27 Mayıs 2016 Cuma

Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?



Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?
Ne okuduğuna bakın,
Ne seyrettiğine bakın,
Duvarlarına ne astığına,
Raflarına ne koyduğuna,
Nasıl konuştuğuna,
Nasıl dinlediğine bakın.
Yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
Bunlar size onun ruhunun nerede olduğu,
Ve neyle beslendiği konusunda
Her şeyi bildirir...

Ramtha


26 Mayıs 2016 Perşembe

Dünya bir süpermarkettir ve herkes sana elindekileri satmak ister. Herkes bir satıcıdır.

Çok fazla satıcı dinlersen, çıldırırsın. Hiç kimseye kulak asma, sadece gözlerini kapat ve iç sesini dinle.
OSHO



"Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar elde etmeyi beklemek aptallıktır.’’


{Albert Einstein}

Geçmişi yargılamayın, bir şey kazanamazsınız. O artık geçti bitti.. Çok sevdiğim bir söz var kimse geçmişe gidip yeni bir başlangıç yapamaz ama bugünden itibaren başlama şansı her zaman vardır..
Geçmiş hatalarınızdan ders çıkararak Sadece tecrübe olarak faydalanın ve tekrar etmeyin!
Unutmayın herkes hata yapabilir ama 2. defa tekrar edilen artık hata olmaktan çıkar!
Hata yaptığınız için kendinizi hiç bir zaman suçlamayın. Siz o an için içinizden gelen en doğru şeyin o olduğuna inanmıştınız. 

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Eğer bağışlamazsanız, kızgınlık içindesinizdir ve bu mucizelerinizin tezahürünü bloke eder.


Her birimizin bir kurban hikayesi, birilerinin acı veya travmaya neden olduğu yaşamımızda bir zaman vardır. Bazen bu kurban hikayeleri geçmiş yaşamın olaylarından bakiyelerdir ve bu yaşamımızın hedefi bağışlamayı ve kurban enerjimizi ruhsal bütünlüğe ve güce dönüştürmeyi öğrenmektir. Kızgın veya incinmiş olduğumuz için kendimizi bağışlamaktan alıkoyarken, bu sadece onu düşündüğümüz her seferinde kurban enerjisini tekrarlamaya hizmet eder. En büyük meydan okumalarımızdan biri herkesi koşulsuz bağışlamaktır ve kendimizi onlarla paylaştığımız enerjiden kurtarmaktır. 
Eğer bağışlamazsak, o zaman bu enerjinin düşük titreşiminde oluruz, bu da kızgınlıktır. Kızgın olmak bizi güçlü hissettirebilmesine ve bize adalet hissi verebilmesine rağmen, bunu yapmak o kişiyle veya durumla bağlantıları yerinde tutar ve bunu düşündüğümüz her seferinde güçsüzlüğümüzü ve kurban hikayemizi onaylar.


Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, geçmişi hatırlıyor musunuz ve birilerinin size ‘bağışlanamaz’ bir şey yaptığını hatırlıyor musunuz? Onları bağışlayabilir misiniz, onları bağışlamak onları haklı çıkarmaz, bu enerjiden ebediyen özgürleşmenizi sağlar. Eğer bağışlamazsanız, kızgınlık içindesinizdir ve bu mucizelerinizin tezahürünü bloke eder.

Jennifer Hoffman


Neden burada benim dışımda herkes bu kadar mutlu?”



Neden burada benim dışımda herkes bu kadar mutlu?”

“Çünkü onlar her yerdeki iyiliği ve güzelliği görmeyi öğrendiler,” dedi Usta.

“Ben niye her yerdeki iyiliği ve güzelliği görmüyorum?”

“Çünkü sen, içinde görmekte başarısız olduğunu dışında göremezsin.”


Anthony de Mello

24 Mayıs 2016 Salı

Gerçek Arkadaş



Yakın zamanlarda bir dükkân açmış olan bir adam, dükkânının tepesine “Burada Taze Balık Satılır” yazan büyük bir tabela astı.

