26 Ağustos 2016 Cuma

Dobralık mı patavatsızlık mı?



Ben dobrayım içimdeki neyse dışımda o..

Dobrayım ama ben diyerek öyle canımızın istediği gibi konuşma hakkımız yok.
Dobralıkla patavatsızlığı birbirine karıştırıyor bazılarımız..
Bir insan söyleyeceği şeyin nereye varacağını hesap etmelidir. Her şey her yerde söylenmeyebilir. Karşınızdakine rahatsızlık verebilir zor duruma sokabilirsiniz, bunlar da düşünülmeli..
Dolayısıyla karşınızdaki de size hoşlanmayacağınız tepkiler verebilir.
İstediğini söyleyen istemediğini işitir.


25 Ağustos 2016 Perşembe

BASİT YAŞA MUTLU OL-



Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır..
"Sadece kendi davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. diğerlerinin değil" gerçeğini tartışmasız kabul edin. 
Ne kadar büyük ve acı verici olursa olsun sorunu kabul edip yüzleşin. Üzüntüyü çekmeden çözüp üretip güçlenmeniz mümkün değildir!
Geçmişe saplanıp kalmayın değiştiremeyecekleriniz için yanıp yakılmak, pişmanlık duymak faydasızdır.
Esneme ve uyum yeteneklerinizi geliştirin. Katı prensipleri olmak kişilik gücüne işaret etmez. Temel özelliklerinizi koruyarak değişime açık olun.Sevdiğiniz insanların değişimi için fırsat tanıyın.




Ülkemizin geçtiği bu zorlu süreçte selameti ve feraha çıkması için toplu çalışma

* facebook sayfasında ve grubumuzda yapılan çalışmaları istek üzerine bloğa da ekledim


Tüm dualarımız askerimizle.. Fetih suresinin ilk 4 ayetini okuyarak bir niyet zinciri başlatıyoruz okuyanlar yoruma bildirirse sevinirim.

Oturduğumuz yerde elimizden gelenin en iyisi -vereceğimiz en büyük destek DUALARIMIZDIR.
Allahım tüm askerimizi, güvenlik güçlerimizi, devletimizi milletimizi birlik ve beraberliğimizi korusun. Güvende emniyette ve selamette kılsın.



1. İnna fetahna Ieke fetham mübına
2. Li yağfira IekeIIahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yütimme nı'metehu aIeyke ve yehdiyeke sıratam müstekıyma
3. Ve yensurakeIIahü nasran azıza
4. HüveIIezı enzeIes sekınete fı kuIubiI mü'minıne Ii yezdadu imanem mea ımanihim ve IiIIahi cünudüs semavati veI ard ve kaneIIahü aIımen hakıma




ANLAMI:

1. Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.
2, 3. Ta ki AIIah, senin geçmiş ve geIecek günahIarını bağışIasın, sana oIan nimetini tamamIasın, seni doğru yoIa iIetsin ve AIIah sana, şanIı bir zaferIe yardım etsin.
4. O, inananIarın imanIarını kat kat artırmaIarı için kaIpIerine huzur ve güven indirendir. GökIerin ve yerin orduIarı AIIah'ındır. AIIah hakkıyIa biIendir, hüküm ve hikmet sahibidir.




Tüm güzel duygularınızla birlikte niyeti 3 kez okuyun bunu yaparken pek çok kişinin güzel enerjisi ile bir araya gelip bir sevgi çemberine dahil olduğunuzun farkında olun ve birlikten kuvvet doğduğunun yüzlerce insanla aynı anda aynı şeye niyet ederek ne kadar büyük bir enerji alanına dahil olduğunun farkında olun.

KORUNMA DUASI:

Niyet ediyorum bu Niyet Çemberine sevgi ile katılmaya, ve bu Çemberde yer alan tüm arkadaşlarımla tüm güzel enerjim ve sevgimle bir araya gelmeye.. Bu niyet çemberinin üyelerinin fiziksel ve ruhsal olarak tamamen sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı zengin ve bereketli olmalarını ve kendilerini çok iyi, güçlü, huzurlu, mutlu hissetmelerini seçiyorum. Niyet Çemberinde yer alan her bir gönül dostumun tamamen güvende olmasına ve bütünüyle korunmasına niyet ediyorum. Niyet Çemberinin bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu enerjileri sevgiyle kabul ediyorum.



