27 Haziran 2006 Salı

MIŞ gibi sevgi..Ne demek mış gibi sevmek....



alıntıdır...

Geçen yazımı şu gözlem ve sorularla bitirmiştim: "Sevgi bir eylemdir. Bu eylemi yapan kişi, sevdiği kişinin gelişmesini ve mutlu olmasını ister; eyleminin temelindeki niyet budur." Kişi kadın ya da erkek olmuş farketmez.

Peki neden insanlar bu tür bir sevgiyi anlamakta, daha doğrusu böyle bir sevginin var olabileceğine inanmakta zorlanıyorlar? Bu insanlarda anlayış kıtlığı mı var?

Hayır; bu tür sevginin olabileceğine inanmakta zorlanan insanlarda hiçbir zihinsel bozukluk yok. Onlar da diğer insanlar kadar akıllı veya onlar kadar aptal. Onlar bu tür sevgiye inanmakta zorlanıyorlar, çünkü böyle bir sevginin olduğunu yaşamlarında görmediler; kendi anababalarının birbirleriyle ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde görmediler ve yaşamadılar.

Peki neden insanlar böyle bir sevgiyi yaşayamadılar?

Çünkü "mış gibi bir sevgi ortamı"nda büyüdüler.

Ne demek "mış gibi bir sevgi ortamı?" Bu soruyla ifade edilen konu önümüzdeki yazının içeriğini oluşturacak demiştim.

Önce "mış gibi"nin tanımını yapalım. Kişinin gösterdiği ile iç dünyası arasındaki farklılık "mış gibi" durumlar yaratır. Örneğin, evinizde yiyecek yok, ama beklenmedik şekilde siz yemek yerken misafir geldi. Evdeki yemeği onlara ikram edecek olursanız siz ve çocuklarınız aç kalacaksınız; ama, adet, gelenek görenek, "Yemeğe buyrun," demenizi gerektiriyor.

Eğer içinizden gerçekten yemeğinizi onlarla paylaşmayı istiyorsanız, davetiniz mış gibi olmaz; gerçek bir davet olur. Çünkü iç dünyanız ile söylediğiniz söz arasında fark yoktur. Fakat, kendinizin ve çocuklarınızın aç kalmasını istemediğiniz için yemeği kendinize saklamayı düşünüyorsanız, ama, adet yerini bulsun diye, "Yemeğe buyrun" diyorsanız o zaman bu davet "mış gibi" bir davet olur.

İnsanlar ne zaman mış gibi davranırlar?

İnsanlar içlerinden geçen duygu ve düşünceleri paylaşamadıkları zaman mış gibi davranmaya başlarlar. Peki o zaman şu soru akla geliyor: Neden insanlar içlerinden geçen duygu ve düşünceyi paylaşamazlar? Korktukları için. İçindekini olduğu gibi söylediği veya içinden geçtiği gibi davrandığı zaman, insan ortaya çıkacak sonuçtan korkarsa, o istemediği sonucu engellemek için kendi istediği gibi değil, ortamın istediği gibi davranmaya başlar.

Örneğin, yemeğe davet etmezse misafirlerin güceneceğini düşünür. Misafirleri gücendirmek onun önem verdiği insanların kendisine karşı bir tavır almasına yol açabilir ve gittikçe sevilmeyen bir adam durumuna düşebilir. Böyle bir durum onun sosyal etkinliğini etkilediği gibi, gücünün gittikçe azalmasına da yol açabilir.

Böyle olumsuz bir sonucu göze almaktansa bir gün biraz aç kalmayı göze almak daha ehveni şerdir; ve "Buyurmaz mıydınız?" denir. Ama, cansız, isteksiz bir şekilde. Siz daveti yerine getirdiniz, belki karşıdaki anlar ve "Yok sağolun, biz yedik, tokuz" der. İçiniz rahatlar ve ikinci kez ısrar etmezsiniz. Tabii bunun da pek belirgin olmaması gerekir.

Korku kültürü mış gibi yaşamın kaynağıdır.


Korku kültürü öyle bir kültürdür ki, insanlar arasındaki ilişkinin ancak korku ile düzene sokulabileği varsayımı bu kültürün temelidir. Bu kültürde kişinin bazı kişilerden korkuyor olması ve bazı kişileri korkutuyor olması yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Aksi halde yaşam kaosa dönüşür ve herkes ne yapacağını şaşırır. Korku kültüründe yaşama düzen getiren şey kimin kimi korkutacağını ve kimden korkacağını bilmesidir. Bu kültürde en kutsal korku Allah korkusudur, daha sonra baba korkusu gelir. Otorite korkulacak bir kişidir ve otoriteden korkulmazsa, o kişi gücünü kaybeder. O nedenle, bu kültür içinde çocuk yetiştiren babalar çocuklarını uyurken severler; aksi halde çocuk babasından korkmaz ve şımarır. Bu çocuk için iyi birşey değildir. Aslında baba için de iyi birşey değildir çünkü çocuk şımarırsa, otorite gücünü kaybeder.

İnsan ilişkileri korkutma yolu ile birbirini denetlemeye yöneliktir. Nikâhta eşler birbirlerinin ayağına basarak evliliğe başlarlar, çünkü ayağa basan "Sözünü geçireceğini, diğerini denetleyeceğini" umar. Bu kültürde kimin kimden korkacağı çok iyi yapılanmış ve mertebeli bir ilişki yapısı oluşturulmuştur. İnsanlar birbirleriyle konuşurken sürekli "Kimin kimden korkması gerektiği"ni akıllarında tutarlar.


Yaşamın her yönünü sarmış olan bu korku kültürü içinde kişi, iç dünyasını paylaşmamayı öğrenir. Çünkü iç dünya yaşam kadar değişken; sıcak; canlı; hem güçlü, hem zayıf; hem emin, hem kuşkulu bir dünyadır. Bu dünyanızı gösterirseniz, iki önemli hata yapmış olursunuz:

1- Zayıf tarafınızı göstermiş olursunuz ve bu nedenle de korkutma potansiyelinizden büyük fireler verirsiniz; sözünüz dinlenilmemeye başlanır. Gücünüzü kaybedersiniz.


2- Siz iç dünyanızı açarsanız, o kişiye de iç dünyasını açması için bir davet göndermiş olursunuz; ve o zaman karşıdakinin de zayıf tarafını göstermesine davet çıkarmış olursunuz. Böyle bir davete maruz kalmak karşıdakince, "Seni zayıflatmak istiyorum," anlamında yorumlanabilir ve bu nedenle o kişi sizden hoşlanmayabilir.

Mış gibi yaşam ortamında yetişen kendisi olamaz

Korku kültürü, mış gibi bir yaşam ortamı oluşturur ve bu ortamda büyüyen kişi kendini ifade etmeyi değil, kendini saklamayı öğrenir. Zamanla iç dünyasından kopuk, ne hissettiğini, ne istediğini bilemeyen insanlar yetişmeye başlar. Bu kişi için önemli olan 'başkalarının kendisinden ne istediği'dir. Böylece uzaktan kumandalı bir robot gibi yaşamayı öğrenir. Bu kişinin tüm bilinci, kendi yaşamını gerçekleştirmeye değil, gücünün yettiği bir başka kişinin yaşamını denetlemeye ve yön vermeye odaklanmıştır. Kendi özgün yaşamını yaşamak olanaksız ve uzak bir hayal olarak gözükür. Hiçbir zaman, kendi iç dünyasıyla bilinçli olarak barışık bir yaşam sürdürmeyi gerçekleştiremez.

Kendisi olamayan bir başkasını sevemez

Böyle bir yaşam süreci içinde yetişmiş kişi, kendisi olamaz ve kendisi olmanın ne demek olduğunu da tam kavrayamaz. Böyle bir kişinin gerçekten sevmesi mümkün değildir. Yeniden hatırlatalım: "Sevgi bir eylemdir. Bu eylemi yapan kişi sevdiği kişinin gelişmesi ve mutlu olmasını ister; eyleminin temelindeki niyet budur." Korku ortamı bu tür bir sevginin gelişmesine ve yeşermesine izin veremez. Korku kültürünün sevgiden anladığı 'yön vermek ve denetlemek'tir.

Benim 29 Ekim'deki Temiz Aile Temiz Gelecek Programına gelmiş olan hanımefendi (bir önceki makalemde söz konusu ettiğim kişi) aslında 'Korku kültürü içinde dinamiğini bulan bir sevgi'den söz etmektedir. Yani, 'Ben onu istediğim gibi denetleyemedim, istediğim yönde kullanamadım; şimdi o benim istediğimi değil, kendi istediğini yapıyor. Böyle sevgi olur mu!' demektedir.

Ve bu nedenle 'sevdiği kişi'den nefret etmektedir.

Sorun hanımefendide değil, sorun sevgi de dahil herşeyi 'mış gibi' bir duruma sokan, içinde yetiştiğimiz korku kültüründe yatıyor.

Doğan cüceloğlu

Benim ailem sağlıklı mı, sağlıksız mı?



alıntıdır...
Nasıl anlayacağım?

Kaynak ;www.minidev.com


Bu yazının başlığını oluşturan soruyu kendinize soruyorsanız, bu yazım size yol gösterici olacaktır. Bu yazımda sağlıklı ve sağlıksız aileyi karşılaştırmak istiyorum. Sağlıklı ve sağlıksız aile kendilerini aşağıdaki dört temel boyutta farklı farklı belirler. Bunlar:

1. Kişinin kendi özüne saygısı:
A- Sağlıklı ailede aile üyeleri kendilerini değerli, onurlu ve anlamlı bulurlar. Kişinin kendini değerli bulması ve saygı duyması doğal durumdur. BRT'de pazar sabahları Temiz Aile Temiz Gelecek: Doğan Cüceloğlu ile Sohbetler Programı'nda üzerinde durduğum beş varoluş boyutları, kişinin kendini değerli, onurlu ve anlamlı bulmasının temelinde yatar. Kişilerin beş varoluş boyutunu yaşamaları ve yaşatmaları, yani kişilerin kendi özlerine saygıları, sağlıklı ailedeki ilişkilerde bilincin odak noktasını oluşturur (Beş varoluş boyutunu daha sonra bir dizi makale yapacağım; daha sonra da bir kitap haline getireceğim. Gelişmelerden sizi haberdar ederim).
B- Sağlıksız ailede ise aile üyeleri kendilerini değerli bulmazlar; çünkü ailede beş varoluş boyutunu yaşamazlar ve yaşatmazlar. Kişinin kendini değerli bulması ve kendine saygı duyması sağlıksız ailenin önem verdiği birşey değildir; sağlıksız ailede bilinç insanların birbirlerini denetlemeleri ve baskı altına almaları üstüne odaklanmıştır. O nedenle, kişinin kendini onurlu ve değerli bulması sağlıksız ailede doğal bir durum değildir; az rastlanan bir durumdur.

2. İletişim:
A- Sağlıklı ailede iletişim dolaysız, açık seçik, ayrıntılı ve dürüsttür. Kişiler birbirlerine değer verdikleri ve güvendikleri için iç dünyalarını, algılamalarını, duygu ve düşüncelerini olduğu gibi, tüm ayrıntılarıyla paylaşmak isterler.
B- Sağlıksız ailede kişiler birbirlerine gerçekte değer vermedikleri ve ayrıca birbirlerine güvenemedikleri için, iç dünyalarını rahatlıkla paylaşamazlar. Bu nedenle, sağlıksız ailede iletişim dolaylıdır, belirsizdir ve dürüst değildir; yalan çoktur. Savunucu iletişim, sağlıksız ailenin en belirgin özelliğidir.

3. Aile kuralları:
A- Aile kuralları sağlıklı ailede açık seçik ifade edilmiştir, belirgindir ve esnektir; duruma göre yorumlanarak, gerekirse esnetilerek uygulanır, katı değildir, akla yatkındır. Sağlıklı ailede aile üyeleri, aile kurallarını tartışma konusu yapabilir ve gerekiyorsa değiştirebilirler.
B- Sağlıksız ailede ailenin davranışlarını düzenleyen kurallar çoğu kere açık seçik ifade edilmemiştir, gizlidir. Ne var ki, bu kurallar gizli olmasına rağmen katıdır, insafsızdır, tartışılamaz ve değiştirilemez. Daha doğrusu kurallar otorite durumunda olan kişinin keyfine göre tanımlanır ve uygulanır.

4. Toplumla ilişki:
A- Sağlıklı ailede aile üyelerinin toplumla ilişkisi yoğundur, ama toplumsal beklentilerin altında ezilmezler. Gerçekçi bir umut vardır; her aile üyesinin geleceğe dönük, kendisine heyecan ve şevk veren bir umudu vardır.
B- Sağlıksız ailede insan ilişkileri korkuya dayalı olduğu için, toplumla ilişkileri de ya karşıdakine yaranmaya veya onu ezmeye yönelir. Yani, aile üyeleri geleceğini garanti altına almak isterken ya karşıdakine yalakalık yaparak, onun gücünden yararlanmaya çalışır; ya da ona baskı yaparak, onu korkutarak, onu istedikleri yönde kullanmaya çabalar.

Sağlıklı birey, sağlıklı demokratik toplumun temel taşıdır ve ancak sağlıklı ailede yetişir. Geliştiren ailede olduğu kadar, geliştiren şirkette de bu boyutlar önemini korur. Gönül diler ki, ülkemizde hem evde, hem iş yerinde lider durumunda olan kişiler, yukarıda belirttiğim dört boyuta duyarlılık göstererek toplumunun demokratikleşmesine olumlu katkıda bulunsunlar.

Değişmek ve Değiştirmek (3)

alıntıdır...

Doğan Cüceloğlu

Kişi yedisinde neyse, yetmişinde de odur, derler. Bu sözün altındaki temel inanç, insanın değişemeyeceğidir.

Geçen yazılarımda kişinin başkası tarafından değiştirilemeyeceğini, değişimi kendisinin istemesi gerektiğini belirttim. Bu ifadenin altında, kişinin isterse değişebileceği inancı yatmaktadır.

Kişi yedisinde neyse, yetmişinde de odur sözü, her türlü değişim olasılığına açık bir karşı tavrı sergiliyor.

Aşağıdaki öykü değişimle ilgili önemli gözlemler yapma olanağı veriyor.

Hapishanede Olmayı Tercih Ederdim

Kocası Mojave gölünde tatbikata gönderilince, yalnız bırakmamak için Thelma Thompson da onunla birlikte gidiyor.

Çölün sıcaklığı ona cehennem gibi geliyor. Sıcak rüzgar her şeyi kumla dolduruyor. Etrafındaki insanların çoğu İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardan olduğundan kimseyle arkadaşlık kuramıyor.

Birkaç hafta sonra sıkıntıdan patlayacak hale gelen oturup babasına bir mektup yazıyor. “Burada olmaktansa hapishanede olmayı tercih ederdim,” diyen mektubu, “baba gel beni buradan kurtar!” diye bitiriyor.

Şimdi siz kendinizi Thelma’nın babası yerine koyun; böyle bir mektuba nasıl yanıt verirdiniz?

Benim bildiğim birçok baba, “ah benim zavallı kızım, hemen geliyorum, seni o cehennemden kurtaracağım!” der.

