21 Şubat 2017 Salı

Kapıyı çalın açılacaktır diyor Hz. İsa; Kapıyı çalın diyor, kapının önünde oturun bekleyin demiyor.

Kapı bile çalınmadan açılmıyor anlamında. Kapının açılmasını istiyorsan, çaba göstereceksin, eyleme geçireceksin ki, zamanı gelince o kapı sana açılabilsin.
Her şeyden önce, düşünce şeklini değiştirmek gerek. Pozitif düşünce bilincini yerleştirmek gerek zihnimize. Konuşmalarımızın kalitesini değiştirmek gerek. Yakınan, kıskanan, üretken olmayan, suçlayan, tavır alan, acı çekmeyi seven, kullanan, duygu sömürüsü düşüncelerimizi görelim ve onların yerine, yapıcı, olumlu, enerji seviyesi yüksek, mutluluk ve huzur içeren kelimeler koyalım. Ve zaman kavramını asla unutmayalım. Her şeyin gelişmesi, olgunlaşması, gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Düşünün bir tohum bile ne zaman büyüyeceğini ağaç olacağını ve meyve vereceğini bilir. Bilgisi özünde saklıdır. Zamanı gelince toprağın altından çıkacaktır.


(Kevser Yalçın-indigo)


Her yaptığınız, dönüp dolaşıp sizi bulacakmış gibi hareket edin.


"Her düşüncenizin, herkesin görebileceği şekilde yayıldığını düşünün semaya. Çünkü gerçekten böyledir.
Tüm dünyanın, her söylediğinizi duyabileceğini düşünerek konuşun. Çünkü gerçekten duyarlar.
Her yaptığınız, dönüp dolaşıp sizi bulacakmış gibi hareket edin. Çünkü gerçekten bulur.
Mirdad'ın Kitabı-


20 Şubat 2017 Pazartesi

Milliyet/PembeNar da yeni yazım



Zumbayla hem spor yapın hem de terapi


"İnsanın en değerli zamanını, enerjisini, saflığını çalan şey, başka insanların yükleridir.

Az insan ama kaliteli insan gerekir. Her zaman omzunuzda sıkıntı olan, evde bohçalanıp kaldırılmış ama hiç kullanılmayan çeyizler gibi, bazı insanları sandıklarınızda tutmanız gerekmez.
Geçmiş aşkların izlerinden, yalan dostlukların ağırlıklarından, zamanınızı çalan ve sizi sömürenlerden kurtulmak gerekir.
Elbette hiçbir şeye veda etmek kolay değildir. Onca yılın alışkanlığı hatırına bile dayanır bazen insan. O dayanmalar içten içe kemirir durur ruhu, fark etmezsin. Hep kendinden vererek, hep özveri göstererek, hep içine atarak, ömrünü çürütemezsin.
Bazen ayrılmayı, kopmayı bilmek gerekir. Kolay değil yaşanmışlıkları, alışkanlıkları bir kalemde silip atmak ancak bazen ayrılmayı da bilmek gerekir.
Bir gün gelir bakarsın ki, yaşamın çer çöp dolmuş; insan artığından geçilmiyor aklının odaları. İşte o zaman biraz temizlenmek gerekir."


Alıntıdır..


İçini ferah tut...

Unutma! İnsanın dili şikâyete alıştı mı bir kere, ruhu daralmaya, gönlü sıkılmaya başlar. Ama içini ferah tutarsan, şikâyetlenmeyi bırakırsan, şükretmenin, olumlu düşünmenin bir yolunu bulursan, gönül evin de bir o kadar genişler.

Rumi


19 Şubat 2017 Pazar

ÇOK ÖNEMLİ! Bu yemekleri tekrar ısıtmayın


Sağlıklı beslenme için sadece doğal gıdalar kullanmak yeterli değil.
Hangi malzemelerle yapıldığı, nasıl pişirildiği, nasıl ve ne kadar süre saklandığı da iyi beslenmenin önemli şartları arasında.
İşte tekrar ısıtmamanız gereken yemekler…

MANTAR
Tekrar ısıtıldığında besin değerini kaybeden mantar, riskli besinler arasında. Sindirim sorunlarına yol açtığından bir seferde tüketilmesi öneriliyor.

TAVUK
Gıda zehirlenmesi açısından en riskli besinlerden… Isıtıldığında içerisindeki proteinin yapısı değişiyor ve bakteri üretiyor. Pişmiş tavuk yemeğini ya düşük derecede hafif ısıtın ya da soğuk yiyin.

YUMURTA
Yumurtanın da tavuk gibi ısıtıldığında protein yapısı değişiyor ve içindeki su miktarı azalıyor. Nadir görülen bir zehirlenme türü olsa da yumurtalı yemekler ve sosları tüketirken dikkatli olmakta yarar var.