Ve son olarak:



Allahın Ya Hafiz ve Selam esmaları korunmak içindir sayısız sürekli dilinizde olması sizin etrafınızda koruma kalkanı oluşturacaktır. Ayrıca Ülkemizin geçtiği bu zorlu süreçte selameti ve feraha çıkması açısından "Ya Selam"çok önemli bir esmadır.
Şöyle bir niyet çemberi oluşturabiliriz. Her akşam yatmadan önce veya istediğiniz her zaman gözlerinizi kapatın ve ülkemizin etrafında tüm bu çalışmaya katılanlarla elele tutuştuğunuzu imgeleyerek esmalarınızı okuyun ve içeri doğru enerjinizi üfleyin


24 Ağustos 2016 Çarşamba

...


Karşındaki asla senin istediğin gibi olmayacaktır. O kendi gibidir!
Seviyorsan uyumlu ol; sevmiyorsan sana uyanı ara! Zorlama sonuçsuzdur.
- - -
“#Allah, her bir insanı, bir gaye ve bir amaç için yaratmıştır; ki kişi, ancak, o yaradılış amacına uygun olarak kendisine kolaylaştırılmış davranışları ortaya koymak suretiyle, #Yaratan’ın yaratış hedefine ulaşır… Ki; bu da onun fıtrî kulluğudur!”
Eğer bu cümlenin mânâsı beynimizde yer ederse; bu cümlenin anlamını idrak edersek; bu anlamı hazmedebilirsek; bizde kızma ve sinirlenme, eksik, yanlış, kusur görme gibi hâller kalmaz!
Biliriz ki, o kişinin yaratılış amacı, senin yanlış dediğin, kusurlu bulduğun davranışı ortaya koymaktır!
Zaten, böyle bir davranışı ortaya koymak amacı ile yaratılmış bir kimseye, “Niye bunu böyle yapıyorsun?” demeye senin hakkın var mı? Sen böbrekten, kalp görevi yapmasını bekleyebilir misin?
İşte bu tek cümle, Kurân-ı Kerîm’in anlattığı SİSTEM ve DÜZENİN özü ve özetidir!..
AHMED HULUSİ-


"Her şeyde bir hayır olduğunun bilincinde ol ve de bil ki, her deneyim senin büyümene ve olgunlaşmana yardımcı olması için sana verilmiştir.



"Her şeyde bir hayır olduğunun bilincinde ol ve de bil ki, her deneyim senin büyümene ve olgunlaşmana yardımcı olması için sana verilmiştir. Sen, deneyimlerini ilk elden bizzat yaşamasan, insanları anlayamaz, onlara kalbini açamazdın. Tam tersine, onlara mesafeli durur, onları yargılar ve kınardın. Ne kadar zor ya da garip olsalar da deneyimler, sana belli bir amaçla verilmiştir; o yüzden, o amacı bulmak için kendine zaman tanı. Her şeyin içinde Yaradanın elini görmeye gayret et. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve şans ya da güzel rastlantı diye bir şeyin bulunmadığını anlamaya çalış. Kendine en iyiyi ya da en kötüyü çekebileceğinin farkında ol. Kendine çektiğin huzur, berraklık, rahatlık ya da kaos ve kargaşa olabilir. Bu senin içinden gelir, senin bilinç seviyenden gelir. O yüzden etrafındakileri suçlamamalısın. Bir salyangoz her şeyini kendiyle beraber taşır, evini bile. Sen de her şeyini içinde taşıyorsun ve de dışarı yansıyan da budur."


İçimideki kapıları açmak


Hikaye: Verdiklerin senindir!

Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir.

Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır.”Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.
Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum” 

Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir.
Emerson’un dediği gibi: “Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.” Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir.
Kendinin en iyisini vermeye bugün başla. Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver. Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver. Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya. Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemlisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar. Ne verirsen kendine veriyorsun. Şunu daima hatırla: Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin. Verdiklerin ise senindir.

NİLGÜN


23 Ağustos 2016 Salı

Lanet ne demek?

