Her gün yeni bir başlangıçtır!

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Zikrin bize yansıması..

Beyin belirli "zikir" türleri ile yeni açılımlara kavuşur ve bundan dolayı da kişinin gerek dünya yaşantısı ile alâkalı, gerekse de ölüm ötesi yaşantısını etkileyici bir biçimde sayısız etkiler meydana gelir dedik.

Şimdi hemen burada şu sual akla gelir...

Yogada genellikle kullanılan ve budizmde "mantra" kelimesiyle tanımlanan özel anahtar kelimeler vardır ki, bunların yogada trans ya da teveccüh ya da yönelim gibi kelimelerle kastedilen hâllerde tekrarı söz konusudur. Bundan başka böyle bir kelime de kendisi bulup; bu kelimeyi tekrar ederek bir şey elde edemez mi insan?..
Bu sualin cevabını tam olarak anlayabilmek için çok geniş boyutlarda meseleye bakmak mecburiyetindeyiz!..
İslâm'daki "zikir" kelimeleri olan Allâh'ın isimleri, esas olarak varlıkta yürürlükte olan mânâlardır ve beyinde de bu mânâları ortaya çıkartıcı devreler zaten kozmik plandan düzenlenmiştir. Siz bu kelimeleri tekrarlayarak, beyninizin kozmik plana göre bir tür frekans ayarlarını yaparsınız ve evrensel mânâlar ile iletişim içine girersiniz!.. Meleklerle görüşmeye başlarsınız!..
Oysa bu anlama gelmeyen "mantra"larla sadece beyinde rastgele bir hassasiyet, alıcılık oluşturursunuz ki, bu da sizin "CİN" denilen dumansız ateş-manyetik bedenli varlıklarla iletişim kurmanıza yol açar!.. Bunların ise en iyileri bile pek çok şeyden mahrum kalmanıza yol açar!
Yani özetle, İslâm'daki "Allâh isimleriyle" zikir, sizde Allâh'a yaklaşma ve O'ndaki sayısız özellikler ile bezenme hâli oluştururken; bunun dışındaki kelime tekrarlarının beyninizde oluşturacağı hassasiyet - alıcılık sadece "cin"lerle bağlantı kurmanıza sebebiyet verir. Bu da neticede onların sayısız şekillerde sizi aldatmalarına ve sizin de hiç farkında olmadan onların hükmü altına girmenize yol açar.
Öyle ise her hâli, ilâhî mânâları zâhire çıkarmak suretiyle zikirde olan varlıklar ile oluşturulan bağlantılar, o zikrin bize yansımasına yol açacaktır... Ki bu da canlılar olan yıldızlarla oluşur...
Evrendeki tüm varlıklar, varedenin sayısız özelliklerinin aşikâre çıkmasına vesile olmak gayesiyle ve sanki o özelliklerin yoğunlaşması suretiyle oluşmuştur. Bir diğer ifade ile; tüm takımyıldızlar, yıldız birikimleri olan galaksiler hep vareden mutlak varlığın sayısız isimlerinin ve vasıflarının yoğunlaşmış hâlleridir gerçekte!.. Ve bunların yaydıkları sayısız kozmik ışınım dahi kendilerini oluşturan mânâların tüm varlığa yayılmasından başka bir şey değildir.

Ahmed Hulusi-

Bugüüünnnnn:)



Düşüncelerim genelde olumsuz, kritize eden ve yargılayan türden ise ve başıma düzenli olarak benzer hadiseler geliyorsa... bir durup günlük düşündüklerime bakmalıyım...
İyileşmem ve şifalanmam başladı bile. 