ISPANAK
Ispanak kesinlikle bir seferde tüketilmeli. Çünkü ıspanakta bulunan nitrat, tekrar ısıtıldığı zaman nitrite dönüşüyor. Özellikle bebeğinize ıspanak verirken buna dikkat etmenizde yarar var. Bebekler için 5 mg nitrit alımı bile ciddi zehirlenmeye yol açabilir.

PANCAR
Pancarın tekrar ısıtılıp tüketilmesi ıspanakta olduğu gibi nitrat/nitrit zehirlenmesine yol açabilir. Kereviz de aynı pancar ve ıspanak gibi bol miktarda nitrat içeriyor. Genelde de çorba hazırlamak için kullanılıyor. Çorba ısıtıldığında bu madde nitrite dönüşür. Eğer kerevizli çorbanızı tekrar ısıtacaksanız içindeki kerevizleri çıkarın. Havuçlar içinde aynı şey geçerli. Genellikle kök sebzeler nitrat zehirlenmesine neden olabiliyor. Bu yüzden havuç, lahana, brokoli, şalgam ve kereviz gibi besinlerde dikkatli olmak gerekiyor.

2 SAATTEN FAZLA ODA SICAKLIĞINDA BEKLETMEYİN

Yemekler oda sıcaklığına geldiğinde, iyi bir saklama kabına koyarak buzdolabına kaldırın.
En önemli nokta ise pişmiş yemekler 2 saatten fazla oda sıcaklığında beklememeli.
Çünkü bakteri üretecektir.

PİŞMİŞ VE PİŞMEMİŞ ET YAN YANA DURMAMALI

Çiğ eti kestiğiniz bıçağı, pişmiş eti kesmek için kullanmayın. Pişmiş et koyduğunuz tabağa aynı zamanda pişmemiş eti de koymayın. Başka bir tabak kullanın.

KAŞIKLARI AYIRIN

Yemeği karıştırdığınız kaşık ile yemeğin tadına baktığınız kaşık ayrı olsun. Üstelik tadına baktıktan sonra kaşığı yıkamadan tekrar yemeğe daldırmayın.

EN FAZLA 1 KEZ ISITIN

Yemekleri en fazla 1 kez ısıtın. Tekrar tekrar ısıtmak bakteri oranının artmasına neden olur. Isıtacağınız zaman yemeğin kaynama derecesine gelmesini bekleyin. Kokusu geldiğinde yemek ısınmış demektir. Çiğ kıymayı derin dondurucuda 4 aydan fazla bekletmeyin. Pişmiş ya da kavrulmuş et ise derin dondurucuda 2 -3 aydan fazla bekletilmemeli, tüketilmelidir.


Canan Karatay..net.

Portakal soslu mantar!

Valla yapan var mı bilmiyorum ben buldum havalarındayım ama ben mantarı zeytinyağlı ve portakal sosuyla pişiriyorum. İnanılmaz güzel oluyor. :)


Kendi yaptığım yemeğin resmini çekmek aklıma gelmedi. İnternetten bir foto tarife eşlik etsin artık:)



Resim kaynak: Bell'alimento




Soğanları zeytinyağında çok hafif kavuruyorum.
Kırmızı biberleri ve köy biberlerini doğrayıp ilave ediyor ve kavurmaya devam ediyorum.
Küp küp doğradığım patatesleri atıp biraz çevirip..
Mantarları güzelce yıkayıp doğruyorum, Ve onuda ilave edip biraz da biber salçası katıp sotelemeye devam ediyorum, Tuz, karabiber, biraz kimyon atıp, Üzerine bir bardak portakal suyu döküyor ve kısık ateşte pişiriyorum.
En son üzerine dereotu doğrayıp serpiştiriyorum.
Bu arada soğuk yenen bir yemek olduğu için yemeklerin yanında garnitür gibi çıkarabilirsiniz.

Hepsi bu. Afiyet olsun..:)

Hatalarınız için Direnmemeniz gerekiyor. Çünkü direnirseniz, tekrarlar



Hayatta, başımıza ne gelirse gelsin, sorumlusu biziz. Her şey bunu kabul etmekle başlıyor. Yok öyle bahane bulmak, mazeret üretmek, topu başkasına atıp kaçmak, suçlamak, yargılamak... Biriyle mi tartışıyorsunuz, bir sorun mu yaşıyorsunuz, bir çıkmazda mısınız, önce sorumlunun kendiniz olduğunu kabul edeceksiniz. “Şu an yaşadığım neyse, sorumlusu yüzde 100 benim” diyeceksiniz.

İşte o yaşadığınız sorun, beyninizdeki bir hatıra, bir kayıtla ilgili...
Ve o kayıtlar, devamlı kendini tekrarlıyor. Oysa sıfırlansa, o kayıt kaybolsa, o problemleri yaşamayacaksınız. İşte onları ‘temizlemek’ için neler yapabileceğinizi öğretiyorum size. Ama kimseyi zorlamıyorum. Denemesi bedava.