Son zamanlarda Lânet okumak doğru mudur- değil midir ile ilgili bir sürü paylaşım dolanıyor.
Lânet bir insanın Allah'ın rahmet ve affından uzak kalmasını dilemektir.
Allahta Kuranda lanet etmiştir. Kur’an’da “lanet”, inançsızlar, bozguncular, fitneciler, yalancılar için yapılmıştır.
(Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

Burada önemli olan o kimsenin bunu hak edip etmediği hususudur.
Gelişigüzel öyle her kızdığınıza lanet okumak doğru değildir.


“Muhakkak, lânet bir kimseye tevcih edildiği zaman ona yönelir. Eğer ona bir yol ve menfez bulursa (o kimse lâneti hak etmişse) onda kalır. Lânet hakkı değilse, 'Ey Rabbim, falan kimseye yöneltildim, fakat ona ne bir yol ve ne de bir menfez bulabildim.' der. Kendisine, 'Geldiğin yere geri dön.' denilir."


En doğrusu ve güzeli Allaha havale etmektir.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Neden Hasta Oluruz ve Nasıl Gerçekten İyileşebiliriz?



Hastalık, bedenin enerji sistemindeki dengesizliktir. Her hastalığın ruhsal bir amacı vardır: bizim nerede dengesiz olduğumuzu göstermeyi ve gelişmemizi motive etmeyi sağlar. Bedenin enerji sisteminin bazıları tıkandığında dengesizlik oluşur. Bu tıkanıklık, hücresel ve sistemsel durgunluğa yol açar. Bu durgunluktan virüs ve bakteriler rahatlıkla beslenmeye başlar. Virüsler ve bakteriler hastalığa neden olmazlar, hastalıkla beslenirler.

Virüs ve bakteriler bir bedenden diğerine öksürme, hapşırma, cinsel ilişki vb. yollarla geçebilir ama geçtiği bedende enerjisel dengesizlik ya da durgunluk yoksa orada beslenemez ve varlığını sürdüremez.

Hastalığın bu doğası anlaşıldığında, Batı tıp modelinin hastalıkları iyileştirme yönteminin eksik olduğu da görülebilir. Bebeklere kulak enfeksiyonları için antibiyotik ardına antibiyotik verildiğini görürüz. Anneler çocuklarının bir türlü iyileşmediğinden şikayet ederler. Antibiyotik vermeyi kestiklerinden çocuğun yine hasta olduğunu söylerler. Ebeveynlerin aklına, çocuğun iyileşmemesinin hastalığın kökenine inilmemesinden kaynaklandığı bir türlü gelmez. Hastalıkların kökeni duygusal ve zihinsel bedenlerimizde gizlidir.

Bazı hastalıklar, bedendeki virüs ya da bakterileri beslemez ancak fiziksel zayıflığa veya ağrılara neden olur. Migren, artrit, mide bulantısı ve ülser aslında bu gibi hastalıkların belirtileridir (semptom). Eğer bu belirtiler (migren) hastalığın kendisi olarak tanımlanırsa kullanılan reçeteli ilaçların semptom üzerinde etkisi olacaktır. Ancak bu, hastalığın kendisini tedavi etmeyecektir.

Kullandığımız tüm ilaçların ayrıca yan etkileri vardır. Hastalığı iyileştirirken başka sorunlar yaratırlar. Örneğin, migren şikayeti olan bir kadının boynunun ve omuzlarının gevşemesi için verilen güçlü bir kimyasal olan kortizon ancak geçici bir tedavi sağlar ve bağışıklık sistemini de zayıflatır. Kullanılan kortizonun dozunun giderek arttırılması gerekir ve sonuç olarak bağışıklık sistemi giderek daha da zayıflar. Hastalık olduğu yerde durur çünkü migren sadece bir semptom idi, hastalığın kendisi değil. Migrenin kökeninde çoğu zaman, aşırı gergin pelvik kasları yatar. Bu da genelde baskılanmış cinsel enerjiye işarettir. Burada da olduğu gibi, fiziksel semptomların görüldüğü bölge, enerji tıkanıklığının olduğu bölgeden farklı bir yerde de olabilir. Bu da, semptomları, gerçek hastalıkmış gibi tedavi etmenin yanlış olabileceğini gösterir.