Vücudum kendi kendine iyileşmesini zaten biliyor. 
Birikmiş negatif çöpleri atmanın şu an tam zamanı. 
Vücudumu seviyorum, düzenli vücuduma faydalı, canlandırıcı ve arındırıcı yiyecekleri ve içecekleri bilinçli seçiyorum. 
Yaşadığım ortamı şifalandırmam kendimi daha iyi hissetmek için ortamımı düzenliyor ve değiştiriyorum. 
Bana keyif veren şeyleri yapıyorum. 
Yeni yaşamım ve değişmem affetmeyi öğrenmem ile başladı. 
Kalbimdeki sevginin beni tamamen yıkamasını ve tüm olumsuzlukları vücudumdan alıp götürmesine kalbimi açıyorum. 
İçimdeki derin bilgeliğe tamamen güveniyorum. 

26 Ağustos 2014 Salı

Şarkılardan fal tuttum ikimize kaç kere :)




Bazen de

 ................hayatımızda öyle olaylar yaşarız ki;o anda bu olaylar bize korkunç, acı dolu veya haksız gibi görünür.Her olayın bir gerçekleşme nedeni ve her karşılaştığımız insanla bir karşılaşma nedenimiz vardır. Hiçbir şey tesadüfen gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, bizi test eden olaylardır!

Gaza gelmek:)



EVRENSEL ÇEKİM YASASI


** Ben huzurlu bir insansam hayatıma huzurlu insanları çekerim. Ama dikkat edin, yüzümde mutluluk maskesi varsa ve içimde mutluluk ve huzur yoktur.
**Bu maskeyle birçok kişi dolaşıyor, hayatıma mutlu insanları çekemem. Sadece bana yalan söyleyen ve maskeli insanları hayatıma çekerim.

Herkesin merak ettiği bir konu var. Nedir bu Çekim Yasası?