Yanına bir arkadaşı geldi ve dedi ki “Tabelada neden ‘Burada’ yazıyor?” Adam “Burada” kelimesini tabeladan kaldırdı.

Sonra başka bir arkadaşı geldi ve dedi ki ‘Satılır!’ Tabii ki satılır. Bağış yapmıyorsun, öyle değil mi?” “Satılır” kelimesi tabeladan kalktı.

Üçüncüsü geldi ve dedi ki ‘Taze Balık!’ Taze olmak zorunda. Bayat balığı senden kim alacak? “Taze” kelimesi çıkartıldı.

Dükkân sahibi boynunu eğdi. Tabelada şimdi sadece ‘Balık’ kelimesi vardı ve dördüncü gelerek ‘Balık!’ Bunu çıkartmak ne iyi olur! Zaten bir kilometre öteden kokusunu alabilirsin” dedi. Dükkân sahibi tabeladaki son kelimeyi de sildi.

Beşinci bir adam geldi ve dedi ki “Dükkânın tepesine boş bir tabela asmanın ne anlamı var?” Dükkân sahibi tabelayı çıkarttı.

Sahneye altıncı bir adam geldi ve dedi ki “ Bu kadar büyük bir dükkân açtın. “Burada Taze Balık Satılır” yazan bir tabela asamıyor musun?”

İnsanları dinlemeye devam edersen daha çok ve daha çok aklın karışacak; bu şekilde aklın karışmış duruma geldin. Senin karışıklığın bu; bir sürü insanı dinlemek ve hepsi farklı tavsiyelerde bulunuyorlar. Ve ben onların iyi niyetli olmadıklarını söylemiyorum; iyi niyetliler, ancak bilinçli değiller; öyle olsalar sana tavsiyede bulunmazlardı. Sana bir iç görü verirlerdi, tavsiye değil. Sana ne yapman, ne yapmaman gerektiğini söylemezlerdi. Senin daha uyanık hale gelmen için sana yardım ederlerdi ki, sen ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini kendin görebilesin.

Gerçek arkadaş, sana tavsiyede bulunmayan, ancak daha tetikte olman, daha uyanık olman, hayatın içinde daha bilinçli olman için yardım edendir- hayatının problemlerinin, fırsatlarının, gizemlerinin içinde- sana kendi yolculuğuna çıkman için yardım edendir, deneyimlemen için, araştırman ve araman için, birçok hata yapman için seni cesaretlendirendir. Çünkü hata yapmaya hazır olmayan, asla hiçbir şey öğrenmeyecektir.

Gerçek arkadaş, zekânı keskinleştirmen için yardım eder. Sabit tavsiyelerde bulunmaz; çünkü sabit tavsiye işe yaramaz. Bugün doğru olan, yarın doğru olmayabilir ve bir durumda doğru olan başka bir durumda yanlış olabilir. Durumlar her zaman değişiyor, o halde ihtiyacın olan sabit bir hayat modeli değil, bakış açısıdır. Böylece nerede olursan ol, kendini hangi durumda bulursan bul, kendiliğinden nasıl davranacağını ve kendi varlığına nasıl dayanacağını bilirsin.

OSHO

İNSAN BEDENİNİN BİLİNCİN YANSIMASI OLDUĞUNUN KANITI





Kuantum fiziğinin anahtar prensiplerinden biri, düşüncelerimizin realiteyi belirlemesidir. Örneğin: aynı koşullar altındaki elektronlar bazen parçacıklar gibi davranırlar ve diğer zamanlarda dalgalar (formsuz enerji) gibi davranmaya dönerler, çünkü bu tamamen gözlemcinin neler olacağı beklentisine bağlıdır. Gözlemcinin gerçekleşeceğine inandığı şey her neyse, kuantum alanı bunu yapar.