Kimi babalar da, “otur oturduğun yerde, kapa çeneni, senin yerin kocanın yanı!” der.

Thelma’nın babası, kızına iki satırlık bir mektup yazarak, içinde bulunduğu duruma nasıl bakacağı konusunda bir seçimi olduğunu hatırlatmış. Mektup şöyle diyormuş:

“Sevgili kızım Thelma,
İki adam hapishane penceresinden baktı; biri çamuru, diğeri yıldızları gördü.
Seni seven baban.”

Bu mektubu alan Thelma, bir seçimi olduğunun farkına varmış ve şikayet etmeyen olumlu, kabul edici bir tavır içinde duruma bakmaya karar vermiş.

Yerlilerin dilini öğrenmeye çabalayarak onlarla yakın dostluklar geliştirmeye başlamış. Onların kilim ve çömlek yapmada ne kadar hünerli olduğunu görerek kendisi de çömlek ve kilim yapmayı öğrenmiş.

Göldeki deniz kabuklarını incelemeye başlamış ve şimdiye kadar hiç görmediği türler keşfederek bir koleksiyon oluşturmaya başlamış.

Çevredeki kaktüslerin çeşitliliğini incelemiş ve onların farklı bir güzellik sergilediğini görmeye başlamış.

Gölde güneşin batışının muhteşemliğini ve çevredeki çöl köpeklerinin ayrı bir tür olduğunu keşfetmiş; çöl köpekleriyle nasıl ilişki kurulacağını öğrenmeye başlamış.

Thelma bir süre sonra yaşamının eskisinden daha anlamlı ve zengin olmaya başladığını görmüş.

Ne Değişti?

Thelma’nın yaşamında ne değişti?

Babasına şikâyet dolu mektubu yazdığı zamanla şimdiki zaman arasında herhalde çöl değişmedi.

Çevredekiler de değişmedi; onlar yine İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardı!

Kaktüsler değişmedi.

Thelma’nın içinde bulunduğu duruma bakışı değişti. Artık çamura değil, yıldızlara bakmaya karar verdi. Bilinçli bir seçim yaptı.

Hint atasözü, “Biz değişince dünya değişir!” der.

Thelma’nın babası kızına seçimlerini hatırlatmıştı; hepsi o kadar.

Uygulama

Gençlere yaptığım konuşmalarda bir gönüllü genci sahneye davet ederim. İki tür uygulama yaparım.

İlk uygulamada emreden bir tavır içinde onun bütün davranışlarını denetleyerek konuşurum.

“Buraya gel!”

“Senin aklın ermez. Dediğimi olduğu gibi yap, başka bir şey yapma! İlerde bana hayır dua edeceksin.”

Onun nereye, niçin, ne kadar hızla, ne kadar yürümesi gerektiğiyle ilgili hiçbir şey söylemeden onu belli bir yöne doğru itmeye başlarım ve bir yandan da, “haydi yürü, direnme, çabuk yürü,” diyerek kolundan sürüklemeye çalışırım.

Birkaç dakika bunu yaptıktan sonra, nasıl hissettiğini, sorarım.

Genellikle, kendimi değersiz hissettim, öfkelenmeye başladım gibi olumsuz duygular dile getirirler.

İkinci uygulamada, ne olmak istediğini sorarım, bana bir meslek ismi söyler, diyelim, doktor olmak istediğini söylesin. Niçin doktor olmak istediğini sorarım, anlatır.

Ona üç doktor tanıtacağımı, her biriyle 15 dakika konuşabileceğini, konuşmak isteyip istemediğini sorarım. İstediğini söyler. Sormak istediği önemli üç soruyu hazırlaması gerektiğini, bu soruları hazırlamak isteyip istemediğini öğrenmek isterim. Bana yardım eder misin, diye sorar. Ona soruları hazırlamasına yardım ederim

Doktorluk hedefine giden yolda yolun hangi aşamalarından oluştuğuna bakmamızın iyi olduğunu düşünür mü, evet iyi olur, der.

Bütün bunları söylerken her bir cümlede bir adım atarım.

Konuşa konuşa, uzun vadeli amacı küçük adımlara böldüğümüzü ve her bir adımın bir zincirin halkaları gibi diğer halkalara bağlandığını ve amaca zaman içinde her bir halkayı tamamlayarak varıldığını anlatırım. Bunun için programlı çalışmak gerektiğini, hem dersi hem de sosyal yaşamı ihmal etmemek gerektiğini söylerim. Bu cümleden olarak ders, spor, arkadaşlar, sosyal yaşam, aileye zaman ve kendine zaman ayırması gerektiği üzerinde dururum. Bütün bunları sürekli konuşacağımızı ve her zaman benimle konuşabileceğini söylerim.

Vermek istediğim temel fikir şu olur: Sen kendi geleceğine yön verebilme gücüne sahipsin; yeter ki iste ve sebat et. Ben sana ancak yardımcı olabilirim ve istediğin zaman seninle konuşmaya hazırım.

Bütün bunları konuştuktan sonra, bu süreç içinde nasıl hissettin, diye sorarım. İyi hissettim, der. Kendini değersiz hissettin mi, sorusuna, tam aksine kendimi değer verilmiş hissettim, diye yanıt verir.

Birinci uygulama ile ikinci uygulama arasındaki temel fark birincisinde denetim bende idi ve ona seçin hakkı vermemiştim. İkincisinde ise, ben ona istediği destek oluyordum, ama her aşamada seçim yapma ve karar verme hakkı ondaydı.

Anne ve baba olarak bu iki yaklaşım arasındaki farkı iyice anlamadan uygulamak zor olacaktır.

Gönüllerinin Muradını Keşfetme

Çocuklarımızın ve sevdiğimiz insanların kendilerini geliştirmelerine yardımcı olabiliriz.

Nasıl yardımcı olabiliriz?

Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz bir ilişki geliştirerek. Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz zaman onları belirli bir yöne çekmeyiz, belirli bir yöne itmeyiz, bir şey yapması için zorlamayız; önce tüm dikkatimizle dinleriz ve onların gönüllerinin muradını anlamaya çalışırız.

Gençler çoğu kez kendi gönüllerindeki muradı keşfedemezler; gönlündeki muradı keşfedebilmek ise kişinin değişiminin ve gelişiminin en can alıcı yönünü oluşturur.

Bir kişinin gönlünün muradını keşfetmesine yardımcı olmak istiyorsanız, o kişiyi dinleyin. Sizin dinlemeniz sayesinde kişi kendini daha iyi anlayacak ve gönlünün muradını keşfedecektir.

kaynak; www.dogancuceloglu.net

Değişmek ve Değiştirmek (2)

alıntıdır...

Doğan Cüceloğlu

Doğada sürekli değişim var. Gece ve gündüz birbirini izlediği gibi mevsimler de birbirini izler. Mevsimlere bağlı olarak ağaçların yaprakları filizlenir daha sonra sararır ve dökülür.

İnsanlar küçük bebek olarak dünyaya gelirler, çocuk olurlar, ergenlik ve yetişkinlik çağından sonra yaşlanırlar ve ölürler.

Garibaldi adında bir düşünür, “Hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirmek gerekir,” demiş.

Demek ki doğanın tüm düzeni sürekli değişim üstüne kurulmuş.

Değişimi Reddedince

Değişimi reddedince yaşamla ilişkimizde tıkanmalar olur.

Bir kişinin sürekli kışlık elbiseler giymekte ısrar ettiğini düşünün; yazları sıkıntı çekecektir.

Nasreddin Hoca’ya yaşını sormuşlar, kırk beş yaşındayım, demiş.

Topluluktan birisi, “Hoca sen beş yıl önce de kırk beş yaşındayım dedin, nasıl oluyor bu?” diye sormuş.

Hoca, erkek adam sözünden dönmez, demiş.

Bu sözüyle Hoca, değişimi reddetmenin insanı gülünç duruma düşüreceğini ortaya koymuş.

Değişimi reddedince ilişkilerde tıkanmalar olur. On beş yaşındaki oğluna yedi yaşındaki bir çocuk muamelesi yapan anne veya babanın çocuğuyla ilişkisinde önemli sorunlar ortaya çıkacaktır. “Sen benim için hala küçük bir bebeksin!” diyen anneler ve babalar önemli bir hata içindeler. Çocuklarının değiştiğini görerek bu değişim içinde onunla ilişki kurmaları daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Değişim ya kişinin kendi içinde yer alır ya da yaşadığı ortamda ve ilişkilerinde. Bekar erkek evlenince koca olur, çocuğu olunca baba. Kişinin bekarlıktan kocalığa ve babalığa geçişi kendi özünde yer alan bir değişime değil, ilişkilerinde meydana gelen bir değişime işaret eder. Ama ilişkilerde meydana gelen bu değişim, kişinin kendi özünde karşılığını bulmazsa, zamanla sorunlar çıkmaya başlar. Koca olmaya hazır olmayan koca olunca, baba olmaya hazır olmayan baba olunca bu tür sorunlar ortaya çıkar.

Çocukları evlenen anne ve babalar, çocuklarının artık bekar olmadığını bilmeli ve ona göre ilişki kurmalıdırlar.

Değişim yaşamın özünde vardır. Değişimle dans etmesini bilince yaşam yaşanması zevkli bir süreç olur; değişime direnince yaşam çok stresli bir mücadele haline dönüşür.

Değişmek İstemek Başka, Değiştirilmek İstenmek Başka

Demek ki birey ister istemez değişim sürecinin içindedir ve yaşamında yeni aşamalara bu değişim sürecini özümseyerek ulaşır.

Her insan değişime farklı derecelerde uyum gösterir. Bazı insanlar yaşlandıkça daha huzurlu ve mutlu olurlarken, bazıları daha gergin ve hırçın olur. İnsanların değişime farklı uyum göstermelerinin altında ne gibi etkenler yer alıyor tartışması kendi başına önemli ve kapsamlı bir konuyu oluşturur. Burada bu konunun irdelenmesini yapmak istemiyorum. Burada, yaşamın doğal olarak getirdiği değişimlere uyum sağlamakla, bir başkasının isteğiyle değiştirilmek zorunda kalmak arasındaki farka dokunmak istiyorum.

Değiştirilmek durumunda kalan kişi bir dış gücün etkisi altında, kendisi istese de istemese de olduğundan farklı biri olmaya veya davranmaya zorlanıyor. Şu örneklere bir bakın:

Saçını kes.

Dersine çalış.

Dişini fırçala.

Kitap oku.

Mutfakta bana yardım et.

Ben konuşurken sözümü kesme.

Çok duygusal davranıyorsun, akılcı ol.

Bencil olma.

Odanı derli toplu tut.

Dışardan gelen bu tür komutlar kişiyi direnmeye götürür.

Neden direnmeye götürür?

Çünkü istenileni yaptığı zaman kendisi olmaktan uzaklaşacak, kendi gözünde başkası tarafından yönetilen bir robot haline gelecektir. Aklı değil, içi bunun farkındadır ve robot olmamak için mücadele eder.

Bu durumda kişi yeteri kadar korkutulmadıkça istenen davranışı yapmaz. Korkutulan kişi artık sizinle doğal ilişki içinde olan biri olamaz.

Şimdi itirazları duyar gibi oluyorum: “Kişinin gerçekten saçını kesmesi, dersine çalışması, dişini fırçalaması, kitap okuması gerekiyorsa ne yapalım? Bu kişi kendiliğinden bunları yapar hale gelinceye kadar oturup bekleyelim mi?”

Hayır oturup beklemeyelim. Kişiyle iletişim içinde olalım, ama, bu iletişimi nasıl kuracağımızı bilelim.

Yukarıdaki örneklerin her birinde komutlar kişinin dışından geliyor. Birisinin bana, “Saçını kesmen gerekiyor,” demesi dıştan gelen bir komut. Ama, benim kendime, “Saçımı kesmem gerekiyor,” demem içten gelen bir istek.

İletişimin amacı, değişim konusunu içten gelen bir istek haline getirmek olmalıdır.

Böyle söyleyince manipülatif, insanı kullanan bir tutum içinde düşündüğüm sanılabilir. Başka türlü nasıl söyleyeceğimi bilemediğim için böyle söylüyorum. Kişi belirli bir yöne doğru itildiğini, zorlandığını, kullanıldığını hissedince direnç göstermeye başlar ve özgür iradesi içinde kendisi için en iyi olanı aramaktan vazgeçip, “onların dediğini yapmayacağım!” inatlaşması içine girmeye başlar.

Değişmesini istediğimiz kişiyle iletişim kurarken şunları hiç unutmamalıyız:

1. Kişinin kendisi gerçekten istemedikçe sürekli ve tutarlı bir değişim elde edilemez;

2. Kişiyi zorlayarak yaptırılan değişimler, o kişinin özünü ve o kişiyle var olan ilişkiyi zedeler ve gelecekteki işbirliği olanağını zorlaştırır;

3. Değişim için seçilecek en önemli yol, kişinin o değişimi istemesine olanak sağlamak ve değişimi istemesine yardımcı olmaktır.

“Saçını kes” demek yerine, öyle bir iletişim oluşturulmalıdır ki, birey saçını kesme ve kesmeme seçimlerinde serbest olduğunun farkına varmalıdır. Ve bu farkına varışın içinde önünde iki farklı seçenek olduğunu görebilmelidir. Bu seçeneklerden biri saçını kesmemek, diğeri de saçını kesmektir. Ve kararı özgür iradesiyle kendisi verecektir. Saçını kesmediği zaman oluşturacağı yaşamın anlamı, coşkusu ve gücü ne olacaktır? Saçını kestiği zaman yaşamın anlamı, coşkusu ve gücü ne olacaktır? Bu konuda oluşturulan iletişimde ona bilgi ve örnekler verilerek iki seçeneği daha geniş ve derinlemesine değerlendirme olanağı vermek amaçlanır. Hepsi bu kadar. Onun yerine karar verilmez. Birey karar almada özgür olduğunu bilir.

“Dersine çalış” demek yerine, öyle bir iletişim oluşturulmalıdır ki, birey dersine çalışma ve çalışmama seçimlerinde serbest olduğunu bilmeli ve dersine çalışmadığı zaman oluşturacağı yaşamın anlamı, coşkusu ve gücüyle, çalıştığı zamanki yaşamın anlamı, coşkusu ve gücünü karşılaştırabilmelidir. Tabii kararın sorumluluğu kendisinin olacaktır.

‘Dişini fırçalama,’ ‘kitap okuma,’ ‘mutfakta yardım etme’ gibi bütün değişim konularında aynı yaklaşım kullanılabilir.

İnsana saygı duyulan ilişkilerde değişim konusuna başka türlü yaklaşılamaz. İnsanın kendi yaşamını kendi özgür iradesiyle yönetmesinin ötesindeki bütün seçenekler sağlıksızdır ve mutlaka yaşamın anlamından, coşkusundan ve gücünden kaybettirir.

kaynak; www.dogancuceloglu.net

Değişmek ve Değiştirmek ( 1 )

alıntıdır...

Doğan Cüceloğlu

Değişmek kimsenin hoşuna gitmez; çünkü kolay değildir.