Aslında çekim yasasının içerisinde yaşıyoruz. Yaradan’ın yarattığı sistem zaten çekim yasasıyla çalışıyor.
Güneş dünyayı ve diğer gezegenleri çekiyor, diğer gezegenler ve dünya güneşin etrafında dönüyor. Dünya ayı çekiyor, ay da dünyanın etrafında dönüyor. Güneş de Samanyolunun etrafında gezegenlerle birlikte dönüyor. Büyük enerji daha küçük enerjiyi etrafında döndürür ve kendisine doğru çeker. Bu çekim yasasıdır.
Kainattaki her zerre çekim gücüyle titreşiyor ve çalışıyor. Bir mikroskopta hücrelerimizin derinliklerine bakacak olursak, göreceğimiz şudur; Nötron, Proton, Elektronlar ve daha da derinliklerde IŞIK ! . Evet ilginç değil mi? Bedenimizin temelinde IŞIK var. Yani temelimizde enerjiden oluşuyoruz. Evren moleküler düzeyde, atom düzeyinde çalıştığından aslında her şey bir ışık. Kainat, bu gezegen ve bizler ışığın yoğunlaştırılmış haliyiz. Maddeye dönüştüğü haliyiz.
Şimdi bu çekim yasasını kendi hayatımızda ki yansımasını inceleyelim.
Bir insanı enerji santrali gibi düşününüz. Beynimiz ve bedenimiz bir enerji üretir. Bu enerji bir gezegen mantığı ile bakarsak, kendine doğru bir şeyler çekmeye başlıyor. İşte asıl nokta burası. Şu an okuyacaklarınızı ilk başlarda benim yaptığım gibi, sizler de reddedebilir ya da saçma diyebilirsiniz.
DÜŞÜNDÜĞÜN HER ŞEYİ KENDİNE ÇEKERSİN
Hazır olun ! Düşündüğün her şeyi kendine çekersin. Düşündüğün her şeyi kendin oluşturuyorsun. Yani, bugün her ne yaşıyorsan, aslında daha önce düşündüğün için yaşıyorsun. Yarın her ne yaşayacaksan, bugün onu düşündüğün için yaşayacaksın. Yaşadığınız olayların çoğunu, yaşamadan önce beyninizde oluşturuyorsunuz.
Çekim yasasına bir örnek verecek olursak; ben mutlu bir insansam, hayatıma mutlu insanları çekerim. Ben huzurlu bir insansam hayatıma huzurlu insanları çekerim. Ama dikkat edin, yüzümde mutluluk maskesi varsa ve içimde mutluluk ve huzur yoktur. Bu maskeyle birçok kişi dolaşıyor, hayatıma mutlu insanları çekemem. Sadece bana yalan söyleyen ve maskeli insanları hayatıma çekerim. O yüzden yapmanız gereken çok basit.
Çekim yasası çok basit.
Ne düşünürsen onu çekersin.
Ne ekersen onu biçersin.
Benzer enerjiler benzer enerjileri hayatına çeker. Derler ya davul bile dengi dengine, enerji de dengi dengine. Yani eğer ben dipteysen hayatıma dipteki insanları ve dipteki olayları çekerim (iptal). Eğer ben yüksekteysem hayatıma yüksekteki olayları ve yüksekteki insanları çekerim, çekim yasası (para parayı çeker derler ki DOĞRUDUR !).
HAYATINIZA NEYİ ÇEKMEK İSTİYORSANIZ ONU DÜŞÜNÜN
Eğer benim hastalık korkum varsa, hayatıma hastalıkları çekerim. Benim başarısızlık korkum varsa hayatıma başarısızlıkları çekerim. Hata yapma korkum varsa her zaman hata yapmama sebep olacak olayları ve insanları hayatıma çekerim.
İlk başlarda kabul edilmesi oldukça zor gelir insana. Çünkü yaşadığımız sıkıntılar için suçlayacak birilerini bulmuştuk. Şimdi OK bize doğru döndü. Kurduğumuz bütün sistem bir anda yıkılıverdi. Benim öyle olmuştu. Yaşadığım tüm aksilikler ve olumsuzluklar için suçlayacak birileri her zaman vardı. Bazen de kendimi tabi… Şuan neler hissettiğinizi anlayabiliyorum…
Evet yola devam ediyoruz…
Hayatınıza neyi çekmek istiyorsanız onu düşünün. Seçim yine size ait, ister olumluları düşünün, ister olumsuzları düşünün. Bu haftanızı nasıl yaşamak istiyorsunuz onu düşünün. Hayat bir çekim yasası, hayatınıza neyi çekmek istiyorsunuz, ne yapmak istiyorsunuz?
Nerede takılı kaldınız hayatınızda bir gözleyin, takılı kaldığınız her şeyi daha önce hayatınıza siz çağırdınız. Düşündüğünüz her şeyi hayatınıza siz çağırdınız. Çekim yasası budur.
Olumlu da gerçekleşir, olumsuz da gerçekleşir. Eğer mutlu bir insansanız, pozitif bir insansanız olumlu düşündüklerinizi çok hızlı hayatınıza çekersiniz.
Eğer negatif bir insansanız bütün olumsuzlukları, dertleri, hastalıkları, sorunları kendinize çekersiniz. O yüzden yapmanız gereken arınmayı seçmek.

Alıntıdır..

21 Ağustos 2014 Perşembe

50 den sonra bırakılması gerekenlermiş, dursun bir köşede elbet lazım olacak:)





1... Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın. 

Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle "affetmeyi öğrenin". Affedemiyorsanız, en azından "kayıtsız kalın". 

2... Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.

Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.

3... Minnet duymama huyunuzu bırakın.

Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin "geldiğine" odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları "parlatın".

4... "Ümitsiz vaka" arkadaşları bırakın.

Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın. 

5... Karmaşayı bir tarafa bırakın.

İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir "iş". Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.

6... Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.

"Karmaşık insanlar" ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama "kafası karışık insanlar" ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.

7... Daha fazlasını istemeyi bırakın.

Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.

8... Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.

40'ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var... Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda... Fark etmez. Sorun "estetik" değil, sağlık. Fazla her kilo 50'lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.

9... Her şeye evet demeyi bırakın.

Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe "evet" demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!

10... Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.

Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?