Eğer bedenlerimiz bilincin bir yansımasıysa, o zaman bilincimiz atomlarımızın ve moleküllerimizin bedenlerimizi yaratmak için uyumlandıkları enerjisel bir mavikopya yaratıyor. DNA üzerine yeni araştırmalarda bu enerjisel mavikopyanın (veya insan enerji alanı) varlığının epeyce anlamlı kanıtı vardır, bu araştırma DNA’nın enerji aktardığını, aldığını ve direkt olarak alandan enerjiyi okuduğunu kanıtlıyor.

Bilincin Yansıması Olarak Beden

Gerçekliğin formun içine ve dışına girip çıktığını gerçekten içselleştirmenizi istiyorum. Bu kesinlikle iyileştirme yeteneğimizi anlamakta çok önemlidir, çünkü zamanın yarısında formsuz isek, o zaman (1) Biz gerçekte kimiz, çünkü açıkça bedenlerimiz ve maddi dünya bir dereceye kadar yanılsamadır; ve (2) Yeniden materyalize olduğumuz her seferinde bedenlerimizin yeniden düzenlenmesini yönlendiren mavikopya nedir?

Her iki sorunun yanıtı bilinç olacaktır. Bedenlerimiz bilincimizin holografik bir yansımasıdır ve kendimiz ile ilgili inançlarımızın genel toplamıdır. Kendimizle ilgili inançlarımızı değiştirebilirsek ve böylece insan enerji alanımızı tanımlayan enerjiyi değiştirebilirsek, o zaman bedenimiz saniyede 1044 kez forma yeniden materyalize olurken uyumlandığı enerjisel mavikopyayı değiştirebiliriz.

Kendimizi fiziksel bedenden daha fazlası olarak düşünmeye başlamamız gerektiğinin kesinlikle net olduğunu düşünüyorum. Gerçekte, kendimizi bir bedende organize eden ışıltılı bir enerji alanı olarak veya tezahür eden ve bedenlerimiz vasıtasıyla realitenin bu seviyesini geçici olarak deneyimleyen saf bilinç olarak düşünmemiz çok daha uygundur. Yeni kanıtlar zihnimizin mekansız olduğunu ve beyinden bağımsız olduğunu net bir şekilde gösteriyor, bu var olmak için beyne veya bedene gereksinim olmadığı anlamına geliyor.



Bizler kim olduğumuzu düşündüğümüzden çok daha fazlasıyız ve inanmamıza yönlendirildiğimizden son derece daha fazlasıyız. Atmamız gereken sonraki adım, insan evrimimizde sonraki adım realiteyi etkileme ve istediğimiz her şeyi direkt olarakalandan tezahür ettirme gücünü nasıl kullanacağımızı öğrenmeyi kapsıyor; yeni bir kalça, belki daha iyi görme ya da zinde ve sağlıklı bir beden.

Ama bu nasıl yapılır?

Alanınızı İyileştirmek, Bedeninizi İyileştirmek

İyileştirmek için, tek yapmamız gereken, bedenimizin enerjisel yansımasının engellenmemesi için enerjimizi arıtmaktır. O zaman atomlarımız ve moleküllerimiz bu yapıya mükemmel şekilde uyumlanabilir, çünkü bilincimiz tarafından yansıtılırken bedenimizin imgesini bozmak için enerjisel müdahale olmaz.

Bunu düşüncelerimiz arasındaki boşluğa girerek yaparız, bu boşlukta inançlarımız artık gerçekliğimizi etkilemez, çünkü, düşünmediğimiz zaman, inançlardan ve beklentilerden de özgür oluruz. Ve bunu yaparak kendimizi evrensel prensiplere uyumlarız ve enerjimizi tüm olasılıklar alanından direkt olarak gelen enerjilere uydururuz – sevginin, nezaketin, ilhamın, tutkunun, neşenin vs yüksek frekanslı enerjilerine.