Seminerlerimde, konferanslarımda, “Değişmek hoşunuza gider mi?” diye sorduğumda, çoğu kere hiç kimse el kaldırmaz.

Aynı gruba, “Bazı yönlerini değiştirmek istediğiniz biri var mı?” diye sorunca yüzlerce el kalkar.

Sorunlarını paylaşmak için benimle konuşanların hemen hemen hepsi, değiştirmek istedikleri çocuklarından, anne ve babalarından –özellikle kayınvalidelerinden, abla veya ağabeylerinden, amcalarından, dayılarından, komşularından, tabii ki en çok eşlerinden söz ederler.

Kendini değiştirmek için benden akıl isteyen hemen hemen hiç olmaz.

Yeni Tanıştığımız Hoşumuza Giden Kişi

Eşler yeni tanıştıklarında birbirlerinden hoşlanırlar ve birbirlerini değiştirmekten hiç söz etmezler. Karşısındakinin hoşuna gitmeyen yönleri olsa bile, yokmuş gibi davranır.

Flörtümüz, doğa gezilerini çok severim, derse, biz de sevdiğimizi söyleriz. Aslında hiç doğa gezisi yapmamışızdır, hatta bu tür gezilere pek istek duymayız, ama onun hoşuna gitmek için öyle söyleriz.

Hiç yemek yapmasını bilmem, derse, önemli değil, zaten ben dışarıda yemeyi daha çok severim, deyiveririz. Aslında, dışarıda yemekten sıkılmışızdır ve evin rahatlığını özlemişizdir.

Erkek futbol maçıyla ilgilendiği için kızda ilgilenirmiş gibi görünür.

Sporla, sanatla, operayla, tiyatroyla ilgili bol bol konuşuruz ve biz de sanat ve müziği çok sevdiğimizi söyleriz.

Böyle başlayan ilişkiler evliliğe kadar gider ve çoğu kez eşlerden biri veya her ikisi, hele bir evlenelim, ben onu daha sonra değiştiririm, düşüncesindedir.

Burada iki soru akla geliyor:1- Neden böyle yapıyorlar? Ve 2- Böyle başlayan evliliklere daha sonra ne oluyor?

Neden Böyle Yapıyorlar?

Bilinçsizlikten böyle yapıyorlar.

Hangi konuda bilinçsizler?

Birçok konuda bilinçsizler:

- Evliliğin ne denli önemli ve ciddi bir ilişki olduğunu, o nedenle dürüst temeller üzerine kurulması gerektiği konusunda bilinçsizler;

- Kendisi istemedikçe, insanları değiştirmenin olanaksız olduğu konusunda bilinçsizler;

- Yalan üstüne kurulmuş bir ilişki içinde kişinin kendi özüne yabancılaşacağı konusunda bilinçsizler;

- Kendi özüne yabancılaşmış bir insanın anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşamı olamayacağı konusunda bilinçsizler;

- Yaşamın anlamlı, coşkulu ve güçlü olmasını amaç edinmeyip, yaşamı mevki, para, mal, mülk ve şöhretin aracı kılmanın yaşamın özüne ters düştüğü konusunda bilinçsizler.

Bu liste daha uzayabilir, ama yukarıda saydıklarım üzerinde düşünülmesi gereken önemli boyutları kapsıyor.

Daha Sonra Ne Oluyor?

Bir insanı daha sonra değiştiririm düşüncesiyle kurulan evliliklerde eşler, evlendiği kişinin özüyle değil, kendisine getireceği ‘şey’le ilgilenir. Bu ‘şey’ mal, mülk, sosyal statü, mevki ve benzeri olabilir.

Evlendiğim kişi elde etmek istediğim ‘şey’in aracıdır.

Evlendiğim kişinin benim yaşamımdaki anlamı yaşamıma getirdiği ‘şey’den daha fazla olamaz.

Böylece eşler birbirlerini elde etmek istedikleri ‘şey’lerin aracı olarak görürler ve bu evlilikten istedikleri eşini işine yarayacak araç haline getirmektir.

İşine yarayacak araç haline getirmek için eşinin değişmesini ister.

Bu tür evliliklerde yüzler dost görünürken özler birbirine düşman olmaya başlar.

Evliliği sürdürmek isteyen eş, kendisinin araç olarak kullanılmasına rıza göstermeye başlayınca, kendi özüne yabancılaşır. Kendi özüne niçin yabancılaştığını içi bilir; daha doğrusu sezer. Kendisini araç olarak kullanan eşine içten içe müthiş bir öfke ve kin duyar. O nedenle bu tür evliliklerde yüzler dost ama özler birbirine düşmandır.

Bu tür evliliklerde oluşan yakın düşmanları değişik sosyal ortamlarda gözlemek mümkündür; otuz yıl evlidirler ve o lokantada oturdukları bir saat içinde birbirlerine söyleyecek hiç bir şeyleri yoktur. İkisinin de suratı asık boşluğa bakar dururlar.

Kadın kendini çocuklara verir ve onları denetlemek ve yaşamın bütün anlamını onlarla ilişkisinden çıkarmak için çocuklarının bağımsız kendine güveni olan insanlar olarak yetişmesine olanak yaratamaz. Bu tür annelerin çocukları ana bağımlı olmaktan kurtulamazlarsa kendi evliliklerinde mutluluğu bulamazlar. Anne çocuklarının evliliğine sürekli burnunu sokar ve onlara rahat vermez.
Erkek kendini işe verir. “Ailesi için para kazanan fedakar baba” rolüne girer ve çocuklar babaya hasret büyür. Babadan babalık görmeyen, anne tarafında sürekli denetlenen ve kullanılan çocuklar duygusal olgunluğa erişemezler; onlar da kendi anne ve babaları gibi birbirlerini bir ‘şey’ için araç olarak kullanan evlilikler kurarlar ve bu hastalıklı durum kuşaktan kuşağa aktarılır gider.

İnsanların Sahibi Değiliz

Hayatlarını kolaylaştırmak için insanlar birçok şeyi değiştirir. Koltuk takımının yüzünü, evinin boyasını, arabasını, televizyonunu, tabağını, masasını, mutfağını değiştirir.

Neden bu değişiklikleri yapmak ister?

Hayatını kolaylaştırmak ve istediklerini elde etmek için.

İnsanlar bir diğerinin huyunu, suyunu aynı nedenden değiştirmek ister. Kadın hayatını kolaylaştırmak ve kendi istediğini elde etmek için kocasının huyunu suyunu ve davranışını değiştirmek ister; erkek de kendi istediklerini elde etmek için karısını değiştirmek ister.

Burada gözden kaçırılan en önemli nokta şudur: sahip olduğumuz eşyaları istediğimiz zaman değiştirebiliriz. Hiçbir koltuk takımı, masa ya da mutfak, beni niçin değiştiriyorsun, diye itiraz etmez ve direnç göstermez. Ama insanların sahibi değiliz.

İnsanların değişmesi için insanın bizzat kendisinin değişmeyi istemesi ve bu zahmetli uzun süreçte ısrarla işin peşini bırakmaması gerekir.

Bir insanın kendini değiştirmesi, çok istese ve kendini bu değişime yüzde yüz adasa bile, çok zahmetli ve zor bir süreçtir.

Değişmenin zahmetli ve zor bir süreç olduğunun farkında olmak yetişkin olgun biri olmanın önemli adımlarından birini oluşturur.

Doğan Cüceloğlu

kaynak; www.dogancuceloglu.net

Söyleyemediklerimi İşitin Lütfen

Söyleyemediklerimi İşitin Lütfen


Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var.
Çıkarmaya korktuğum.
Ve, hiç biri ben değilim...
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.
'kendinden emin biri' dersiniz,
sanki güllük gülistanlık
benim için herşey...
adım güven belirtir.
Ve,
Oyunumun adı
Ağırbaşlılıktır.
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Herşeyin kumandanı ben...
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!..
Herşey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven, ne de rahatlık...
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!..
Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
Kimsenin bilmesini istemem
Zayıf taraflarımı düşündükçe,
Titrer ve sararırım...
Ve başkaları görürse iç dünyamı...
Gerçek beni ve yalnızlığımı!
İşte, maskelerimi onun için takarım...
Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var.
Onlar, gösterişle kullanabileceğim
Parlatılmış yüzlerim.
Bana,
'sen değerlisin' diyecek,
'maskesizken daha bir insansın'
'daha bir bendensin'
'daha yakın, daha bir dostsun'
diyecek bir bakışa
muhtacım...
benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!..
uyarırım seni dost!..
uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
sana kendini kolayca açmayacaktır...
bütün gücümle tutunacağım maskelerime
ne kadar sokulursan yakınıma
o denli şiddetli geri iteceğim seni...
kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme...
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadınım...
Maske takan her insanım.

Şair : Doğan Cüceloğlu

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR


Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;
Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
Kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
Sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
Kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
Takdir etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
Adil olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
İnançlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.


Dorothy Law Nolte
Çeviri: Doğan Cüceloğlu

Sifalı bitkiler

ALINTIDIR...

ŞİFALI BİTKİLERİN DOĞAL BESLENMEDE Kİ YERİ VE ÖNEMİ

Şifalı Bitkileri beslenme sistemimiz içinde kullanmayı mutlaka alışkanlık haline getirmeliyiz, Çünkü; Tıpkı insanlar gibi bitkilerde kendilerini gerek iç gerekse dış kaynaklı toksin ve patojenlere (Hastalıklara yol açan unsur) karşı korumak zorundadır. İnsan bedeninde olduğu gibi bitkilerde bu amaçla bazı kimyasal maddeler üretirler. Bu kimyasal maddeler pek tabii ki insan bedeni içinde yararlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirirler. Güçlü bağışıklık sistemi,salığın korunması ve hastalıklarla bedenimizin mücadele edebilmesi açısından yaşamsal önem taşır. Ayrıca Şifalı bitkiler anti-oksidan etkilidir ve serbest radikallere karşı çok etkilidirler.

Fakat şifalı bitkilerin bu olumlu etkilerini bedenimizde gösterebilmesi için toplanmasının,kurutulmasının ve muhafazasının doğru şekilde yapılmış olması şarttır. Şifalı bitkiler kimyasal ilaç ve gübre kullanılarak kirletilen tarım arazilerinden ,araç geçen yollardan ve şehir merkezlerinden uzakta olan yerlerden toplanmalıdır. Çünkü şifalı bitkiler kimyasal ilaç ve kurşunu çok çabuk bünyelerine çekerler ve bedenimiz için şifalı olan özelliklerini kaybederler.

Şifalı bitkiler toplama için en elverişli oldukları ve içerdikleri etken maddelerin en yüksek seviyede olduğu zaman dilimi içinde toplanmalıdır; Güzel kokulu otların ve bitkilerin yaprak ve çiçekleri toplama mevsiminde sabah çiğ üzerinden kalktıktan sonra, kök kısımları ise gün batarken toplanmalıdır. Ayın konumunun da şifalı bitkiler üzerinde büyük önemi vardır; şifalı bitkilerde etken madde kaybı olmaması açısından hilalde çiçek ve yapraklar dolunayda ise kök bitki toplanmalıdır.

Bu şekilde toplanan şifalı bitkiler için kurutulma tarzı da çok önemlidir; Güneş görmeyen ,sürekli havalandırılan ,nemden uzak ve belirli sıcaklıktaki odalarda bitkiler üst üste gelmeyecek ve birbirine değmeyecek şekilde alttan ve üstten hava alabilen terek ve kurutma dolaplarında renk kaybı olmayacak şekilde kurutulmalıdır.Saklanması ve depolanması cam kavanoz ya da hava alan bez torbalar içinde nemden uzak ve temiz bir depoda olmalıdır. Bu şekilde toplanıp,depolanan bitkinin 1 yıl içinde tüketilmesi gereklidir.

Şifalı bitkilerin çiçek kısımları daha çok cildin gözeneklerini,kök ve ağaç gövdesindeki kabuk kısmı ise mide ve karaciğeri etkiler. Acımtırak bitkilerden (Kekik,rosemary(biberiye) gibi ) köklerden ve ağaç kabuklarından (tarçın ,Zencefil gibi) yapılan içecekler sabahları aç karnına içilmelidir; çünkü bunlar kan dolaşımını etkiler. Gece içilirse uykuyu engelleyebilir. Bitkilerin taze çiçeklerinden yapılan çaylar çeşitli rahatsızlıklarda olumlu sonuçlar verir. Özellikle papatya,ıhlamur,menekşe (yaprağı) yabani gül, melisa,akdiken çayları yararlıdır. Ayrıca Maydanoz,adaçayı,kekik, nane, mercanköşk çayları da pek çok rahatsızlığa iyi gelir. Bitkilerin yaprak ve çiçekleri çay olarak kullanılacaksa demleme usulü yapılmalı ve 1 çorba kaşığı bitki 1 büyük kupa su için yeterlidir. Kök ve kabuk kısımlarda ise kaynatma yöntemi kullanılabilir.

kaynak;

www.ekoses.com

Bitkilerle tedavi

ALINTIDIR

ANANAS: Vücudumuzun albümin sindirimini destekleyen bir enzim olan Bromelain içerir. Daha önemlisi beyne giden kan yollarini temizler ve beynin kan dolasimini arttirir.C Vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alır.Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır, çileği çok olan bölgenin halkı uzun yaşar. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, Böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.