***


Aslında bana sorarsanız tüm bunları bırakmak için hiiç 50 lili yaşları beklemenize gerek yok!
Hemen şimdi bırakın:)

19 Ağustos 2014 Salı

Astrolojik bir not:

Öner Döşer yorumu
Bu sıralar sık soruluyor "agresyon var neler oluyor?" diye. Malum, iyicil gezegenler olarak tanımlanan Venüs ve Jüpiter'in kavuşumunu deneyimliyoruz. Hoş ve güzel enerjiler devrede. Ama bir taraftan da kötücül gezegenler olarak tanımlanan Mars-Satürn kavuşumu deneyimliyoruz. Aslında hiç bir gezegen iyi veya kötü değildir. Barış, huzur, kolaylık, rahatlık, refah ve esenlik ifade ettiği için Venüs ve Jüpiter iyicil; mesuliyet, baskı, mücadele, daralma, huzursuzluk ifade ettiği için Mars ve Satürn kötücül olarak tanımlanır. Her neyse, şimdilerde bu iyicillerle kötücüller Aslan-Akrep burçlarından birbirleriyle dik açı yapıyorlar; agresyon buradan kaynaklanıyor. Transit Ay'ın sabit burçlarda bulunduğu zamanlarda bu dik açıyı tetiklediği zamanlar (Boğa, Aslan, Akrep, Kova burçlarında iken) bu agresyon daha da belirginleşiyor. Geçtiğimiz hafta sonu Ay Boğa'daydı ve tetiklenme oldu. Bu hafta sonu Ay Aslan burcunda iken de olacak. Cumartesi ve Pazar günleri yani.
25 Ağustos'ta Başak burcunda yeniay var. Mars-Satürn kavuşumu da kesinleşiyor (yani bu ikili tam olarak aynı boylamda bulunacaklar). 17 derece Akrep'te olacak bu tam kavuşum, 2 derece toleransla, 19 derece Akrep'te sabitlenen Serpentis ile bileşiyor. Serpentis, ya da 19 derece Akrep lanetli olarak kabul edilir ve etkileri pek hayra alamet olarak görülmez. (Bazı olumsuz dereceler vardır. Sadece 19 derece Akrep değil. Mesela 29 derece Boğa, 29 derece Aslan) Kötücül ve olumsuz etkileri ifade ettiği söylenir. Özellikle de Horary Astroloji'de, Jacopson gibi bazı usta astrologlar, evlilik ve ortaklık ya da hayvanlarla ilgili sorularda gösterge Serpentis ile birleşiyorsa, olumsuz yönde cevap verirler. İki kötücülün Serpentis ile birleşiyor iken tam kavuşumda olması, 25 ağustos civarındaki günlerde evlilik, ortaklık gibi konular başta olmak üzere, sağlık ve güvenlikle ilgili konularda dikkatli olmak gerektiğini gösteriyor. İlerleyen günlerde daha fazla bilgi vereceğim. Ama panik ve endişeye gerek yok! Hiç bir astrolojik etkiyi, onu endişe ve korkuyla büyütmemiz doğru olmaz, unutmayalım. Sadece uyanık ve farkında olalım. Ne zorlu açılar geldi geçti. Evet bazı stresler atlattık, ama hayatın akışı içinde bu her zaman olan bir şey. Bizler elimizden geleni yapmak, içinde bulunduğumuz durumları daha iyi idare etmek için irade göstermekle mükellefiz. Takdir edemeyiz, belli bir ölçüden fazla yönlendiremeyiz. Üstümüze düşeni yapalım, önemli olan bu! 

18 Ağustos 2014 Pazartesi

DIY -Kendin yap-Projesi




Hmm.. acaba hangi kotumu gözden çıkarsam?
Şu an sadece bunu düşünüyorum :)

Astrolojik bir bilgi, ajandaya not düşülsün:)

18 agustos venüs jüpiter kavuşumu pek çok ateş grubu ve hava grubu burcuna çok iyi gelecek bilhassa; aslan yay ve koç kova terazi ve ikizler güzel günler geliyor sizlere..

Oğuzhan Ceyhandan alıntıdır..



Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...