Her gün yeni bir başlangıçtır!

1 Eylül 2014 Pazartesi

-Tebdili mekanda ferahlık varmış!-


"Nereye gidersem gideyim o sıkıntı benimle" demeyin. Tüm mekanların farklı enerjileri vardır ve hatta odada bir objenin yerini değiştirmek bile enerjinin akışını değiştirip ruh halinizi olumlu yönde etkileyebilir.




Bloğum ve bende enerjimizi şarj etmek, yenilenmek, tazelenmek üzere sezon finali yaparak:) 
tatile çıkıyor,
 yeni yayın döneminde tekrar görüşünceye kadar esenlikler diliyoruz:)


Bu arada dönünceye kadar Facebook NRL sayfasında günlük olumlamalar otomatik yayınlanmaya devam edecek.


Hoş geldin EYLÜL!:)



Bugün



31 Ağustos 2014 Pazar

Pinteresten "pin"lediklerim:)

Pinterest diye bir site var. Burada insanlar enfes fotoğraflar paylaşıyor ve bu fotoğraflar arasından inanılmaz güzel fikirler çıkabiliyor..
Bu resimlere bakarken isterseniz sadece beğenip geçerken isterseniz de kendi sayfanızda özel bir albüme aktarıp denenecekler arasında olarak PİNliyorsunuz:)

Bundan böyle pinteresten beğendiğim fotoğrafları sizle de paylaşayım diyorum..

Bugünkiler masa düzeni ile alakalı oldu biraz..








“ACI BEDEN”



Çoğu insan, geçmişte kalan fakat hala yüzleşemediği birçok olay için, acı çeker... Olay geçmişte gerçekleşmesine rağmen, bize verdiği acı bu gün bile tazeliğini korur. Tamamen yüzleşemediğimiz, korkup karanlıklara ittiğimiz, kabullenmediğimiz, serbest bırakmadığımız birçok olumsuz duygu ve hatıra bir araya gelerek hayatımızı cehenneme çevirir. Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik dönemlerine yaşadığımız olaylar içimizde bir tortu bırakır. Bu tortular ise gün geçtikçe ağırlaşır ve taşınmaz hale gelir. Hatta biz büyüdükçe, taşıdığımız acıda büyür.

İçimizdeki acı, bizden beslenir, bedenimizden beslenir. Var olması için de mutsuzluğa ihtiyaç duyar. Bu demek oluyor ki, içimizde sürekli mutsuzluk ve duygusuzluk arayan bir şey var... Eğer ona teslim olursak, acı bağımlısı olacağız. Etrafta kendini acınacak halde hisseden ve acı bağımlısı olup hayata küsen birçok insan var...

Olumlu duygular bize pozitif enerji verir. Olumlu duygular içindeyken adeta evrendeki enerjiyi emdiğimizi hissederiz. Peki, olumsuz duygular? Olumsuz duygular bize sadece acı getirir. Bu acı, bedenimizdeki enerjiyi emer. Omuzlarımız düşer, sessizleşiriz. Bir köşeye çekilip etrafı izleriz. Sanki bu hayat bizim değil de misafirliğe gelmiş gibi davranırız. Olumsuz duygular, bizi endişelendirir. Bu duygu referansları bize öfke verici ve endişe verici anıları hatırlatır. Sonra kendi kendimize “ben ne kadar şanssızım. Her şey beni bulur. Şu hayatta yüzüm gülmedi” türünde olumsuz telkinler vermeye başlarız.

Bu olumsuz düşünceler, freni patlamış bir kamyon gibi hızla çarpar bize. Birbiri ardına akar içimize. Eğer içimizdeki bu sese ve olumsuz duygulara bir dur demezsek, birkaç saat belki birkaç gün içinde bulunduğumuz durum değişmeyecektir. Stres ruhumuzu etkilediği gibi, bedenimizi de etkiler. Önce düşünmekten başımız ağrır. Sonra midemiz yanmaya başlar. Sonra bir bakarsınız koskoca dünya dar geliyor size. Böyle olmasının sebebi, içinizde bir yerlerde acıdan hoşlanan ve acı çektikçe büyüyen bir şeyin var olmasıdır.

Bağımlılıkların birçoğu, acının tüm bedeni ele geçirmesi ile gerçekleşir. 
Beden artık “ACI BEDEN” halini alır. Acı beden etrafa mutsuzluk saçar, önemsiz meseleleri abartır. Bazı insanlar, içlerinde bitmek bilmeyen bir nefret taşırlar. Eski bir arkadaşa karşı, eski eşine karşı ya da ortağına karşı bitmek bilmeyen bir nefret taşırlar. Bu gün haberleri izlediğinizde başından sonuna kadar olumsuz duygu sattığını görürsünüz. Televizyonlarda, en çok izlenen film ve diziler acı ve üzüntü konularını işleyenlerdir. O halde sormadan edemeyeceğim! Bizler acıdan zevk alır hale mi geldik?