ANASON: Sindirim sisteminin en iyi dostudur. Çin ve Hindistan’da eskiden tip biliminde kullanılırdı. Enfeksiyona karsi koyma gücümüzü arttirir, sinirsel hücrelerin verimliliğini besler yani beyin ve omurilik islevlerini destekler. Sindirimdeki zorluklardan dogan migrenler, bas dönmeleri, karin ağrisi gibi rahatsızliklardan korunmak için yararli olur.
AVOKADO: Lif, A, C, E vitamini ve bazi B vitaminleri açisindan oldukça zengindir. Ayrica potasyum yüklüdür. Potasyum eksikligi depresyona ve yorgunluga yol açtigi için düzenli yenmelidir. Kalp için yararli olan avokado ayni zamanda cildi de besler. Uzmanlar avokadoyu cildin kirisiksiz olmasinda önemli rol oynayan kolajenin üretimini saglayan bir depo olarak degerlendiriyorlar.
ADAÇAYI:Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser.Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.Bu uyarıcı bitki kan dolaşımını hızlandırır. Hücre yenilenmesini ve cildin elastikiyetinin artmasını sağlar. Bu bitkiyle sivilcelerinizden de kurtulabilirsiniz.
AHUDUDU:Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir.
ASMA:Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.
ALOE VERA(SARISABIR):Eski yunanlılarında güzelleşmek için kullandıkları bir bitki. Yıpranmış ciltleri onarmak ve nemlendirmek için son derece yararlı. Akne sıcaktan kaynaklanan kaşıntılara karşı cildi koruyor. Yıpranmış saçları onarıyor ve nemlendiriyor.
AYRIKOTU:İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.
AYVA:İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.
BAMYA:Halsizliğe karşı bire bir. 100 gram bamya günlük magnezyum (hücrelerin enerji depolamasına yarayan madde) ihtiyacımızın üçte birini ve yüzde 10'dan daha fazla miktarda ise günlük demir (akyuvarların vücut içinde oksijen taşımasını sağlıyor)ihtiyacımızı karşılıyor.
BADEM: Badem demir, kalsiyum, B1, B2 vitaminleri ve C vitamini bakimindan zengin bir meyvedir. Uzmanlar zekasindan memnun olmayan ve yüzündeki renksizlikten sikayet edenlere, sürekli bas agrisi çekenlere badem yemelerini önermektedirler.
BAL: Yüzyillardir soguk alginligi ve öksürügün tedavisinde kullanilir. Bir tatli kasigi kekik ile yendiginde astima iyi geldigi söylenir. Yatmadan önce yenecek olan bir kasik bal rahat uyumanizi saglar. Ayni zamanda dezenfektan ve antiseptiktir.
BALIK: Uskumru, sardalya gibi baliklar Omega 3 tasir ve hormonumsu bir madde sayilan prostaglandinleri üretir. Bu sayede beyin fonksiyonlari, iyi bir görüs, ögrenme yetenegi ve koordinasyon için kaçinilmazdir. Egzama gibi rahatsizliklarin da iyilesmesinde yardimci olur.
BIBERIYE: Dolasim ve sinir sistemini aktif hale getirir. Yasli insanlarda damar sertligine bagli hafiza zayifliklarinda etkili olarak kullanilir. 16yy’da gut ve romatizma hastaligindan aci çeken Macaristan kraliçesi Elizabeth biberiye suyu ile yaptigi banyolar sayesinde sagligina kavusmustur. Iyi bir uyarici olan biberiye saça canlilik ve parlaklik verir,saçin uzamasini hizlandirir.
BEZELYE:Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.
BROKOLİ:Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine bire bir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan 'indole' adlı bir madde içeriyor.İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.
BUĞDAY:Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.
ÇAY:Binlerce yıllık bir bitki olan çayın yaprakları güzelleşmek içinde kullanılıyor. Yağlı bir cildiniz varsa, çaydan bir tonik olarak faydalanabilirsiniz.Gözleriniz şişse iki soğuk çay poşetini göz kapaklarınızın üstünde bekletin.Saçlarınızın eskisinden daha parlak görünmesini istiyorsanız, şampuandan sonra çayla durulayın. Farkı göreceksiniz.
ÇAM FISTIĞI:
Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.
CIVAN PERÇEMI: Idrar söktürücü, mide ve bagirsak gazlarini giderici ve istah açicidir. Kan dolasimini arttirarak vücuda zindelik verir. Ayrica agri kesici ve spazm çözücü özellige sahiptir.
ÇILEK: Vücudu kuvvetlendiren bir meyvedir. Soguk alginligini önler, idrar söktürür ve vücutta biriken suyu bosaltir. Bagirsaklari çalistirir. Diyet yapanlara ve seker hastalarina tavsiye edilir. Ancak alerjik bünyelerde kizariklik ve kasintiya yol açabilir.
ÇİKOLATA: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli ,mutluluk hormonu serotonin" anında beyinde dolaşıma çıkıyor. Çikolatanın içerdiği "penilatilamin" insanı bulutlara çıkarıyor. Çikolatada, yeşil çay ve sebze-meyvelerde bulunan ' flavonoid ' adlı bol vardır. Bu madde kanı sulandırıyor ,kalp hastalıkları miktarda riskini azaltıyor. Çikolata kötü kolestrolun (LDL) okside olarak damarçeperine yapışmasını engelliyor. Tıpkı aspirin gibi kanda pıhtılaşmanın önüne geçiyor. Düzenli tüketenler arasındaki ölüm olayı yemeyenlere kıyasla % 30 daha geç gerçekleşiyor.(günde 30 gr)
ÇÖREKOTU:İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.
DEFNE: Güzel kokulu ve istah açici olmasindan dolayi mutfaklarimizda, balik, et yemeklerinde ve çorbalarda lezzet verici baharat olarak kullanilir. Sindirim bozukluklarina, uykusuzluga,romatizmaya,halsizlik gibi rahatsizliklara iyi geldigi söyleniyor.
DEREOTU: Bu bitkinin sadece yapraklari degil, tohumu da kullanilir. Yapraklari salatalara ve bazi yemeklere tat vermesi için kullanilir. Tohumu ise bazi keklere, tatlilara, salatalara konur. Mide zayifligina ve uykusuzluga karsi kullanilir.
DOMATES: C vitamini, lif ve fotokimyasallar bakimindan oldukça zengindir. Likopin diye isimlendirilen bir antioksidan sadece domateste var. Yaslilarda psikolojik ve fizyolojik saglik için çok büyük önem tasir. Cilde tazelik verir, hazmi kolaylastirir. Asitli bir sebze olmasi nedeni ile pisme sirasinda C vitaminini korumasina yardim eder. Domates olgunlastikça besin degeri artar.
DONDURMA: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor.100 gr dondurmada ortalama :*135 mg kalsiyum*115 mg fosfor* 100 mg sodyum*160 mg potasyum,25 gr karbonhidrat bulunuyor. Amerika'da kişi başına 25 kg., Türkiye'de kişi başına 6 Külah tüketiliyor. Sütten daha zengin bir besin maddesidir. A,B,C,D,E vit.içerir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini önermektedir.
DUT: Beyaz dut yapraklari idrar söktürür. Aç karnina yenen beyaz dut bagirsak kurtlarini düsürür. Mide ve bagirsaklari rahatlatir. Kara dut ise agiz ve bogaz iltihaplarina iyi gelir.
ELMA:
Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz,kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.
EBEGÜMECİ:
Göğsü yumuşatır. Öksürük keser. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Dişeti hastalıklarını tedavi eder.Bu bitkinin yaprakları tahriş olan cildi dış etkenlere karşı korur. Cildi nemlendirir ve yumuşatır. Ebegümeciyle kan dolaşımını hızlandırabilir, bağ dokusunun elastikiyetini artırabilirsiniz. Ayrıca göz altındaki kırışıklara ve şişliklere de iyi gelir.
ENGINAR: Magnezyumlu yapisi ile cigerlere etki eder. Uzmanlar tam kapasite çalisan bir karaciger ve safra kesesinin beynin sagligi için önemli oldugunu savunmaktadirlar. Bol bol tüketin. Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikleri belirtildi.
ERIK: Sinirleri güçlendirir. Zihin yorgunluguna iyi gelir. Idrar söktürerek vücudun rahatlamasini saglar. Karaciger siskinliklerinde yenmesi tavsiye edilir. Kansizliga iyi gelir. Romatizma, mafsal kireçlenmesinde yararlanilmasi gereken bir meyvedir.
FESLEGEN: Hindistan kökenli olup nanenin ve kekigin akrabasidir. Rahat bir gece geçirmek için güzel bir feslegenli çorba ve feslegenle demletilmis bir içecek kadar yararli ne olabilir ki? Emziren annelere sütlerinin çogalmasi için tavsiye edilir. Istah açar. Sakinleştirici ve yatıştırıcı özelliği vardır. Enerji verir ve cildi rahatlatır. Fesleğenli saç losyonlarıyla saç derisine masaj yaparak, onların kökünü güçlendirebilirsiniz. Fesleğen yağıyla selülitlerinizden de kurtulmanız mümkün.
FINDIK: Findik lif, protein ve vitamin açisindan oldukça zengin, yararli bir yag deposudur. Badem, fistik, ceviz selenyum açisindan son derece zengindir. Ceviz Omega 3 ile doludur. Salatalara, meyve salatalarina, tatlilara ve sebze sotelere katarak tüketebilirsiniz.
FISTIK: Yağ oranı yüksek ama yine de insanı mutlu ediyor. Roma İmparatorlu'nda da " Tanrı yiyeceği " olarak adlandırılan fıstığın, kolestrolü düşürdüğü ve kalp krizi riskini azalttığı belirtiliyor. Çocuklar ve sporcular daha fazla yiyebilirler. Demir, bakır, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum ve fosfor gibi minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez, kalbimizin yanısıra, beyin-sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostudur. Tuzsuz olanından hergün 10-15 adet yenilebilir.
FRENK ÜZÜMÜ: Siyah frenk üzümü kizil siyah renk maddesi olan ve kan damarlarinin esnekligini arttiran anthosiyanini bol miktarda bulundurur. Kandaki oksijen yogunlugunu arttirir.
GREYFURT:C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar.
GÜL:Cilde sağladığı yararlar yüzünden kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Parfüm üretiminin önde gelen elemanlarındandır. Gözenekleri sıkılaştırıcıdır.
HARDAL: Dolasimi canlandirir,soguk alginligina karsi korur,depresyona ve uyusukluga iyi gelir. Hardal tohumu suyu gögüs enfeksiyonlarina, romatizmaya ve artrite faydalidir. Zehirlenmelerde bir fincan suya bir kasik hardal konarak içildigi takdirde kusturur.
HAVUÇ: 100 grami 40 kalori içerir. Mineral tuzlar, sekerler, fosfor, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, demir ve basta A olmak üzere B, C ve E vitaminleri, karaton ve karotin esansi içerdigi için, tek basina bedenimizin günlük gereksinimlerini karsilar. Görme bozukluklari, bas dönmesi, düsük tansiyon, bitkinlik gibi rahatsizliklari iyilestirir. Bronslari açar, kuru öksürügü keser ve bagirsaklari yumusatir. Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard'ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir Kansere karşı etkili olduğu gibi cildin kurumasını da engelliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Beta karotin (kansere neden olan serbest radikallari durduruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor) içeren havucun en büyük özelliklerinden biri içerdiği bu maddenin cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebilmesi.
HURMA: Hurmada B vitamini, potasyum, kalsiyum ve demir bulunur. Yapisindaki kompleks karbonhidratlar hurmayi çok yararli bir meyve konumuna sokuyor.
IHLAMUR: Ihlamurun yatistirici, idrar söktürücü, terletici ve uyku düzenleyici özellikleri vardir. Sifali bitkiler arasinda önemli bir yeri olan ihlamurun ilaç içmesi sakincali hamile kadinlarin soguk alginligi, grip gibi rahatsizliklarinda etkili olarak kullanildigi görülmüstür. Soguk alginligina karsi en iyi dogal ilaçtir. Vücudu terleterek atesi düsürür ve öksürügü keser. Özellikle bal karistirilarak içildiginde hastaliga karsi vücudu güçlendirir. Içerisinde bol miktarda su bulundugu için organizmanin su ihtiyacini karsilar.
ISIRGANOTU:Toplaması zor olduğu için pek fazla sevilmeyen bu bitki, cildin parlak görünmesini sağlar ve gerginleştiriyor. Böbrek hastalarının vazgeçilmez dostu saç dökülmesini de önlüyor.
ISPANAK:Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere, hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze. Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili.Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin % 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili. Bir porsiyon ıspanak, günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.
İNCİR:Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit,öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.
KARANFİL:Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar.
KEKİK:Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. Bağırsak iltihaplarını iyileştirir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.
KIRMIZI BİBER:Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili. Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze, aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir, kolera ve azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelir.Kanser riskini serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede(gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır,vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar. Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir.
KANTARON: Ülser ve gastrite iyi gelir. Antiseptik ve mikrop öldürücüdür. Yaralari iyilestirici özellige sahiptir.
KAVUN, KIRAZ: Her iki meyve de hemen hemen ayni özellikleri tasir, idrar söktürerek böbrekleri ve kani temizlerler. Sinirleri yatistirarak iyi bir uyku verirler. Cildin pürüzsüz olmasinda rol oynarlar. Kavun akciger veremi ve kansizlikta yaralidir. Uzmanlar seker hastalari ile bagirsak ülseri olanlara tavsiye etmiyorlar.
KAYISI: Sinirleri güçlendirir ve uyku verir. Beyin yorgunluklarina ve kansizliga iyi gelir. Kabizlik çekenler kayisiyi taze ya da kuru olarak yerlerse iyi gelecektir. Cilt güzelligi için bire birdir. Antioksidan özelligi ile vücudu serbest radikallere karsi korur.

KİRAZ:Aspirin yerine kiraz. Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair'e göre,günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor.

KUŞBURNU:Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur.Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.
KİVİ:Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler.
KEREVIZ: Gut hastaligini ve romatizmayi iyilestirir. Tok tuttugu için diyet yapanlara özellikle önerilir. Cinsel gücü artirir. A,B,C vitaminleri,fosfor ve çesitli madensel tuzlar içerir.
LAHANA: Lapasi gögüse uygulandiginda öksürüge,alt karna uygulandiginda ise sistite iyi gelir. Bagisiklik sistemini güçlendirerek enfeksiyonlari önler.Çığ olarak yenildiğinde sindirim sistemini rahatlatır.Bağırsak kurtlarına iyi gelir. Idrar söktürücü, toksin atici ve antiseptiktir.

LAVANTA Çiçeği çayı: Idrar söktürücü ve agri kesicidir. Safrakesesi rahatsizliklarinda etkilidir. Kalp atislarini düzenler, kan basincini düsürür. Kuvvetli bir bitki olmasindan dolayi kesinlikle fazla kullanilmamalidir.