“Özür dilerim, yaşadığım her neyse, benim yüzümden oluyor, beni affet” diyorsunuz, “Bilinçaltımdaki hangi hatıradan dolayı bunu yaşadığımı bilmiyorum ama bana bunları yaşattığın için teşekkür ederim ve affımı dilerim...”

Hatalarınızla aşk yaşıyorsunuz! Direnmemeniz gerekiyor. Çünkü direnirseniz, tekrarlar. Kabul edeceksiniz. Ve gittikçe sakinleşeceksiniz. İşler yoluna girecek.

Hatıralarımıza, içimizdeki hatalara. Onları sevdiğimizi söylüyoruz. Bu başlangıcı. Tabii başka yollar da var. Ama en basiti bu ve bunu herkes uygulayabilir. O kadar basit ki.

Siz bilirsiniz, isterseniz inanmayın. Dileyen denesin ve hayatındaki değişiklikleri gözlesin. Sadece üç cümle:

“Seni seviyorum, teşekkür ediyorum, beni affet...”

...dünyada herkes kendi temizliğini yaparsa dünya daha yaşanılacak bir yer olur.

Dr. Hew Len,



Ayşe Armanlar röportajından...

Ho'oponopono Öğretisi-- iyileştirme metodu



Dr. Len’e kendisini iyileştirmekle ilgili ne yaptığını sordum.
O hastaların dosyalarına baktığı zaman tam olarak yaptığı neydi?

“Üzgünüm, ve tekrar tekrar “seni seviyorum” diyorum”, dedi

Senin gibi biri bana geldiği zaman, İlahi Olan’a, “Lütfen, ……….’da bu acıya neden olan benim içimdeki devam etmekte olan şey neyse, onu nasıl çıkarıp atacağımı bana anlat”. Ve acınız gidene kadar veya siz durmamı isteyene kadar bana verilen bilgiyi uyguluyorum.

Herhangi bir problemi çözmek istiyorsanız, kendiniz üzerinde çalışın. Eğer başka biriyle probleminiz varsa, kendinize şöyle sorun, “Bu kişinin canımı sıkmasına neden olan içimdeki şey nedir?”. İnsanlar yaşamınıza sadece sizin canınızı sıkmak için çıkagelirler! Eğer bunu biliyorsanız, herhangi bir durumu kaldırabilirsiniz ve orada salıverebilirsiniz. Basittir: “Olan şeyler için üzgünüm. Lütfen beni bağışla.”
– Benim ve o kişi için probleme neden olan içimdeki hatalı düşünceler için üzgünüm; lütfen beni bağışla”

Herkesin düşüncelerinden toksik enerjileri iptal etmek için uygulayabileceği bir düşünce temizleme aleti; Zihinsel olarak düşünün;
“Işığın Düğmesini benim ve ailemin, akrabalarımın, yakınlarımın ve atalarımın düşüncelerine açıyorum”…
Bu aletin kullanılabileceği zamanların sayısının sınırı yoktur. Alet, Zihninizi bölen, kendinizin, ailenizin, akrabalarınızın ve atalarınızın toksik düşüncelerini temizlemek içim Sevgiye bir ricadır.
“Üzgünüm. Problem olarak tezahür eden içimde süregiden her ne ise lütfen beni bunun için bağışla.” Sevgi bunu siler ve düzeltir.
İşte size kendinizi fark ettiğiniz herhangi bir şeyden iyileştirmede kanıtlanmış iki ho’oponopono uygulaması. Başkasında gördüğünüz her şeyin içinizde de olduğunu unutmayın, dolayısıyla bütün iyileştirme olayı kendinizi iyileştirmektir. Bu yöntemi sizden başka kimse uygulayamaz.
“İlahi Yaratıcı, tek olan baba, anne, oğul … Eğer yaradılışımızın başlangıcından şu ana kadar, ben, ailem, yakınlarım ve atalarım sana, ailene, yakınlarına karşı düşüncelerde, sözlerde, eylemlerde ve hareketlerde suç işlediysek/kırdıysak, bağışlamanı diliyoruz … Bunun temizlenmesine, arınmasına, salıverilmesine, tüm negatif anıların, blokların, enerjilerin ve titreşimlerin kesilmesine, silinmesine izin ver ve bu istenmeyen enerjileri saf ışığa dönüştür …. Ve oldu”
Bu rica (dua) ho’oponopono olarak adlandırılır ve her dinde rastlanabilir, çünkü “her inançta, suç işlediklerimiz için bağışlama istediğimiz bir bölüm vardır… Ancak bunun ötesine gideriz … aile, yakınlar ve atalar… bazı problemler, muhtemelen başka bir yüzyılda birisinin başını baltayla kesen bir büyükbabadan kaynaklanır. Atmayı istediğimiz şey “saf ışığa” dönüştürülür, çünkü aksi taktirde attığımız çöple “atmosferi kirletirdik”. Ancak saf ışık olarak, kirliliğe neden olmaz.”
“Ve oldu” dendiğinde, dönüşüm gerçekleşir, ve “bilgisayar depolanan çöpü otomatik olarak siler…