İlk adım sadece enerji olmadığımız, bedenimizde ve zihnimizde iyileşmeyi, daha mutlu, sağlıklı, canlı ve yaratıcı bir varlık olmayı teşvik eden etrafımızda her yerde bilinçli olarak erişebileceğimiz sonsuz enerji olduğu olasılığını düşünmektir. Yaradılışın sonsuz enerjisine ve formsuz enerji olarak kendi gerçek doğanıza bağlanmaya başlar başlamaz, bedeninizin yansımasını kendi doğal haline geri getiren bedeninizdeki bu enerjilerin farkında olmaya başlarsınız.



Bedeninizin yansıması sadece dengesiz düşüncelerin, duyguların ve sınırlayıcı inançların neden olduğu enerji alanınızdaki – bilincinizdeki – karışıklık ile bozulabilir. Işıltılı enerji alanımız doğal olarak canlıdır ve enerjimiz bilincin güçlü bir akımı olarak engellenmeden akar, ama sosyal beyin yıkamaların parçası olarak yaşamaya şartlanmakta olduğumuz bilincin düşük seviyeleri bu akışı bozar.

Bir diğer anahtar kavram bedeninizin her zaman yenilenmekte olduğudur. Deepak Chopra bir konuşmasında atomların yaşlanmadığını belirtti. Atomlar ölmez ve 14 milyar yıl önce büyük patlamada var olan aynı atomlar bugüne kadar varlığını sürdürüyor, hatta bunların bazıları sizin içinizde.

Her yıl bedeninizdeki atomların %98′i ‘yeni’ atomlar ile yer değiştiriyor. Siz sürekli olarak ölüyor ve yeniden doğuyorsunuz ve atomik ve moleküler seviyelerde dönüşüyorsunuz. Her üç günde bir yeni bir mide zarına sahip oluyorsunuz, her ay yeni deriniz oluyor, her üç ayda bir yeni bir iskelete sahip oluyorsunuz. Ve her yıl neredeyse tamamıyla yeni bir bedene sahip oluyorsunuz (Mucizelerin Ötesini Yaşamak; Deepak Chopra & Wayne Dyer).

Fiziksel bedeninizi oluşturan ham materyallerden hiç biri yaşlanmaz, dahası, bunlar sürekli olarak değişir. Bu nedenle size soruyorum. Değişen gerçektensiz misiniz? Ve bu atomları ve molekülleri geriye, olmalarının istendiği yere organize eden ve hücreleriniz ve atomlarınız milyarlarcası ile göç ederken bile onların işlerini mükemmel ve uyumlu bir şekilde yapmaya devam etmelerini sağlayan kuvvet nedir?



Bedeniniz gerçek siz değil. Bedeniniz sadece kendinizin olduğuna inandığınız şeyin bir yansımasıdır. Eğer saf bilinç olduğunuzu ve gerçekte olduğunuz kişinin realiteyi tezahür ettiren ve kendinizin diğer veçheleriyle realiteyi birlikte yaratan sonsuz yaratıcı farkındalık olduğunu keşfedebilseydiniz (çünkü her varlık Tanrı olarak etiketlediğimiz sonsuz evrensel bilincin bir ifadesidir), o zaman bedeniniz, sağlığınız ve yaşamınız üzerinde tam kontrolü ele almaya başlayabilirsiniz.

Bedeninizdeki kronik ağrı, hastalık, rahatsızlık veya eski yaralar gerçekte bedeninizde değildir, bunlar zihninizdedir. Daha spesifik olarak, bunlar algınızın bir işlevidir. Atomlarınız her zaman değişir ve molekülleriniz de değişir, ama yeni atomlar gelirken ve yeni moleküller oluşurken ve siz varoluşa girip çıkarken, enerji alanınız onlara nereye gideceklerini, ne yapacaklarını ve birbirleriyle nasıl uyumlanacaklarını anlatır.

Bu nedenle hastalığı, rahatsızlığı, ağrıyı ve yaraları bilincinizde taşıyorsunuz ve bunlar enerji alanınıza damgalanmıştır ve sadece o zaman fizyolojinizde tezahür etmek için ilerlerler.