LIMON: Turunçgiller ailesinin en önemli üyelerinden birisidir. Iyi bir mineral deposu olan limonda A, B1, B2, B3 ve özellikle C vitamini bulunuyor. Limon, damar sertligi ve enfeksiyonlarina karsi yararlidir. kan dolasimini da düzenler. Sabahlari aç karina yarim bardak suyla karistirilarak içilen limon suyu,asiri asitlerin tahris ettigi mide mukozasini yatistirir. Grip ve soguk alginliginda bir limonun suyu bir tatli kasigi ve bir su bardagi ilik su ile karistirilarak içildiginde rahatlatici etki yapar. Tuzlu su ile karistirilip içilirse karacigeri,sindirimi ve kalp atislarini olumlu etkiler.
MAKARNA:Çok ağır soslarla yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişmanlatmaz.
EKMEK: Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.
MANTAR: Diyet yapanlar tarafindan özellikle tercih edilen bir besin türü. Bunun nedeni ise kalorisinin son derece düsük olmasi. Bununla birlikte kolesterol ve karbonhidrat hiç yoktur. Ayrica yaslilar için gerekli olan potasyum ve fosfor degerleri çok yüksektir. B3 vitamini ve folik asit yönünden de çok zengindir.
MARUL:Kemik erimesine karşı etkili. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numara. 100 gramında, küçük bir bardak sütün içinde bulunan kalsiyumdan daha fazlasına sahip. Bu miktar günlük kalsiyum ihtiyacının dörtte birine tekabül ediyor.
MAYDANOZ: Yapraklari, sapi, tohumu ve kökü kullanilir. Tatlilar hariç salata, çorba dahil her tür yemege, zevke göre istenilen miktarda konabilir. Karacigeri ve dalagi olumlu yönde etkiledigi söyleniyor. Istah açar, hazmi kolaylastirir. Içinde bol miktarda C vitamini bulunur.
MELISA (ogulotu): Kendine has uçucu yaglari ruhsal bunalimlara, sinirsel rahatsizliklara iyi geliyor. Stresten kaynaklanan bas agrilarina karsi etkilidir. Melisa çay ve bitkisel su olarak içilebilir.Bağırsak ağrılarına iyi gelir.
MENEKSE: Terletici dolayisiyla ates düsürücüdür. Içindeki saponin sayesinde gögüs yumusatici ve idrar söktürücüdür. Ayrica sakinlestirici etkisi de vardir.
MERSIN YAPRAGI: Yaprak ve meyvelerindeki tanen, kabiz yapici ve mikrop öldürücüdür. Idrar yolu iltihaplarinda kullanilir. Ayrica sakinlestirici özelligi vardir.
MISIR: Protein, yag ve çesitli sekerler içerir. Otuz alti biçimde kullanilir. Meksikalilar ondan alkollü içki bile yaparlar. Misir püsküllerinin yatistirici ve idrar söktürücü özelligi vardir. Mide, bagirsak için tahris edici olmadigindan sakinca görmeden kullanilmaktadir. Ama ne durumda olduklarini bilmeden misir püsküllerini gelisi güzel kullanmayin.
MUSKAT: (Küçük Hindistancevizi)Bu bitkini ana yurdu Moluk Adalaridir. Küçük hindistancevizi etlere, böreklere ve keklere çok yakisir,hatta sicak saraba katilir. Sindirimi kolaylastirmasi için bebek mamalarinda kullanilir. Küçük hindistancevizi bütün olarak alinmali ve gerektigi kadar rendelenmeli. Uzmanlar uyku probleminiz varsa bir bardak sütün içerisine bir biçak ucunun dörtte biri kadar h.cevizi tozu ilave etmeyi tavsiye ediyorlar. Fazlasi zararlidir.
MUZ:Kokusuyla bile mutluluk aşılayan muz, tam bir endorphin deposudur. Kendinizi güçsüz ve ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.
NANE: Nane çay olarak içildiginde mide ve bagirsak gazlarini, ishal , mide bulantisi ve kalp çarpintilarini önleyici etkisi vardir. Mide ülseri olan kisilerin bu çayi dikkatli kullanmasi gerekir. Taze ya da kuru olarak yemeklerde, soslarda ve salatalarda tatlandirici olarak kullanilir.
NOHUT:Bağırsağı yumuşatır.
PAPATYA:Her derde deva bir bitki. Tahriş olmuş, temizliğe ve ferahlamaya ihtiyacı olan ciltler için ideal. Kurutulmuş papatyalardan hazırlanmış bir losyonla gözlerinize yapacağınız kompres şişkinliğini alıyor.

PATATES: Çig olarak cilt ülserlerine ve kesiklere iyi gelir. Bas agrisina karsi rendelenmis ya da halka halka dogranmis patatesi sakaklariniza koyun. Kaynatilmis kabuklari tansiyonu düsürür. Mide ülseri, kabizlik ve hazimsizlik sorunlarinda da suyundan faydalanilir.

PIRASA: Pirasada B vitamini, demir, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum gibi mineraller bulunur. En büyük özelligi tok tutmasidir. Özellikle diyet yapanlara önerilir. Kansizlik, romatizma, gut ve damar hastaliklarina karsi dogal ilaçtir. Cildi güzellestirir, kani temizler ve toksinlerden arindirir, bagirsaklari yumusatir.
PORTAKAL:C ve B Vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlar. Bacaklardaki varisi, vücuttaki direnci arttırır. Grip ve nezleyi de portakal geçirir. Suyu şeker, şarap karıştırılır üzerine sıcak su katılır ve içilir. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
REZENE: Genellikle sakinlestirici, gaz ve sanci giderici özelliktedir. Süt veren annelerde sütü arttirir. Idrar söktürür yapraklari yaralarin iyilesmesini kolaylastirir.
ROKA: Yapraklari kani temizler ve kan dolasimini düzenler. Vitamin ve mineral bakimindan çok zengin oldugundan vücudun direncini arttirir. Yapraklari ve tohumu öksürügü keser, istah açar.
SAFRAN: Sinir sistemini uyararak vücuda kuvvet verir. Kabiz etkisi vardir, adet söktürücüdür.
SALATALIK:Salatalığı zaten birçok kadın cilt bakımı için kullanıyor. Hassas ciltlerde meydana gelen kaşıntıyı, pullanmayı ve gerginliği ortadan kaldırıyor. Cilde yoğun bir şekilde nem vererek, günlük nem ihtiyacını karşılıyor. Salatalığın kendisi ya da suyu cildimizi bir tonik kadar temizler,kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor.
SARIMSAK: Halk arasinda dogal ilaç olarak bilinir. Çiçek köklü sebzelerden biri olan sarimsak, hücrelerin yasamasi için gerekli olan özler içerir. Sarimsak dogadaki en güçlü panzehirlerden biridir. Günümüzde bagirsak parazitleri tedavisinde kullaniliyor. Ayni zamanda hipertansiyona karsi da etkili koruma sagliyor. Uzmanlara göre çok sarimsak yemek tehlikeli olabilir. Asiri doz anemi, astim gibi hastaliklara yol açabilir. Dogrusu ise günde bir iki distir.
SEBZE ve MEYVE: Yüzde doksani su olan sebzeler yüzde 23 oraninda da lif içerirler. Ögünlerinizde bir tabak sebze yediginizde hem saglikli beslenmis olursunuz hem de midenizin çalismasini hizlandirirsiniz. Meyveler ise C vitamini yönünden zengin olduklarindan vücudun mikroplara karsi direncini arttirirlar. Içerdikleri vitamin ve minerallerden dolayi sofralarinizdan eksik etmeyin.
SIRKE: Sirke atesi düsürür. Sistit ve gut enfeksiyonlarini tedavi etmekte yararli olabilir. Tuzla karistirilarak içildigi zaman sistemi zehirden arindirir. Bal ile birlikte alindiginda yüksek tansiyona,mide ülserine,bagirsak enfeksiyonlarina ve uykusuzluga iyi gelir.
SOGAN: Antiseptik, toksin atici, idrar söktürücü, kan dolasimini düzenleyici, nefes açici, kolesterol, seker ve tansiyon düsürücü özellikler sahiptir. Sogan, mide siskinliklerini rahatlatir ve kabizligi önler. Ari ve böcek sokmalarinda bir dilim sogan aciyi alir. Sogan suyu yaniklara, kesiklere, hayvan isiriklarina faydali olur. Suyunun günde iki kere sürülmesi sigillerin kaybolmasina yardimci olabilir.
SU: Her ne kadar bazilarimiz “su bile içsem yariyor”dese de, su vücuttaki biyokimyasal maddeleri dengeledigi için toksinlerin vücuttan atilmasini saglar. Böylece vücut zararli maddelerden temizlenir. Uzmanlara göre beynimizin %80’i sudur. Su eksikligi beynimizdeki mineral yogunlugunu ve kullanimini da sinirlar. Günde en az bir buçuk litre su içmek gerekiyor.
SUSAM: Dar gelirlerinin baştacı olan simit, mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahiptir. Yağ ve Protein içerir. Susamdan elde edilen tahin bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi gelir. Kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için bolca tüketmeliyiz.Demir bakımından zengindir.
ŞARAP:Tabiat Ana 'nın bir şaheseri , bir armağanıdır . Toprak hava , su doğaya dair ne varsa hepsi şarapta birleşir ve insanın kanını kaynatır. Şarap hayatın sonuna kadar yaşama aracıdır. Müthiş bir romantizme sürüklenirsiniz. Şarap tüm kategorileri , mutlak değerleri , sınırları dinamitler. Şarap mükemmel bir insan kaynakları aracıdır. Her kapıyı açar,dostlukları geliştirir,iş muhabbetlerini derinleştirir.
Doğal vitaminleri bir bardak iyi bir şarapla almak,hap yutmaktan daha iyidir. Günde 1,5 kadeh şarap içerek Alzheimer ve parkinson gibi önemli hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilirsiniz.
TARÇIN: Istah açar,bulantiyi giderir, ishali keser. Vücudu kuvvetlendirici özelligi vardir. Bagirsak gazlarina iyi gelir. Mikrop öldürücü etkisinden dolayi besin zehirlenmelerine karsi koruyucu rol oynar.Tarçın ağacı yapraklarından ve kabuklarından elde edilen tarçın yağı, bağırsakları düzenler, hazmi kolaylaştırır,ağrıları dindirir,mide kramplarını alır.
TURP:Böbreklerdeki mikropları öldürür. Kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer şişliğini indirir. Sarılıkta faydalıdır. Safra taşlarının düşürülmesine yardımcıdır. Romatizma, siyatik astım ve bronşite faydalıdır.
TUZ: Vücudumuzdaki tuz orani dogrudan dogruya hayati fonksiyonlarimiza yansir. Tuz oraninin düsük olmasi bedensel ve zihinsel verimi düsürecegi gibi fazla olmasi da kan dolasimini, özellikle beyindeki kan dolasimini bozar. Tuzu dikkatli kullanin.
ÜZÜM:Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Gıda şekli anne sütüne benzer Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dk sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.
YERALMASI:Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.
YOGURT: A,B,E vitaminleri,mineral tuzlar,kalsiyum,fosfor,magnezyum içerir. Her gün 125 gr yogurt tüketmek hazimsizlik, mide ve bagirsak hastaliklarini önler. Cildi pürüzsüzlestirir, saçlara parlaklik verir. Süt sekerini laktik asite dönüstürdügünden kalorisi düsüktür. Bundan dolayi beslenme uzmanlari diyet yapan kisilere yogurdu öneriyorlar.
ZENCEFIL: Hindistan’dan yeryüzüne dagilmistir.Thai,Çin,Hint yemeklerine o büyülü tadi veren zencefildir. Parfüm sanayinde de zencefil kokusundan faydalaniliyor. Körpe kök ve saplari pisirilerek yendigi gibi yatistirici ve gaz söktürücü ilaç olarak da kullanilir. Istah açicidir. Solunum yollari rahatsizliklarinda tavsiye edilir.
ZEYTİN:Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.
ZEYTINYAGI: Basta E olmak üzere A,D,K vitaminleri içerir. Zeytinyaginin bagirsak, idrar yollari, safra kesesi rahatsizliklarinda ve gastritin giderilmesinde etkisi vardır. Çocuklarin beyin gelisimini ve kemiklerinin güçlenmesini hızlandırır. Bu vitaminler sayesinde hücrelerin yenilenmesinde doku ve organlarin yaslanmasini geciktirmede etkilidir. Cildi besler,saçlari korur. Içerdigi linolenik asit sayesinde yagsiz inek sütüne katildiginda (bir kaç damla)anne sütünden kesilmis bebekler(dört buçuk aydan sonra) için ideal dogal besin oldugu söylenir. Zeytinyaginin en önemli özelliklerinden biri de kalp, damar hastaliklari üzerindeki olumlu etkisidir. Kalp krizi riskini azalttigi gözlenmistir.

ALINTIDIR

Değişik Diyetler...

2 GÜNLÜK ŞOK DİYET

Hedef: 2 günde ortalama 2-3 kilo.

Günlük kalori: 700 Kcal

Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır. "Uygulanan diyet programı arasında" ve yalnızca 2 gün boyunca yapılabilir.
Sık uygulanmamalıdır, tekrarlanması halinde metabolizma hızı azalacak ve kilo verme duracaktır.
Bu diyetin günlük menüleri:


1.GÜN
Sabah : Meyve veya meyve suyu
Öğle : 1 porsiyon sebze yemeği, 1 kase salata, 1 kase yoğurt
İkindi : 1 meyve
Akşam : 1 porsiyon et yemeği, salata, 1 ince dilim ekmek
Gece : 1 meyve



2.GÜN
Sabah : Meyve veya meyve suyu
Öğle : 1 porsiyon sebze yemeği, 1 kase salata, 1 kase yoğurt
İkindi : 1 meyve
Akşam : 1 porsiyon et yemeği, salata, 1 ince dilim ekmek
Gece : 1 meyve


SAVUNMA DİYETİ
Hedef: 3 günde ortalama 2 kilo. Günlük kalori: 500 Kcal
Yüksek protein ve çok düşük kalori içeren yiyeceklere yönelik ve bol su içmeye dayalı diyet, egzersizle desteklendiği takdirde hızlı kilo kaybına neden oluyor. Diyet sırasında açlık dayanılmaz hale geldiğinde aralarda küçük parçalar halinde ananas atıştırılabilir.
Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır.
Bu diyetin günlük menüleri:



1.GÜN
Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.



2.GÜN
Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.
2.GÜN
Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.




3.GÜN
Sabah : Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle : Izgara tavuk ve salata
Akşam : Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.


ATKİNS DİYETİ
Hedef: Haftada 2 kilo. Günlük kalori: 1100 Kcalalıntıdır...
Yağlı besinlerin serbest olduğu tek diyet. Amerikalı uzman Atkins tarafından geliştirilen bu diyet yağı ve proteini serbest bırakırken şekerli tüm besin maddeleri yasak. Et, balık, yumurta, mayonez ve tüm şarküteri ürünlerini istediğiniz gibi tüketebilirsiniz. Diyetin doymuş yağ ve kolesterol oranının yüksek olması nedeniyle koroner kalp hastalığı açısından risk taşıdığı iddia ediliyor. Bazı iddialara göre egzersiz yapanlar için kesinlikle uygun olmayan bu diyet vücuttan daha fazla kas dokusu ve su kaybedilmesine neden olur. Atkins diyetinin B grubu vitaminleri, özellikle B1, B6, folik asit ile magnezyum açısından yetersiz olduğu söyleniyor. Bu vitaminleri takviye etmeyi ihmal etmeyin.
Bu diyetin günlük menüleri:



30 GÜN BOYUNCA
Sabah : Beyaz peynir, jambon, domates, salatalık.
Öğle : 1 porsiyon tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.
İkindi : Beyaz peynir, salatalık, yeşillik.
Akşam : 1 porsiyon kırmızı et, tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.

25 Haziran 2006 Pazar

Yüz kusurlarını gizleme sanatı

,

Aynaya baktığınızda aklınıza gelen bir sürü keşke mi var? Hiç endişelenmeyin, her sorunun olduğu gibi bunun da çaresi var.

Pigmen lekelerini kapatmak...

Önce hafif bir arındırma yapın. Cilt tonunuza çok yakın bir kapatıcıyı lekelerin üzerine hafifçe vurarak uygulayın. Bu işlemi lekeler hafifleyene dek uygulayın. Kapatıcıyı uygularken lekelerin sınırını belirginleştirmemek için etrafına doğru biraz taşırın. Fondöteninizi sürüp, pudralanın.

Cildinizde kızarıklık ve sivilce varsa...

Yeşil renkte bir kapatıcıyı kızarıklık veya sivilcelerin üzerine hafifçe yayarak sürün.

Kırışıklıkları gizlemek...

Cilt tonunuzdan 1-1,5 ton açık bir kapatıcıyı kırışıklık boyunca sürün. Kapatıcıyı parmağınızla veya bir fırçayla yayıp teninize yedirin. Fondöteninizi ve pudranızı uygulayın.

Burnunuz uzunsa...

Burun ucunuza koyu renk fondöten uygulayın. Fondöteniniz kompakt fondöten olursa ve nemli süngerle uygularsanız çok daha iyi sonuç alırsınız. Fondöteni sınır yapmayacak şekilde iyice yedirdikten sonra küçük dokunuşlarla pudralayın.