Sadece kişinin doğal yaşam gücü iyileşmeyi sağlayabilir. Bu nedenle, iyileşme ancak kişinin canlılığının, farkındalığının, enerji akışının ya da sevgiyi deneyimleme arzusunun artmasına yardımcı olmayı sağlamakla gerçekleşebilir.

Tabii ki, en önemlisi, tüm hastalıkları önlemeyi bilmektir. Bu nedenle, “Neden hasta oluruz?” sorusu şöyle sorulmalı:

*Enerji yolları ilk başta nasıl tıkanıyor? Cevap: Fiziksel, zihinsel ve duygusal stresle.
*Bu stresler nasıl yaratılıyor? Cevap: Davranışlarımız ve inançlarımızla.

Örneğin, bir araba yolda önünüze kırdığında, patronunuz sizi işten attığında, istemediğiniz bir haber işittiğinizde kızmanız gerektiğine inanıyorsanız (ki bunun sebebi de genelde güçsüz ve aciz kalma korkusu olur) – kendinizde kızgınlık şeklinde bir stres/gerginlik yaratırsınız. Bu da akmakta olan enerji sisteminizi tıkar. Eğer gelecekle, işinizle, çocuklarınızla vb. ilgili endişe duymanın normal olduğunu düşünüyorsanız enerji sisteminizi tıkarsınız. Endişe, genelde refleks bir tepki olmasına rağmen, yine de bir seçimdir. Bir zamanlar endişe etmeyi öğrendiniz, şimdi farklı birşey hissetmeyi tercih edebilirsiniz. Endişe etme, korku, nefret, kızgınlık, imajla davranma, kendine koruma duvarları örme ve acı çekme, kültürümüz tarafından, anne-baba tarafından programlandığımız baskın davranış biçimleridir. Bunlara “davranış” diyoruz. Çünkü, bunlar, deneyimleriniz sonucu verdiğiniz davranışsal tepkilerdir. Örnek olarak; yolda yürürken arabanın size aniden çamur sıçrattığını düşünün. İlk duygusal refleksiniz şoke olmaya benzer bir hal olur. Kızmayı ise siz ardından seçersiniz. Kızgınlık, deneyimin parçası değildir. Siz bu durumun komik olduğuna da karar verebilirsiniz. Ya da şaşırmak/afallamak ile durumu yaşar ve başka herhangi bir gerginlik/stres yaratmazsınız. Bu artık sizin seçiminize kalır. Bu seçimlerinizi endişe, kızgınlık gibi duygulardan yana yaparsanız zamanla hayata direnç göstermeye/tepki duymaya başlarsınız.

Görüldüğü gibi, hastalık sorunu gerçekte bir ruhsallık sorunudur. Çünkü tüm hastalıkların sebebi SİZ’siniz. Kendi inanç ve davranışlarınızla enerji sisteminizi tıkıyor, dengesizliğe ve hastalığa sebep oluyorsunuz. Yalnızca siz bundan sorumlusunuz. Programlanmış düşünceleriniz, duygularınız ve davranışlarınız ile yaşama karşı gösterdiğiniz direnç stresin ta kendisidir. Bunlardan özgürleştikçe yaşama bakış açınız da değişir. Dünyayı daha net ve objektif bir şekilde algılamaya başlarsınız. Hiçbir reçeteli ilaç size bu tür bir sağlığı veremez.

Irsi (genetik) hastalıklara gelince, bunu derinlemesine ele aldığımızda, sadece doğduğumuz bedeni değil, belli inanç ve davranış modellerine sahip olan ana-babamızı ve içine doğduğumuz kültürün önyargılarını da araştırmaya dahil etmeliyiz. İçine doğduğumuz tüm koşulları da nesilden nesile aktarırız. Esasında, ruhsal-ben boyutunda doğarken sahip olduğumuz enerjiler/tıkanıklıklar, bu hayatta üzerinde çalışmamız gerekenlerdir. Gelişmemizi sağlayacak en uygun koşulları seçmek yine bize ait bir sorumluluktur. Irsi (genetik) hastalıklar, derin benliğimizin ifadesidir.

Bu anlamda, salgın hastalıklar da bir grup deneyimi olarak görülebilir. Toplumun bir bütün olarak çözmesi gereken deneyimlerdir. Fiziksel boyutta hastalıkların salgın hale dönüşmesi kolaydır çünkü toplumun genel dengesizliğinin olduğu alanlar aynı zamanda bireylerin de dengesiz ve durgun olduğu alanlardır.