İyileştirme yeteneğimiz direkt olarak dikkat seviyemiz ve inanç seviyemiz ile ilişkilidir. Örneğin, iyileşeceğimizin mutlak kesinliğine, bilişine sahip olduğumuz sürece kendimizi tüm ıstıraplardan, hastalıklardan, rahatsızlıklardan ve yaralanmalardan iyileştirebiliriz. Buna derin meditasyon vasıtasıyla realitenin en temel seviyesine erişerek direkt olarak ulaşılır.

Çünkü realitenin temel seviyesinde her şey mümkündür ve realitenin yeniden yapılanması tamamıyla inançlarımız ve beklentilerimiz tarafından dikte ettirilir. Bizler saf enerjiyiz ve bu enerjide sonsuz potansiyel vardır. Yaşamlarımızda ve bedenlerimizde alanımızdan neyi tezahür ettirmeyi seçtiğimiz tamamıyla bize bağlıdır.

Sınırlarınız yok ve hiç bir şey imkansız değil. Ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınızı dikte eden yalnızca inançlarınızdır.

Kaynak: sirius kuantum

Başınızı eğik tutmanın boyun kaslarınıza yüklediği yük nedir biliyor musunuz?



İnsanın Allah ile en samimi irtibat zamanı, gözünden yaş geldiği zamandır...




Videodaki sohbetin yazılı metni

Edeb bu Rasûlullah Cenâb-ı Allah’nan sohbet eder.
Onun için dedim ki Şeytan, uzak kalmışların sırrıdır.
Kimden Allah’dan.
Allah’nan bir olanlara şeytan yanaşabilir mi?
Yanaşamaz!..
İnsan bu edebin içinde kaldı mı riyâ, yalan yoktur onda, midesine de haram giremez oğlum.
Soksan bile kusar insan.
Bunların kadersizi kim?
Hani geçen de Sivil Savunma tatbikatı oldu.
Düdükler çaldı.
Tayyare geldiği zaman şöyle olacak.
Evlerden radyo haber veriyor.
Şöyle bir filo geliyor.
Bilmem ne ediyor.
Haber vereceğiz.
Herkes sığınağa girsin.
Bize Allah o günleri göstermesin.
“Şöyle olsun, böyle olsun!” diye haber verdiği gibi.
İnsanlarda da böyle edebe girdiği Allah’ın rızasına kavuştuğunu belli eder bir şeyi vardı İslamda.
Ona gözyaşı derler gözyaşı.
Gözyaşı…
Şimdi gözyaşını herkes bilir.
Böyle buradan damlar.
Bazısı elinnen siler, bazısı mendilnen siler.
Siler oğlu siler ama neyi siler farkında değil.
Ben size şimdi gözyaşını bir anlatayım da bakın neleri siliyor.
Akıl ve fennin inanma vasıtası labaratuvar vardır.
Fennî bir adama : “Profosör yahut üniversite diye bir şey var mıdır?” “Evet efendim.”
“Labaratuarda ispat edin bunu bana!” dedim.
Sanki laboratuarında iki tane şişe üç tane cam.
Dört tane miyar var.
Sanki dünya otuz sayfa fiziknen, kırk sayfa kimya kitabının içindedir.
Ama bunlar fen.
Gayet tabi, bunlar Allah’ın şeyleri.
Akıl ve fennin inanma vasıtası olan labaratuvar muayenesinde, gözyaşında içinde;
Su vardır
Tuz vardır.
Üre vardır.
Şeker vardır.
Dört tane madde vardır bunda.
Labratuvarda tahlil ederken gözyaşını içinde üre denilen, idrarda çıkan hani çoğalırsa kanda üremi yapar.
Üre vardır.
Tuz vardır.
Şeker vardır.
Su vardır.
Bu gözyaşıdır...
Bu kimya labaratuvarının cevabı.
Bi de maneviyat labaratuvarının cevabı raporunda insanda Hayy Esması vardır biliyorsunuz.
Canlılık demektir.
Hayy, Allah’ın Hayy’ı.
Hayy’ın devamına yani insandaki canlılık hayatın devamına kaderle bahşedilen El Rezzâk esması ile.
El Rezzâk esması ne?
Yiyoruz yemek, değil mi?
El Rezzâk esması ile yıkanan, içinde aklın alamadığı değişmeyen madde ve cevherler bulunan kandan süzülen bir nesnedir gözyaşı. İnsanın kanından süzülüyor.
O halde Hayy Esmasının Rahmân Çeşmesinden gelen inci tanelerine şey derler, gözyaşı…