Burnunuz genişse...

Gölge ve ışığı kullanın: burnunuzun üzerine (burun kemiğiniz boyunca) daha açık tonda; burun kanatlarınıza ise daha koyu tonda fondöten sürün. Parmağınızla fondöteni iyice yayın ve 2 ton arasındaki sınırları yedirip yok edin, mat bir pudrayla pudralanın.

Çeneniz çok küçük ve içeri doğruysa...

Çenenize (dudak altınıza kadar) açık renk bir fondöten sürün. Bu çenenizin hacmini artıracaktır. Koyu ve parlak renkte rujlar kullanmayın, göz makyajınıza önem verin.


,
Cildiniz temiz mi?
Sabahları ya da akşamları bakım yapmaya başlamadan önce yüzümüzü iyice temizlememiz gerekiyor. Bu kural aynı zamanda duru ve güzel bir tenin de habercisi.

Cildinizi sadece temizlemek yeterli değil. Cildin, sivilce ve siyah noktaların oluşumuna neden olan günün ağırlığından kurtulması da gerekiyor.

Fazla su ve sabun cildin kurumasına ve cilt yüzeyinde hassasiyet oluşmasına neden olur. Dermatologlara göre sabun, bileşiminde yağ bulunduğu için gözenekleri bile tıkayabiliyor. O zaman, eğer cildiniz izin için yeterince değerliyse elinizi geleneksel sabunlardan çekmenin zamanı geldi demektir.

Hangi cilt tipine nasıl temizlik?

Normal ve kuru ciltler


Bu cilt tipi için süt formundaki ürünler öneriliyor. Hassas temizleyiciler cildin makyajdan arındırırken bile bakımını yapar ve cilt için gerekli yağların yine ciltte kalmasını sağlar. Makyaj temizliği sonunda yüzeydeki fazla yağın alınması için yine alkolsüz tonikler uygundur. Normal ve kuru ciltlerin temizlik sırasında su kullanması sakıncalı. Bu yüzden cildi canlandırmak ve tazelik kazandırmak için soğuk su yerine ferahlatıcı yüz tonikleri kullanmanız yerinde olacaktır.

Normal ya da kuru cildinizin derinlemesine temizliği için yüzünüze haftada bir kez peeling uygulayın. Bu, gözeneklerin temizlenmesini ve teninizin sağlıkla parlamasını sağlayan en etkili yollardan biridir.

Yağlı ve karma ciltler

Eğer bu tip bir cilt tipine sahipseniz asla unutmamanız gereken kurallardan biri temizlik... Jel ya da köpük kullandığınız her ürün suyla temizlendiğinde ciltteki yağ bezlerini harekete geçiriyor, bu da cildin soluk ve mat görünümüne neden oluyor. Temizlik sırasında yapmanız gereken önce tonik uygulayıp ardından bakımını gerçekleştirmek. Yağlı ciltlere ise ölü derileri cilt yüzeyinden temizlemek için haftada en az bir kez peeling uygulanmalı. Buna karşın kuru ciltlerin sadece iki haftada bir derin temizliğe ihtiyacı vardır.


,
Güzellik sırları!
Kozmetik ürünlerine harcadığınız paralara artık bir son demenin zamanı geldi. Hem daha ucuza hem de doğal yollarla kendi güzelliğinizi kendiniz hazırlayın.

Evde bakım malzemesi hazırlamadan önce kişi öncelikle cilt tipini öğrenmeli. Çünkü normal, karışık, yağlı ve kuru ciltler için birbirinden farklı reçeteler hazırlanıyor. Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Yıldırım, kadınların şifalı bitkileri kullanarak doğal yollarla cilt, saç ve tırnak bakımı yapabileceğini söylüyor.

Yıldırım, kullanılacak malzemede cilt tipinin önemine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürüyor: "Yağlı cilt, iri gözenekli ve sivilcelenmeye yatkındır. Yıkandıktan kısa süre sonra yine parlak bir görünüm kazanır. İçeriğinde alkol bulunan ürünleri kullanmayın. Kuru cilt, sert ve pulludur, göz ve ağız çevresinde genç yaşlarda kırışıklar oluşmaya başlar.

Mevsimlere ve yaşa göre cildin özelliklerinde değişimler görülebilir. Soğuk suyla yıkamamak gerekir. Eğer cildinizin hangi sınıfa girdiğine karar veremiyorsanız, cildiye uzmanı bir doktora danışmalısınız. Yağlı bölgeleri veya karışık ciltteki sivilceli bölgeleri yağdan arındırıcı maddelerle temizlemeye çalışmayın. Cildin asidik koruma örtüsünü tahrip edebilirsiniz." Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Yıldırım, cilt bakımının nasıl yapılması gerektiğini şöyle anlatıyor:

Cildin kendini yenileyebilmesi için (regenerasyon) haftada 1-2 kere, cilde uygun yüz maskeleri uygulanmalı.

Peeling yöntemi, ayda 1-2 kere yapılmalı. (Cildin sertleşmesini önler)

Papatya yağı: (Her tür cilt için) 30 g mayıs papatyası, 100 ml susam yağı ve 100 ml kantaron yağına eklenir. Cam yağ kavanozu bir saat boyunca içinde çok sıcak su bulunan derince bir kapta bekletilir. Daha sonra iyice çalkalanır ve temiz bir tülbentten geçirilerek süzülür.

Özellikle makyaj sonrası cildi canlandırmak için yağa batırılan pamukla yüz iyice temizlenir. Bu tip temizlik ciltteki ölü hücreleri azaltarak cildin kırışmasını ve yaşlanmasını geciktirir.

Doğal yağ karışımı (Normal ve karışık cilt için): 10'ar ml soya yağı ve hintyağı, 20 ml bademyağı ve 30 ml zeytinyağı iyice karıştırılarak koyu renkli bir şişeye aktarılır. Yağla ıslatılan bir pamukla, yumuşak hareketlerle yüze, boyuna ve dekolteye yedirilir.

Temizlik maskesi (Yağlı cilt için): Bir yumurta sarısı, bir yemek kaşığı susam yağı ve 3-4 damla limon suyu iyice karıştırılarak krem kıvamına getirilir. Elle veya bir bezle, yüze, boyuna ve dekolteye sürülür ve 10 dakika beklenir. Sonra bolca ılık suyla yıkanır.

Peeling (Yağlı ciltler için): İki yemek kaşığı ince rendelenmiş limon kabuğu, iki yemek kaşığı yulaf unu ve altı yemek kaşığı dolusu buğday kepeği iyice karıştırılır ve biraz su eklenerek esnek bir lapa haline getirilir. Dairesel hareketlerle, 2-3 dakikalık bir süre boyunca cilt temizlenir. Sonra bolca ılık suyla yıkanır.

16 Haziran 2006 Cuma

Meditasyon



MEDİTASYON NEDİR?
Meditasyon sözcük anlamında derin düşünme, tefekküre dalma, derin düşünce olarak tanımlanmaktadır.Meditasyon zihni kapatmaya, yazı tahtasını birkaç dakikalığına temizlemeye benzetilmektedir.Eğer insan zihnini bir havuza benzetirsek , nasıl ki havuza bir taş atıldığında havuzun suyu dalgalandığından dolayı derinliğini göremiyorsak , zihinde de mevcut stres ve problemler çakıl taşları gibi arada bir zihnimizde dalgalanmalara , sonuç itibariyle zihnimizin derinliklerini görmememize sebep olur.
MEDİTASYON Zihni açık ve dikkatli tutarZihni dinginleştirirZihni konsantre ve odaklanmış halde tutarDünyanın daha çok farkına vardırDaha insancıl yapar Nerede olduğumuzu bildirirMeditasyon ; Beden , zihin ve ruh sağlığını en üst düzeyde birleştirir. Dışarıdaki stres ve gerginliklerden kurtarıp , rahata ve huzura kavuşturur. Meditasyon kendimizi tanımamızda yardımcı olur.

MEDİTASYONUN YARARLARI Stres, gerginlik, sürmenaj vb. zihinsel sorunlara karşı dayanıklılık kazandırır.Konsantrasyon yeteneğini arttırır. Sorunları kendi düşüncemizle çözmemizi sağlar.Zihindeki karmaşık,duygu ve düşünceleri düzene sokar.Eylemlerin en iyi şekilde yapılmasına yardım eder.Kişiyi dış etkenlerin kölesi olmaktan kurtarır, kendisinin efendisi yapar.Özgüveni, iş ve yaratıcı gücünü geliştirir.Biyolojik olarak gençleştirir.İçerde uyuyan ışık ve gizli güç keşfedilir.Sevgi,saygı, iç ve dış temizliğe daha çok önem verilir.Pozitif düşünceyi geliştirir.Enerjinin stoklanmasını , ekonomik ve verimli kullanılmasını sağlar
MEDİTASYONA BAŞLARKEN
Ne zaman yapılması gerektiği değil , sürekli yapılması önemlidirSoluk alıp vermeyi iyi öğrenin Meditasyon öncesi ılık bir duş alın Duruşları doğru yapın,(Yatay ve dikey meditasyon )Meditasyon ve ses ( yağmur, fırtına, dalga gibi doğal sesler meditasyonun kalitesini arttırır.)Mantra ( meditasyon halinde kişinin tekrarladığı bir kelimedir.)Meditasyona en uygun başlama yaşı 12’dir.Hangi hallerde meditasyon yapılmaz Kişi kendine muktedir olduğu sürece hastalıkta ve sağlıkta meditasyon yapılabilir
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME MEDİTASYONU
Özellikle bir hastalığın ilk belirtilerini hissettiğinizde yapılırsa etkili olur, ama eğer onu sık aralıklarla ve yoğun bir odaklanmayla yaparsanız ilerlemiş hastalıklarda da işe yarar. O ayrıca enerji alanınızı karıştıran herhangi bir olumsuzluk formunu da etkisiz kılabilir.İşte bu meditasyon :•Birkaç dakika boş kaldığınızda, ve özellikle gece uykuya dalmadan önce son şey , ve sabah yataktan kalkmadan önce ilk şey olarak, bedeninizi bilinçle doldurun. Sırt üstü uzanın , gözlerinizi kapayın.•Önce dikkatinizi bedeninizin değişik bölümlerinde , ellerinizde, ayaklarınızda,kollarınızda, karnınızda vs. odaklayın. Yaşam enerjisini bu bölümlerin içinde mümkün olduğunca yoğun bir biçimde hissedin.•Her bölüm üzerinde en az 15 saniye kadar odaklanın.. Sonra dikkatinizi bedeninizde , ayaklardan başa ,baştan ayaklara birkaç kez dalga gibi dolaştırın. Bunun sadece 1 dakika alması gerekir.•Bundan sonra , içsel bedeninizi bir bütün olarak , tek bir enerji alanı olarak hissedin. Birkaç dakika kadar bu hissi sürdürün. Bu zaman esnasında yoğun bir biçimde mevcut olun,bedeninizin her hücresinde mevcut olun.•Eğer zihin ara sıra dikkatinizi bedenden çekmeyi başarır ve siz kendinizi bir düşüncede kaybederseniz aldırmayın. Bunun olduğunu fark eder etmez, dikkatinizi yine içsel bedene yöneltin





Meditasyon'un Temel amacı ruhsal dayanıklığınızı tanımanızı sağlayarak sizi kendi
iç gücünüzle temasa geçirip Günlük bedensel çalışmanızı insanlarla ilişkilerinizi ve Genel
olarakta hayatınızı belemek ve zenginleştirmektedir. Derin Meditasyon sırasında zihin,
beden ve ruh arasında buyuk bır ouyum oluşur; insan bu üç yönden de kendini cok daha
rahat ve iyi hisseder.
Meditasyon'un hedefi tüm yetenek ve gücünüzün en yüksek kaynağıyla bir diyaloğu yürütmek
ve buradan da gücün evrensel kaynağına bağlanmaktır. Bedeni ve zihni sakinleştirmek sorula
rınızı bekleyen yanıtlarla bağlantı kurmanıza yardımcı olur.
Meditasyon Düzenli ve sürekli yapıldığı zaman tam olarak yararını ve amacına ulaşabilirsinizç
Sizi Günlük yaşamın verdigi aşırı Gerilim Stres Acı ve derin çatışma hissinden arındırır ve kendinizi yeniden enerji ve ruhsal bakımdan güçlendirir. Meditasyonun günlük bir alıştırma
haline gelmesi tum zihnin ve dikkatin bir noktada yoğunlaşmasından kaynaklanan o rahatlatıcı
sükünet ve dinginlik giderek daha çekici hale gelir. Meditasyon Meditasyon müthiş bir iç rahat
laması yardım çare haline gelir. Giderek yüksek benliğinizi ve bilincinizi daha yakından tanır ve
kabullenirsiniz. Yüksek yetenek ve güçlerimizi daha yakından tanıdığımızda onlar bize kendi
hayatımızla ve hayatımızın daha yüksek amacıyla ne yaptıgımızla bağıntılı olarak hizmet ederler
çünkü onlar bizi uyumumuza bağlarlar.


NASIL MEDİTASYON YAPMALI?


Meditasyondan yararlanmak için altı temel koşul vardır:
1- Meditasyon yapabileceginiz, ses, hareket, ışık, insanlar gibi dikkatinizi dağıtabilecek şeylerden yeteri kadar uzak bir yer.
2- Fiziksel ve zihinsel rahatlık. Ufak rahatsizlıklar meditasyonun kalitesini bozacak gücte olmayabilir.
3- Dengeli, dik ve rahat bir oturma şekli.
4- Sessiz, yavaş, yumuşak ve düzenli bir solunum.
5- Dikkatin üstüne toplanacağı bir meditasyon objesi ve uyarıcısı. Bunun yirmi dakika
kadar var olmasi yeterli­dir.
6- Dengeli farkında oluş.


DURUŞ ŞEKİLLERİ

MISIRLI DURUŞU
Bu duruş, arkası dik bir sandalyede oturmak şeklindedir. Kalçalarınızı sağa sola, öne arkaya hareket ettirerek ağırlığın toplandığı denge noktanızı bulup sandalyeye sıkıca bastırarak oturun. Yeni başlayanlar, parmaklarını kalçalarının altına koyarak, oturma ile ilgili kemiklerin maksimum baskı yaptığı bu noktayı bulabilirler. Sonra parmaklar çekilerek, sol elin arkası sağ elin ayasında olarak kavuşturulup, başparmaklar birleştirilerek kucağa yada sol elin ayası sol, sağ elin ayası sağ üst bacağa yerleştirilir.Ellerin anlatıldığı şekilde kavuşturulmasına Budist pozisyonu denir. Sol eli sağ el üstüne koymaktaki amaç, daha aktif olan sağ örmenin verdiği emniyet duygusudur. Sırtınızı kasmadan dik tutarak oturun. Başınız omuzlarınınz aynı çizgide olmalıdır ve çeneniz boynunuzun önyüzü ile dik açı oluşturmalıdır. Bu öneriler bütün oturma durumları için geçerlidir Bu pozisyonda solunum, doğal olarak karından yapılır. İnsanı içsel bir farkındalığa götüren seziş ve denge hali ortaya çıkar.