Her hastalığın ruhsal bir amacı vardır: bizim nerede dengesiz olduğumuzu göstermeyi ve gelişmemizi motive etmeyi sağlar. Dengesiz alanlarımızı görmek ve sevgiyle ilerlemek dileğiyle.

Kaynak: Reiki, Ellerinizin İyileştirici Gücü – Ric. A. Weinman



Mars Satürn kavuşumu

Uzun zamandır Astrolojik olarak üstüne konuşulan Mars- Satürn kavuşumu bu hafta Çarşamba günü gerçekleşiyor. Ne konuşuluyordu, tabi ki çok hoş şeyler değil. Çünkü tabiri caizse iki kötücül gezegen kavuşumu bu.

Ben zararlarından değil durumu nasıl idare edebileceğimiz üzerine bir kaç öneride bulunmak isterim.
Satürn Astrolojiye birazcık ilgisi olanlar çok iyi bilir insanın sınırlarını zorlayan bir dizi imtihandan geçiren ağır dersler veren olaylar yaşatan bir gezegen. Mars ise öfke, kızgınlık, savaş, ateş enerjisi taşır. Şimdi bu açıdan bakınca, İkisi yan yana ise yorum gayet açık değil mi?!

Peki biz ne yapacağız yada yapabiliriz?

En başta sakin ve dengede kalmaya özen göstermeli, tartışmalardan uzak durmalı, özellikle ve özellikle kimseyle inatlaşmamalı, öfkemizi de kontrol altında tutmaya elimizden geldiğince dikkat etmeliyiz. Ben Astrolojiyi işte bu yüzden çok seviyorum bu uyarılar farkındalık oluşturup dikkatimizi çekmek ve tedbirimizi almak içindir. Mümkün olduğunca dikkat edilirse bireysel ve dolayısıyla toplumsal olarak en hafif şekilde atlatılacaktır inşallah.

Birde mutlaka korunma duaları okunmasını öneririm.
Allahın Ya Hafiz ve Selam esmaları korunmak içindir sayısız sürekli dilinizde olması sizin etrafınızda koruma kalkanı oluşturacaktır. Ayrıca Ülkemizin geçtiği bu zorlu süreçte selameti ve feraha çıkması açısından "Ya Selam"çok önemli bir esmadır.
Şöyle bir niyet çemberi oluşturabiliriz. Her akşam yatmadan önce gözlerinizi kapatın ve ülkemizin etrafında tüm bu çalışmaya katılanlarla elele tutuştuğunuzu imgeleyerek esmalarınızı okuyun ve içeri doğru enerjinizi üfleyin

Allah'a emanet olalım cümleten, Rabbim tüm güzel insanları korusun, kötülerde ona havale!

21 Ağustos 2016 Pazar

Asla güne stres ve gerginlikle başlama. Uyu ve ruhun yenilensin, tazelensin.



"Muhteşem günden en iyi olanı bekleyerek, tazelenmiş ve yenilenmiş olarak uyan. Sen en iyi olanı beklediğin için de en iyi olan gelecektir. Rahatla ve Yaradana bırak.. Asla güne stres ve gerginlikle başlama. Uyu ve ruhun yenilensin, tazelensin. Güne sağ ayağınla, sevgi dolu ve şükran dolu bir yürekle, yeni günden harika beklentilerle başla. Bugünde, günü bozacak hiçbir kusur yok, peki neden bunu böyle korumayasın? Farkındalığını en yüksekte tut ve muhteşem oluşumların gerçekleşmesine tanık ol. Dünü, tüm hataları ve kusurlarıyla geçmişte bırak ve yepyeni bir sayfa aç. Neden geçmişi bu yeni güne taşıyasın? Her şekilde derslerini öğrenmelisin, ancak seni aşağı çeken, moralini bozan derslerin üzerinde fazla durup, yeni başlangıçlara ışıl ışıl ve coşku dolu bir kalple başlamana engel olmalarına izin vermeye ne gerek var?" E Cady-
.
Tüüüm güzellikler, güzel sürprizler yaşamınıza ışık olsun yağsın..
İYİ GECELER


Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...