Gözyaşı, birde atta ve köpekte vardır.
Onlarda ağlarlar.
At ile köpek ağlar.
Onun için Kur’ân’da attan da bahseder köpekten de bahseder. İnsanın Allah ile en samimi irtibat zamanı, gözünden yaş geldiği zamandır...
Ağlayan insan, güzelleşir efendim.
Çirkin bile ağlarken muhakkak güzelleşir.
Çünkü Allah’nan irtibata geçiyor.
Çirkin bile ağlarken güzelleşiyor.
İnsan ağlarken muhakkak güzelleşir.
Çok gülme esnasında gözden gelen yaş; insandaki yaradılış edebinin kendi kendine utanarak nefsinin bu ne yaptığını bilmiyor.
“Yâ Rabbî Affet!..” demektir.



Münir Derman Sohbetinden..


Daha Mutlu Bir İnsan Olmak İçin 7 Yol

Daha Mutlu Bir İnsan Olmak İçin 7 Yol
1.Kendiniz İçin Çalışın
Araştırmalar gösteriyor ki kendilerine ait bir işte çalışanlar, başkalarına ait bir işte çalışanlara göre daha mutlular. Hem de diğer işte çalışırken daha fazla para kazanabilecek olmalarına rağmen.

2.Aldığınız Gıdalar İlacınız Olsun
Karşılayabileceğiniz en kaliteli besinleri alın, boş zamanlarınızda pişirin onları, güzel bir masa kurun ve tadını çıkararak, afiyetle yiyin. Bundan daha büyük bir mutluluk yok aslında.

3.Zorunluluklarınızdan Ara Sıra da Olsa Sıyrılmaya Çalışın
Mecbur olduğumuz veya zorlandığımızdan bazı şeyleri yapmak zorunda kalırız. Tabi bu gerçekten istediklerimiz için ödememiz gereken bir bedel. Ama en azından ara sıra da olsa çocuklarınızla zaman geçirmek gibi aktiviteler sizi özgür kılıp, tatmin edecektir. Yarın işe gitmeyin ve dilediğinizce güzel zaman geçirin, hayatın tadını çıkarın.



4.Etrafınızı Pozitif Enerjiyle Kuşatın
İster evinizdeki eşyalar olsun, ister size eşlik eden insanlar, sizi rahat hissettirecek ve yanlarında mutlu olduklarınızla beraber olun. Bu yüzden enerjinizi düşüren ve sizi üzen şeylerden vakit kaybetmeden kurtulun.

5.”Keşke” Düşüncesinden Kurtulun
Pişmanlık kadar ruhunuzu karartacak bir şey daha yoktur. “Neden o telefonu açmadım ki”, “Neden karşılık vermedim?”, “Neden daha erken çıkmadım”. Pişmanlık ve suçluluk duygusu sizi üzüntü havuzuna atabilir. Dr. Seuss’un şu sözünü hatırlayın: “Ağlama, çünkü geçti artık, gülümse çünkü gerçekleşti.”

6. Yürüyüşe Çıkın
Sadece 20-30 dakikalığına da olsa yürüyüşe çıkın. Bu kolay egzersiz sadece birkaç ay içinde çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Çünkü yürümek mutluluk hormanlarının salgılanmasını sağlar, hem de daha sağlıklı bir insan olursunuz.

7. Bırakın günleriniz geçsin
Araştırmalar gösteriyor ki çoğumuz zaman geçtikçe daha mutlu oluyoruz. Yani 50 yaşınızda 25 yaşınızda olduğunuzdan daha mutlu olacaksınız.



Alıntıdır..

Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...