KOLAY DURUŞ
Ayak bileklerini çaprazlayıp, izleri zorlamadan yere yaklaştırarak bağdaş kurup oturmak, oturma şekillerinin en kolayıdır. Sırtın ve başın tutulmuş şekli Mısır Duruşu'nda olduğu gibidir. Eller Kavuşturulmuş ve baş parmaklar birleştirilmiş olarak kucağa konabilir ya da geleneksel kolay duruşunda olduğu gibi sağ bileğin arka yüzü sğ diz üzerine ve sol bileğin arka yüzü sol diz üzerine yerleştirilir Giderek ,dizler değecek kadar yere yaklaşınca, kusursuz duruşa, Lotus Duruşu'na erişmeye hazır olduğunuzu sezersiniz. Bu arada bu iki pozisyon için hazırlayıcı pratikler yapmalısınız. Karından ve düzenli olarak soluyun, ayak bileklerinizi çaprazlamayı, bazen sağ olsun, bazen de sol sağın üzerine gelecek şekilde değiştirin. Dizlerinizi yere iyice yaklaştıra bildiğiniz zaman ayak bileklerinizi çapraz durmadan çıkarıp bir ayağı dokunacak şekilde diğerinin önünde tutarak dizlerinizi yere değirebildiğinizi görürsünüz. Bu Birmanya Duruşudur.


JAPON YA DA YILDIRIM DURUŞU
Bazıları buna kolay duruşun alternatifi olarak görürler. Yerde dizler bitişik ve sırtınız dik olarak, topuklarınızın üzerine oturun.Bu geleneksel Japon duruşu , Hindistan Yogası'ndaki pek çok duruş için başlama pozudur. Sanskrit Yogi ismi 'Yıldırım duruşudur. Sağ el ayası sağ üst bacağa, sol el ayası ol üst bacağa yerleştirilir ya da eller yukarıda anlatıldığı şekilde kucakta kavuşturulur. Serbestçe, burnunuzdan ve karnınızdan soluyun. Diz ve ayak bileği eklemleriniz başlangıçta zorlana bilir.Kalçanızın altına ve ayak bileklerinizin arasına bir minder koyarak rahatlıya bilirsiniz. Dizleri korumak için bazı Japonlar meditasyon süresince bir minder kullanırlar.Batılılar bunu çekinmeden uygulayabilirler.



KUSURSUZ DURUŞ
Bacaklarınızı açık olarak uzatarak yere oturun. sol bacağınızı kıvırıp, dizinizi kavrayarak sol tabanınızı sağ bacağınızın içyüzüne,topuğunuz apış aranıza gelecek şekilde dayayın. Sol diz yere değsin ve sağ bacak uzatılı kalsın Ellerinizi, üst üste baş parmaklarınız birbirine değecek şekilde kucağınızda kavuşturun yada sağ bileğinizin sırtını sağ, sol bileğinizin sırtını sol dizinize yerleştirin. Serbestçe karından soluyun ve en az bir dakika süreyle hareketsiz oturun. Sonra sol bacağınızı açıp, sağ bacağınızı toplayın. Bir dakika dinlendikten sonra aynı hareketi , önce sol , sonra sağ bacağınızı kıvırarak tekrarlayın.Bu sırtın dikleşmesi bacakların ve kalçanın oynaklık kazanması sinirlerin yatışması açısından yararlı bir egzersizdir. Yoga'da elleri belli bir şekilde tutma geleneği vardır. Sol bileğin sırtı sol sağ bileğin sırtı da sağ dize dayanır.Baş parmak la işaret parmaklarının uçları
daire oluşturacak şekilde birbirine dokundurulur.Diğer üç parmak ise yan yana ve açık olarak tutulur


NEREDE MEDITASYON YAPMALI? Düzenli olarak meditasyon yapmak için, evinizin, diğer insanlardan, gürültüden, rüzgárdan, yanıp sönen ışıklardan uzak, rahat ve sessiz bir köşesi en uygun yerdir. Dikkat dağıtabilen bu etkenlere karşı bazı insanlar, diğerlerinden ha toleranslıdır. Bazı kişiler, bir dereceye kadar olan gürültü ye kargaşa içinde, trenlerde, otobüslerde, park sıraları­nda, şehir meydanlarında meditasyon yapabilme yeteneğine erişmişlerdir. Ama çoğunlukla evlerin sessiz ye rahat odası tercih edilir. Odada telefon varsa fişi çekilmelidir.


FİZİKSEL VE ZİHİNSEL KONFOR

Burada da kişisel tolerans dereceleri değişiktir.Fiziksel ağrı ya da zihinsel huzursuzluk, meditasyon'u kesintiye uğratabilir veya engelleyebilir. Normal bir ortamda rahatınızı sağladıktan sonra, kendinizi hazırlayıp meditasyon'a oturabilirsiniz.
Banyo yapmak veya elinizi yüzünüzü yıkamak, burnunuzu temizlemek, dişlerinizi firçalayıp ağzınızı su ile çalkalamak, gözlerinize soğuk su carpmak, gevşemenize yardımcı olur.
Bol bir kiyafet giyin, kravat, kemer gibi sıkı giyecekleri çıkartın ya da gevşetin. Ayakabılarınızı çıkartın Yanlız üşümemeye dikkat edin.
Eğer burnunuz tıkalı değilse, ağzınızı kapatıp burnunuzdan soluyun. Bazı geleneklere göre, meditasyon süresince dilin ucu damağa değmeli, diğerlerine göre üst dişlerin arkasına değmeli ve dil ağızda düz yatmalıdır. alt dişierin arkasına dayanması bana en doğal şekil gibi görünuyorsa da siz dilinizi size en uygun gelen şekilde tutun. Ağzınıza salya akması, derin bir gevşemenin işaretidir. istiyorsaniz yutabilirsiniz. Ayni şey kaşınma duygusu için de geçerlidir, kaşıyın ve meditasyonadönün.
Gözler açık mı olmalıdır, kapalı mı? Eğer çevrenizdeki bir objeye bakarak meditasyon yapıyorsanız, gözleriniz açık olacaktır. Daha sonra objeyi hayal etmek için gözlerinizi kapayabilirsiniz. Genelde, rneditasyon süresince gözleri kapayarak görüş uyarımını kaldırıp, dikkati içe yöneltmek daha iyidir. Yoga'nın babası Patanjali'nin dediği prayahara ‘içine çekilme' duygusu için, gözleri kapamak Önemli bir adimdir.
Meditasyon'da dört temel süreç harekete gecirilir:
1.İmgeleme (zihinde canlandırma yoluyla)
2.Bedensel hareketlerin farkında olmak
3. Ruhsal sinir sistemi'nin islevlerini yerine getirmesi.
4.Kişinin iç uzamı ile sonsuz dış uzam arasında bağlantı kurulması(buna varoluş ile doğrudan bağlantı denilebilir).
İmgelem denildiğinde genellikle gerçek değilmiş gibi düsünülür. Ancak imgelem olabileceği tek şekliyle engerçek zihinsel çalısmalardan biridir ve zihnin en yaratıcı işlevlerindendir. Gerçek olan yada gerçeğe dönüşen her şey imgelemede başlar. Büyük icatların tümü, sanatta ve muzikteki en harika yaratılar, devrim yaratan büyük cıkışlar hep imgelemede başlar. İlk bakısta, imgelemin yaratıları henuz fiziksel olarak uretilmiş olduklarından, gerçek değilmiş gibi görüne bilir. Fiziksel olarak varlığınızla ilgili farkındalığınızı artırmak, bedeninizin nasıl çalıştığının bilinçli olarak farkında olduğunuz meditasyon surecinde kullanılan diğer bir önemli sureçtir.

DÜZENLİ SOLUNUM

Meditasyon süresince,eğer tıkalı değilseler burnunuzdan soluyun,öyleki her soluk alışta karın biraz yükselsin ve her verişte düzleşsin. Her soluk alışta kubbe şeklinde olan diafram alçalarak, karnı dışaiter; her solu verişte ise yükselir ve karın düzleşir.
Binlerce yıl önce Doğulu mürşitler, solunum ile zihinsel durum arasında bağlantı olduğunu sezdiler. Solunumun, insan tahrik edildiği, heyecanlandığı zaman,yavaş,yumuşak ve düzenli olduğunu gördüler.
Bu nedenle, meditasyon ustaları öğrencilerine, meditasyona başlarken sezsiz, yumuşak ve yavaş solumalarını önerirler. Bu şekildeki solunum, kişiyi dengeli bir sükunete yönlendirir, daha sonra meditasyon derinleştikçe solunum kendiliğinden yavaşladığı, düzenli ve sezsiz olmaya başladığı gözle görülür bir olaydır.Yapılan testler, meditasyon süresince oksijen tüketiminin yüzde yirmi kadar düştüğünü gösterir.Hangi meditasyon yöntemini kullanırsanız kullanın, ilk oturduğunuz zaman dikkatinizi pasif olarak iki üç dakika içi solunumunuza yöneltmeniz çok yararlı olur. Zihninizi daha çabuk sakinleştirecek başka bir yöntem yoktur. Karından solumanın uyandırdığı duygu ve kasların yükselip alçalması, gibi dikkati toplayarak yapılan meditasyonda çok önemli bir noktayı oluşturur.


KOLAY BİR MEDİTASYON UYGULAMASI...

Yeni başlayanlar solunuma konsatre olarak yapılan meditasyonu kısa zamanda
kavrarlar ve çok tatmin edici bulurlar.Bu yöntem, sadeliğin getirdiği yararlar içerir.
Baş,boyun ve sırtınızı dengeli bir halde tutarak, meditasyon duruş şekillerinden birini uygulayarak haraketsiz oturun.Böylece, pasif olarak solunumuzun farkında
olacaksınız. soluk alış kısa bir duraklama, kirli havayı akciğer ve solunum yollarından veriş, yine kısa bir duraklama ve yeniden solunuma başlayış. Soluk alış
yada verişin başlangıcı. ortası, sonu sürekli olarak hissedilmelidir. Eğer dikkatiniz
dagılırsa, yeniden meditasyon objesi üzerinde toplayıp orada tutmaya çalışın.
Dikkatin kayması kaçınılmaz bir olaydır ve normal karşılanmalıdır. Meditasyon Deneyimleri artıkça, dikkat kendiliğinden ve kolayca solunuma döner. Yeni başlayanlara bazen soluklarını birden ona kadar saymaları ve yeniden başa dönmeleri önerilir. sayımsa soluk alışta yada soluk verişte olmalıdır.
Dikkati üzerinde toplamak için en iyi noktanın neresi olduğu konusunda farklı görüşler vardır. soluk alış ve veriş yerine bedenin daha belirli bir parçası üzerine
de konsantre olabilirsiniz. Sizin yapabbileceğniz en iyi şey, hemen solunuma konsantre olarak meditasyona başlamaktır. ileride pasif sezgiyi geliştirmek için
'soluk'tan başka objeler kullanılan diğer yöntemleri denersiniz...


KAYNAK; http://meditasyon.8m.net/

14 Haziran 2006 Çarşamba

Isırgan Otu

Image Hosted by ImageShack.us

IsirganotuIsırgan Otu (Urtica diocia / urens); kökünden başlamak üzere, kökü, yaprakları, tohumları bile şifalı olan bir bitkidir. Eski çağlarda da büyük bir saygınlığa sahipti. Albrecht Dürer (1471 - 1528) bir tablosunda, elinde ısırganotu olan bir meleğin Tanrı katına uçusunu canlandırmıstı. İsviçreli botanik bilimci Künzle, bir yazısında, yakıcı özelliği sayesinde (Tüylerde bulunan histamin ve asetilkolin) korunmamış olsaydı, bitkinin kökünün çoktan kurumuş olacağını belirtmişti. Eğer kendini koruyamamış olsaydı, haşarat ve hayvanlar onu çoktan yok etmişlerdi. Büyük ısırgan otu (Urtica diocia L.), çok yıllık ve otsu bir bitkidir, boyu bazen 1 m'yi geçer, yapraklar koyu yesil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür. Küçük ısırgan otu (Urtica Urens L.), bir yıllık ve otsu bir bitkidir. Boyu 60 cm kadar olabilir. Yapraklar açık yeşil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür. Duvar kenarları ve harabeliklerde bol olarak görünür.Her iki türün de yaprakları 2-4 cm uzunlukta, oval veya kalp biçimindedir. Taze iken deri ile temas edince deride kızartı ve yanma yapar. Dızlağan ve dikenli ısırgan isimleriyle de bilinir. Türkiye' de her iki tür de yetişir.

Kaynak; http://www.bitkisel-tedavi.com/



Egzema ve egzemaya eşlik eden baş ağrılarıısırgan otu çayı ile iyileştirileilirler. Isırgan otu, böbrek ve mesane taşı oluşumuna karşı da kullanılabilir. Böbrek hastalıkları ve zorlu baş ağrıları genellikle bir arada görülürler. Egzemalar genellikle dahili bir nedene dayandıklarından, onları içerden, kan temizleyici bitkilerle iyleştirmek gerekebilir. Isırganotu, en başta gelen kan temizleyici ve aynı zamanda kan yaptırıcı bir bitkidir. Böylece, pankreas üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu için, ısırganotu çayı ile kandaki şeker düzeyi düşürülebilir. İdrar yolları hastalıkları ve iltihapları, da bitki çayı ile iyileştirilebilirler. Aynı zamanda da dışkılama kolaylıkları sağladığından, bir ilkbahar kürü için özellikle önerilir. lkbaharda ve sonbaharda filizlendiğinde, onunla 4 haftalık bir çay kürü yapmak önemlidir. Sabahları aç karnına, kahvaltıdan yarım saat önce bir bardak ve gün boyunca 1-2 bardak çayı yudumlanarak içilebilir. Bu tür çay kürlerinden sonra kişi kendini anlatılamayacak kadar iyi hissedebilir. Ayrıca bu çayın lezzeti hiç de kötü değildir. Ama duyarlı kişiler, ona biraz papatya veya nane ekleyerek, lezzetini ve kokusunu değiştirebilirler.

IsirganotuIsırganotu, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında, dalak hastalıklarında, solunum sistemi balgamlanmasında, mide kramplarında ve ülserlerinde, bağırsak ülserlerinde ve akciğer hastalıklarında öncelikle önerilir. Değerli etken maddeleri (Potasyum tuzları, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve Vitamin C) alabilmek için, çay hazırlanırken, yapraklar yalnızca haşlanır (kaynatılmaz). Isırganotu, koruyucu olarak da günde bir bardak içilebilir. Mikroplu hastalıklarda ve mikrop salgılanan hallerde de bitki çok iyi bir yardımcıdır. Belirli bir yaştan sonra bedendeki demir miktarı azalmaya başlar. Bu nedenle, yorgunluk ve bitkinlik halleri görülür, kişi yaşlandığını düşünmeye başlar ve verimliliği giderek azalır. Işte bu durumlarda, demir içerikli taze ısırgan otu ile çok olumlu sonuçlar alınabilir. Bir ısırgan otu küründen sonra, kişi kendini çok kısa bir süre içerisinde eskiye oranla çok daha rahat hisseder, enerji ve çalısma gücü geri gelir, dış görünüm olarak da belirgin bir düzelme başlar. Safrakesesi rahatsızlığı ve kansızlık durumlarında da bitki çayı fayda sağlayacaktır. Ödemlerde, ısırganotu bedendeki fazla sıvıyı emerek büyük yararlar sağlar. Kan yaptırıcı özelliği sayesinde, kansızlık solgunluklarında, alyuvarlar eksikliğinde, anemi de yardımcı olur. Herhangi bir alerji rahatsızlığı çekenler (bahar nezlesi dahil) uzun bir süre ısırganotu çayı içebilirler. Bitki, soğuk algınlığına yatkınlığı önler, romatizma ve gut hastalıklarında yardımcı olur.