İkinci olarak, Dr. Hew Len’in iyileştirme şekli öncelikle “Özür dilerim” ve “Lütfen beni affet” demektir. Bunu bir şeyin – ne olduğunu bilmediğiniz bir şey – beden/zihin sisteminize girmiş olduğunu kabul etmek için söylersiniz. Oraya nasıl girdiği hakkında hiçbir fikriniz yoktur. Bilmek zorunda değilsiniz. Eğer fazla kilolu iseniz, sizi bu hale getiren programa yakalanmışsınızdır sadece. “Özür dilerim” derken, Tanrı’ya içinizden size getirmiş olduğu şey için af dilediğinizi söylüyorsunuz. Tanrı’dan sizi affetmesini istemiyorsunuz; Tanrı’dan sizin kendinizi affetmeniz için size yardım etmesini istiyorsunuz.
Bundan sonra, “Teşekkür ederim” ve “seni seviyorum” dersiniz. “Teşekkür ederim dediğiniz zaman, minnettarlığınızı ifade etmiş oluyorsunuz. Sorunun onunla ilgili olan her şeyin mutlak iyiliği için çözüleceği inancınızı gösteriyorsunuz. “Seni seviyorum” tıkanık enerjinin akmasını sağlar. Sizi Tanrı’ya bağlar. Sıfır konumu saf sevgi ve sıfır limiti olduğu için, sevginizi ifade ederek o konuma gelmeye başlıyorsunuz.
Bundan sonra olacaklar Tanrı’ya kalmıştır. Bir şekilde harekete geçmeniz konusunda içinize bir esinlenme doğabilir. Bu her neyse, onu yapın. Yapacağınız hareketten emin değilseniz, aynı iyileştirme metodunu kafa karışıklığınız için uygulayın. Net olduğunuzda, ne yapmanız gerektiğini bileceksiniz.
Bu, güncelleştirilmiş ho’oponopono iyileştirme yöntemlerinin basitleştirilmiş bir versiyonudur.


*Zero Limit; Joe Vitale – Dr. Ihaleakala Hew Len


İnsanın içine attığı her şey karın çakrasında birikiyor.



Yürüyüş benim için her zaman bir terapi...
Özellikle içi sıkıldığında bir şeye kafası bozulduğunda kendini eve kapatanlardan değilim... Hemen kendime komutu verir, "hadi bakalım dışarıda hayat var" deyip atarım kendimi yürüyüşe...
Bir problemim olduğunda öyle her şeyini herkese anlatan bir yapım da yok..
Ama içine atmanın sakıncalarını da bildiğimden farklı enerji terapi yöntemleriyle sorunu çözmeye çalışırım...
İnsanın içine attığı her şey karın çakrasında birikiyor. Midemize oturma hissinin bununla çok alakası var.
Sistem bu mesajı veriyorsa en başından çözmekte fayda var..
Karın çakramızın rengi sarı.
Gözlerinizi kapatın ve 4 derin nefes alıp vererek gevşeyin.
Göbek deliğinizden sarı çok parlak pırıl pırıl bir ışığın (güneş ışığı olabilir) girdiğini ve buradaki tüm blokajları çözdüğünü hayal edin.

------------------------------------------------------------------------

Louise Hay'in bir kitabında canlandırma tekniklerinden biri ile ilgili çok güzel bir öneri vardı:
" Kanser hastası bir kadın bedeninde oluşan iyi katil hücrelerin kanserli hücrelere saldırdığını ve onu yok ettiğini hayal ediyordu.
Ona sordum sen cinayet işleyecek biri misin? Açıkçası bedenimde bir savaş yaratmak konusunda kendimi iyi hissedemem. Ona zihninde canlandırma yöntemini daha nazik bir başkasıyla değiştirmesini önerdim. Güneşin hasta hücreleri erittiğini hayal etmek daha iyi olabilir. Kendim kansere yakalandığımda serin temiz suyun rahatsız hücreleri bedenimden temizlediğini hayal ederdim. Bilinç seviyesinde bize fazla saldırgan gelmeyecek canlandırma tekniklerine ihtiyacımız vardır. "
Ailesi veya dostları arasında hasta insanlar olanlar, sürekli onları hasta görmekle aslında onlara zarar verirler. Onların iyileştiğini zihninizde canlandırın. Onlara iyi titreşimler gönderin.

Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...