Acı bedenden nasıl kurtuluruz? Öncelikle şimdide kalmayı, farkındalığı keşfetmemiz gerekir. Ne bana acı veriyor? Bundan nasıl kurtulurum? Nasıl barışırım? Nasıl çözerim? Geçmişle barışmadan, geçmişi affetmeden acıdan kurtulmamız mümkün değil. Güzel düşünceler, güzel duyguları kendine çeker. Kötü düşünceler ise karanlığı bize çeker.

Acı bizden kaynaklanıyor. Sadece farkına varmamız gerek. Dalgın bir hale büründüğünüzde, içinize kapandığınızda farkına varın. Acı ve olumsuz duyguların saldırısı başlıyor demektir. Bu akut durumdan kurtulmak bizim elimizde. Elimizde sadece şimdiki zaman var. Geçmiş, zaten geçti. Gelecek ise bir düşten ibaret. Tek servetim şu an. Kaybetmek istemiyorum. Geçmişin tozları ile elimdeki tek gerçek olan “AN” ı kaybetmek istemiyorum. Geçmişle barışıyorum. Gelecek için düş kuruyorum. Kendimi affediyorum. Acı bedenimi gömüyorum, yeniden doğuyorum...

Acı beden aşırı tepkilidir. Üzgün, kırgın, öfkeli olmak için bir sebep bulur kendine. Ayrıntılara takılır, geçmişe takılır, önceye takılır. Kısacası acı beden her şeye takılır. Bizim görmezden geldiğimiz ufak tefek şeyler, acı beden için çok önemli gerçeklerdir. Şu bir gerçek ki, problemli insanlar, kendi enerjilerini tükettikleri gibi, çevrelerindeki insanlarında enerjilerini ciddi biçimde azaltırlar. Örneğin bir arkadaş grubu ile kamp yapmaya gittiğinizi varsayalım. İçinizden biri sürekli şikayet ediyor. Çok yoruldum. Çok üşüdüm. Çok acıktım. Herkes aynı şartlarda olmasına rağmen, acı ile ayrılamayan bir dostunuz her şeyden şikayet ediyor. Böylece tüm grubun motivasyonu bozuluyor. İkinci defa bir gezi yapmak istediğinizde bu arkadaşa haber vermezsiniz. Çünkü sürekli çatışma halinde ve bir huzursuzluk denizinde yüzüyor.

Kendini tanıyan insan, gerçekle yüzleşir. Kendini tanıyan insan, her şeyin farkındadır. Unutmayın, ne zaman şikayet etmeye başlasak, kendimizi şanssız hissetsek, olumsuz duyguların esiri olsak, endişelere kapılsak acı beden bizi ele geçirir. İşte tam o anda, farkına varın. Elinizdeki tek şeyin, tek varlığınızın şu an olduğunu unutmayın. Şu anı kendinize ve çevrenize zehir etmeyin... Tekrar tekrar geçmişi yaşamayın, o acıları sırtınızda taşımayın. Bilinçsizlik acı getirir. Farkındalık ile şu ana geri dönün.


alıntıdır..

Karar no: 1873548958474774 :)

Sevgili bilinçaltım. Şimdi sana, güvende olmak için gerekli olan yeni kararımı bildiriyorum:

• Sevilmek ve takdir edilmek için, mükemmel olmak zorunda değilim.

• Kendimi seviyorum ve olduğum halim, zâten tam ve eksiksizdir.
• Ben sâdece, o anda yapabildiğimin en iyisini yaparım. Ve o işi yaparken de, bunun keyfini çıkarırım.
• Yaptığım iş, beni değerli ya da değersiz yapmaz.
• Başarılı ya da başarısız yapmaz.
• Ben nasılsam, zâten öyle iyiyimdir.
• Bu kararımı uygulamanı istiyorum.
• Bunu bütün hücrelerime iletmeni istiyorum.


TEŞEKKÜR EDERİM:)






MUTLU Pazarlar:)

Varlığın öyle bi sevinç ki burnumda çilekli sakızımın kokusu..
Dertlerimi sayfa sayfa savurdum mümkünse gelmesin yenisi.. :) 




30 Ağustos 2014 Cumartesi

Günün sözü:

Konuşmadan önce düşün ki konuştuktan sonra düşünmeyesin... 
[W. Shakespeare]





An’ı yaşayın...


“Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.”

Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz. Önemli olan tek an şimdidir.

Einsteindan:)





"‘An', o ‘An'dır!.." (El ân kemâ kân!)

Evet... "An",  o "An"dır!.. Yani, tüm varlık O tek "An"içinde yerleşiktir!..
Bu da Rasûlullâh (aleyhisselâmdan..


29 Ağustos 2014 Cuma

“Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim.."

.... Birini yanında tutmayı bilmez ama onun yokluğunu da istemez.
Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak için mücadele etmez. 'Bağlanmaya cesaret edemez ama ondan tamamen kopmayı da beceremez'.

Ne sevilmekten vazgeçer, ne sevmeyi bilir. Hani çok sonra zaman geçer savrulurlar ya,
O zaman dökülür dudaklardan, itiraf edercesine;

“Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim.." 
Can Dündar







Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...