtümüz, doğa gezilerini çok severim, derse, biz de sevdiğimizi söyleriz. Aslında hiç doğa gezisi yapmamışızdır, hatta bu tür gezilere pek istek duymayız, ama onun hoşuna gitmek için öyle söyleriz.

Hiç yemek yapmasını bilmem, derse, önemli değil, zaten ben dışarıda yemeyi daha çok severim, deyiveririz. Aslında, dışarıda yemekten sıkılmışızdır ve evin rahatlığını özlemişizdir.

Erkek futbol maçıyla ilgilendiği için kızda ilgilenirmiş gibi görünür.

Sporla, sanatla, operayla, tiyatroyla ilgili bol bol konuşuruz ve biz de sanat ve müziği çok sevdiğimizi söyleriz.

Böyle başlayan ilişkiler evliliğe kadar gider ve çoğu kez eşlerden biri veya her ikisi, hele bir evlenelim, ben onu daha sonra değiştiririm, düşüncesindedir.

Burada iki soru akla geliyor:1- Neden böyle yapıyorlar? Ve 2- Böyle başlayan evliliklere daha sonra ne oluyor?

Neden Böyle Yapıyorlar?

Bilinçsizlikten böyle yapıyorlar.

Hangi konuda bilinçsizler?

Birçok konuda bilinçsizler:

- Evliliğin ne denli önemli ve ciddi bir ilişki olduğunu, o nedenle dürüst temeller üzerine kurulması gerektiği konusunda bilinçsizler;

- Kendisi istemedikçe, insanları değiştirmenin olanaksız olduğu konusunda bilinçsizler;

- Yalan üstüne kurulmuş bir ilişki içinde kişinin kendi özüne yabancılaşacağı konusunda bilinçsizler;

- Kendi özüne yabancılaşmış bir insanın anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşamı olamayacağı konusunda bilinçsizler;

- Yaşamın anlamlı, coşkulu ve güçlü olmasını amaç edinmeyip, yaşamı mevki, para, mal, mülk ve şöhretin aracı kılmanın yaşamın özüne ters düştüğü konusunda bilinçsizler.

Bu liste daha uzayabilir, ama yukarıda saydıklarım üzerinde düşünülmesi gereken önemli boyutları kapsıyor.

Daha Sonra Ne Oluyor?

Bir insanı daha sonra değiştiririm düşüncesiyle kurulan evliliklerde eşler, evlendiği kişinin özüyle değil, kendisine getireceği ‘şey’le ilgilenir. Bu ‘şey’ mal, mülk, sosyal statü, mevki ve benzeri olabilir.

Evlendiğim kişi elde etmek istediğim ‘şey’in aracıdır.

Evlendiğim kişinin benim yaşamımdaki anlamı yaşamıma getirdiği ‘şey’den daha fazla olamaz.

Böylece eşler birbirlerini elde etmek istedikleri ‘şey’lerin aracı olarak görürler ve bu evlilikten istedikleri eşini işine yarayacak araç haline getirmektir.

İşine yarayacak araç haline getirmek için eşinin değişmesini ister.

Bu tür evliliklerde yüzler dost görünürken özler birbirine düşman olmaya başlar.

Evliliği sürdürmek isteyen eş, kendisinin araç olarak kullanılmasına rıza göstermeye başlayınca, kendi özüne yabancılaşır. Kendi özüne niçin yabancılaştığını içi bilir; daha doğrusu sezer. Kendisini araç olarak kullanan eşine içten içe müthiş bir öfke ve kin duyar. O nedenle bu tür evliliklerde yüzler dost ama özler birbirine düşmandır.

Bu tür evliliklerde oluşan yakın düşmanları değişik sosyal ortamlarda gözlemek mümkündür; otuz yıl evlidirler ve o lokantada oturdukları bir saat içinde birbirlerine söyleyecek hiç bir şeyleri yoktur. İkisinin de suratı asık boşluğa bakar dururlar.

Kadın kendini çocuklara verir ve onları denetlemek ve yaşamın bütün anlamını onlarla ilişkisinden çıkarmak için çocuklarının bağımsız kendine güveni olan insanlar olarak yetişmesine olanak yaratamaz. Bu tür annelerin çocukları ana bağımlı olmaktan kurtulamazlarsa kendi evliliklerinde mutluluğu bulamazlar. Anne çocuklarının evliliğine sürekli burnunu sokar ve onlara rahat vermez.
Erkek kendini işe verir. “Ailesi için para kazanan fedakar baba” rolüne girer ve çocuklar babaya hasret büyür. Babadan babalık görmeyen, anne tarafında sürekli denetlenen ve kullanılan çocuklar duygusal olgunluğa erişemezler; onlar da kendi anne ve babaları gibi birbirlerini bir ‘şey’ için araç olarak kullanan evlilikler kurarlar ve bu hastalıklı durum kuşaktan kuşağa aktarılır gider.

İnsanların Sahibi Değiliz

Hayatlarını kolaylaştırmak için insanlar birçok şeyi değiştirir. Koltuk takımının yüzünü, evinin boyasını, arabasını, televizyonunu, tabağını, masasını, mutfağını değiştirir.

Neden bu değişiklikleri yapmak ister?

Hayatını kolaylaştırmak ve istediklerini elde etmek için.

İnsanlar bir diğerinin huyunu, suyunu aynı nedenden değiştirmek ister. Kadın hayatını kolaylaştırmak ve kendi istediğini elde etmek için kocasının huyunu suyunu ve davranışını değiştirmek ister; erkek de kendi istediklerini elde etmek için karısını değiştirmek ister.

Burada gözden kaçırılan en önemli nokta şudur: sahip olduğumuz eşyaları istediğimiz zaman değiştirebiliriz. Hiçbir koltuk takımı, masa ya da mutfak, beni niçin değiştiriyorsun, diye itiraz etmez ve direnç göstermez. Ama insanların sahibi değiliz.

İnsanların değişmesi için insanın bizzat kendisinin değişmeyi istemesi ve bu zahmetli uzun süreçte ısrarla işin peşini bırakmaması gerekir.

Bir insanın kendini değiştirmesi, çok istese ve kendini bu değişime yüzde yüz adasa bile, çok zahmetli ve zor bir süreçtir.

Değişmenin zahmetli ve zor bir süreç olduğunun farkında olmak yetişkin olgun biri olmanın önemli adımlarından birini oluşturur.



Doğan Cüceloğlu



kaynak; www.dogancuceloglu.net


Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...