Taze ısırganotu yaprak ve kökünün kaynama suyuyla baş yıkanabilir ve saçlar canlanarak, sık bir biçimde büyümeye başlarlar. Her tür saça özellikle iyi gelen ısırganotu tentürünü herkes kullanabilir. Kafa derisi kepeksiz, saçlar sık, yumuşacık ve parlak! Damar tıkanıklıklarında da (baldırlarda), ısırganotu çok büyük yardımlar sağlar. Bu hastalığı çeken bazı kişiler, ağer zaman geçirmeden, ısırganotu kökü ayak banyoları yapacak olurlarsa, olası bir bacak empütasyonundan kurtulabilirler. Her tür kramp, nerden gelirse gelsin, kan dolaşımı bozukluğunun habercisi olabilir. Böyle durumlarda, bitkinin kaynama suyula masaj veya banyo yapmak fayda sağlayacaktır. Bu durum, koroner damarlarının daralması gibi özel durumlarda da geçerlidir. Belden yukarısı banyo küvetine doğru eğilir ve kaynatılmış bitkinin ılık suyuyla kalp bölgesine hafifçe masaj yapılır. Siyatik, lumbago ve kollarda, bacaklarda oluşan sinir iltihaplanmalarında, ağrılı bölgelere, yapraklı taze ısırganotu dalı hafifçe sürülür. Örneğin siyatikte, ayak ekleminden başlamak üzere, dıştan kalçaya kadar ve oradan da bacağın iç tarafından topuğa kadar yavaşca sürülür. Bu iki kere daha yenilenir ve son olarak, kalçadan başlayarak aşağı doğru inilir. Gerektiğinde daha başka bölgelere de aynı biçimde uygulanır. Isırganotunun sebep olduğu kaşıntıyı önlemek için, işlem sonunda o bölgeler pudralanır.

Kullanılan bitki ne kadar taze olursa, şifalı gücü de o kadar fazladır. Kış için bir miktar stok yapmayı da unutmayın ve kurutacağınız bu ısırganları mayıs ve haziran ayının güneşli günlerinde toplamaya dikkat edin. Kendi sağlığınız için bir şeyler yapabildiğinize sevinin! Ama ama en önemlisi sadece ihtiyacınız kadar bitki toplayın. Eğer sadece yaprak ve saplara ihtiyacınız varsa kesinlikle bitkiyi köküyle beraber sökmeyin. Bir bölgedeki tüm bitkileri tamamen koparmayın. Gelecek yıllarda da bitkinin neslini sürdürmesine izin verin!

Kullanım Biçimleri:

Çay Hazırlamak:

Yaprak Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu, orta boy bir su bardagı dolusu kaynar suyla haşlanır , 5-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak yeni demlenmiş çay aç karnına veya öğün aralarında tatlandırılmadan içilir. Kokusunu veya tadını rahatsız edici bulanlar çaylarına biraz nane ilave edebilirler.

Kök Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış kök, bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine getirilir, 4-5 dakika kaynadıktan sonra, ateşten indirilip 5-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Tohum Çayı: Havanda hafifçe ezilmiş bir tatlı kaşığı tohum, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak su ile haşlanır, üstü kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, yemeklerden yarım saat önce soğutulmadan içilir.

Isırganotu Tentürü: Ilkbaharda veya sonbaharda sökülen kökler bol suda iyice yıkanır, elden geldigince ince kıyılır ve bir sisenin bogazına kadar doldurulur. Köklerin üstüne çıkacak kadar 35-40 derece etil alkol eklenir, hergün çalkalanarak güneste 14 gün boyunca bekletilir ve süre sonunda bir tülbentten geçirilerek süzülür. Koyu renkli siselerde, serin bir yerde yıllarca saklanabilir.

El ve Ayak Banyoları: Iki avuç dolusu yıkanmıs kök, sap ve yaprak, 5 litre soguk suya konularak, 10-12 saat bekletilir ve sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır. Banyo sırasında bitkiler suyun içinde kalabilir. Bu banyo suyu, yeniden ısıtılarak, 2-3 kere daha kullanılabilir.

Saç Yıkamak: 4-5 avuç taze veya kurutulmus yaprak, 5 litre suya koyulur, agır ateste kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5 dakika demlendikten sonra süzülür. Kök kullanıldıgında ise, 2 avuç dolusu ince kıyılmıs kök, 10-12 saat soguk suda bekletilir, sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır ve demlenmesi için 10 dakika beklendikten sonra süzülür. Bu durumda, saç yıkamak için sodalı sabun gerekir.

11 Haziran 2006 Pazar

Kolesterol!

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

Kolesterol sorunu ilacsız da cözülür
Hastalarımın büyük kısmında kolesterol yüksekliği sorunu var ve çoğu ilaç kullanmak istemiyor.Haklılar!
Herhangi bir sağlık sorunun çözümünde hemen ilaçlara sarılmamak doğru bir düşüncedir. Eğer bunlar "yaşam tarzı değişiklikleri"yle çözümlenebilecek sorunlarsa, ilaç kullanmadan önce işe yanlışlarınızı düzeltmekle başlamanız daha doğrudur.
Ortalama 6-8 hafta kadar düşük kolesterollü bir beslenme planı uygulamak ilk adımlarınız olabilir.
DÜŞÜK kolesterollü bir beslenme planı nasıl yapılır?...
Bunun en kolay yolu, hayvansal ürünleri azaltmaktır. Hiçbir bitkisel üründe (sebzede, meyvede, tahılda, bakliyatta) kolesterol yoktur. Kolesterolü sadece insan ve hayvanlar üretir. Eğer hayvansal ürünleri azaltırsanız (özellikle kolesterol bombası olduğu bilinen iç organları ve yumurtayı kullanmazsanız), kolesterol tüketiminizi bir hayli azaltırsınız.
Henüz bilinmeyen bir mekanizma ile doymuş yağlar süratle kolesterole dönüşmektedir. Hayvansal besinler, özellikle süt ve süt ürünleri ile et ve şarküteri ürünleri, bu yağlardan çok zengindir.
Kolesterol yüksekliğinize çözüm arıyorsanız yarım yağlı veya yağsız süt ürünleri kullanmalı (yoğurt, peynir) şarküteri ürünleri ile (sucuk, pastırma, sosis, salam) yağlı kırmızı etleri azaltmalısınız.
DÜŞÜREN BESİNLER
Beslenme planınız yaparken kolesterolü azaltmada yardımcı olduğu bilinen besinleri arttırmanız da yararlı olur.
Yulaf kepeğinin, Omega-3 zengini cevizin, keten tohumunun, posa yüklü tam tahıllar ve bakliyatın, bitkisel sterol ve stanol yüklü taze sebze ve meyvelerin kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı oldukları bilinmektedir.
TAKVİYELİ GIDALAR
Kolesterol düşürme yolculuğunuzu daha da etkile hale getirmek istiyorsanız, hazır satılan bitki stanol ve sterollerinde de faydalanmaya çalışın. Bitki stanol ve sterollerini içeren yiyecekleri (stanol ile zenginleştirilmiş yoğurtları, sütleri ve peynirleri) düzenli olarak tüketirsiniz 4-8 haftalık bir süreden sonra kolesterol düzeyinizde yüzde 5-15 arasında bir düşme sağlayabilirsiniz. Bitki stanol ve sterollerini içeren kapsüllerden de kullanabilirsiniz.
Kolesterol kontrolü kolaylaştırdığı bilinen başka bitkisel destekler de var. Şeker kamışından elde edilen "Octaconosol" ve "mayalı kırmızı pirinç ekstartı" (Red Yeast Extract) bunların en etkilileridir.
Bunlar tablet şeklinde de satılıyor ama henüz bizim ülkemizde yok.Kolesterol azaltan beslenme planı
SÜT ÜRÜNLERİ
Süt ve süt ürünlerinin tam yağlı olanları yerine yağsız ve yarım yağlı olanlarını tüketin. Peynir kullanımınızı azaltın ve az yağlı peynirlere ağırlık verin. Peynirlerde kırmızı etten bile yüksek miktarlarda ölmüş yağ olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Dondurmayı azaltın ya da az yağlı veya yağsız süt ile yapılanlarını tüketin.
Krema ilave edilmiş dondurmalara intiba etmeyin.
Yoğurdun yarım yağlı veya yağsız olanını yiyin.
YUMURTA SARISI
Yumurta tüketiminizi "haftada bir yumurta sarısı" yiyecek şekilde değiştirin (Yumurtanın beyazını daha çok yiyebilirsiniz. Kolesterolsüz yumurta bulabilirseniz faydalanabilirsiniz.)
BALIK VE TAVUK
Et ürünlerini tüketirken tercihinizi balıktan veya derisi alınmış tavuktan ve hindiden yana kullanımı. Kırmızı etin yağlarından temizlenmiş bölümlerini satın alın. Uzun süre haşlayarak yağından ayrılmasını sağlayın. Haftada bir veya iki porsiyondan fazla kırmızı et yememeye çalışın. Bir porsiyon -85 gr, bir cep telefonu kadar- etin sağlayacağı hayvansal proteinin bir tabak kuru fasulye veya mercimekten elde edilen bitkisel proteine denk gelebileceğine -tam olmasa da- hatırlayın.
MARGARİNE HAYIR
Tereyağı tüketimizini azaltın. Hidrojene edilmiş margarinleri kullanmayın. İç yağı, kuyruk yağı gibi hayvansal yağlardan uzaklaşın. Doymuş yağlardan zengin olan hindistancevizi yağı ve palmiye yağı gibi yağları listenizden çıkarın (palmiye yağının özellikle paketlenmiş atıştırmalıklarda ve hazır gıdalarda kullanılmış olduğunu belirtirim. Bundan kaçınmak için gıda paketlerini dikkatle okumanız gerekiyor.)
DAHA ÇOK SEBZE
Daha fazla sebze ve meyve tüketin. Meyveleri tam ve taze olarak yiyin. Meyve yemeyi meyve suyu tüketmeye tercih edin.
PASTANE ÜRÜNLERİ
Fırın ve pastane üretimi, pasta, kek, çörek, poğaça, bisküvi ve grissinilere itibar etmeyin.
FONKSİYONEL BESİN
Daha başarılı bir beslenme planı için günde 2 gram kadar stanol ve sterol içeren fonksiyonel bir besini (yoğurt, süt, peynir) beslenme planınıza ilave edin.
SAĞLIKLI KİLO
Sağlıklı bir kiloda kalmaya özen gösterin.
BOL BOL HAREKET
Daha fazla hareket edin, günlük aktivitenize ortalama 150-200 kalori harcayacak bir aktivite planı ekleyin. (Örneğin her gün 30 dakika hızlı yürüyüşler yapmaya gayret edin.)
Her gün daha çok yürüyün
EĞER daha başarılı bir kolesterol mücadelesi yapmak istiyorsanız, yiyecek içecek alanında yapacağınız bu değişimler ile yetinmemeli, daha çok hareket etmelisiniz. Haftada en az 3-4 gün 30-45 dakika yürümeniz bile yeterli olabilir.
Aktivite kötü kolesterolü azaltmasa bile iyi kolesterolü arttırıyor.
Bir kez daha hatırlatalım, ilaç kullanmamak veya kolesterol ilaçlarına daha geç başlamak istiyorsanız, yaşam tarzınızda ciddi değişiklikler yapmaya hazır olun. Araştırmalara göre sadece doymuş yağ alımınızı azalttığınız zaman kolesterol düzeyinizi yüzde 5-10 oranında düşürebilirsiniz.
Beslenmenizi bitkisel kaynaklara yönelterek bu başarıyı yüzde 15’lere ulaştırabilirsiniz. Eğer bitki stanol ve sterollerinden de yararlanma imkanız olursa kolesterol seviyenizde ki düşmeyi yüzde 20’lere ulaştırmanız mümkündür.
Bu önlemlerin sadece kötü kolesterolünüzü azaltmaya yarayacağını, iyi kolesterolünüzü yükseltmenin sigarasız, aktivitesi yüksek bir ek plan gerektirdiğini de bilmeniz, doktorunuzun bazı durumlarda daha işin başında ilaç kullanımına karar verebileceğin unutmamanız ve onun önerilerine uymanız gerektiğini de hatırlatalım.
Kahvaltıda müsli, kalp riskini azaltıyorABD’de yapılan bir araştırmada, kahvaltıda müsli yemenin kalp hastalığı riskini azalttığı saptandı. 1982 ile 2006 yılları arasında 10 bin 500 doktor üzerinde yapılan araştırmada, haftada en az 7 defa çeşitli tahılları içeren müsli yiyenlerde, hiç müsli yemeyenlere oranla kalp hastalığı riskinin yüzde 28 oranında azaldığı görüldü. Araştırmada, haftada 2 ila 6 defa müsli yiyenlerin kalp hastalığı riskinin yüzde 22, haftada sadece bir kez yiyenlerin ise yüzde 14 azaldığı tespit edildi. Araştırmada kastedilen müslinin muhteviyatının en az yüzde 25 oranında yulaf veya kepek olması gerektiği belirtildi. Araştırmayı kaleme alan Dr. Luc Djousse, müslinin sadece çocuklar için değil yetişkinler için de çok yararlı olduğunu belirterek, yüksek lif içeren bu kahvaltının tansiyonu ve kolesterolü düşürebildiğini ve kalp krizini önleyebildiğini söyledi.
ALINTIDIR...

10 Haziran 2006 Cumartesi

Güzellik Bakımı

Pürüzsüz cilt, parlak saçlar,sağlam tırnaklar yalnızca bir düş müdür?
Hayır!doğanın bize sunduğu biçimiyle kullanılan bitkiler, bitkisel yağlar ve öteki ürünlerle mutfakta hazırlanabilen hafif etkili bileşimlerle, bedene, sağlıklı ve göze hoş gelen bir görünüm kazandırılabilir.

Genellikle kullanılan kozmetiklerin içerdiği kimyasal maddeler, yapay koku maddeleri ve bir çok katkı maddesi, sürekli kullanıldıklarında yararlı olmaktan ziyade zararlı olabilirler. Kimyasal maddelerle ve yapay koku maddeleriyle sürekli birlikteliğin duyarlı kişilerde ayrıca alerjilere yol açtığı da bilinen bir gerçektir. Tüm bunların yanı sıra, kimyasal kozmetikler çok pahalıdır da!

Doğal kozmetiğin avantajları

-Cilt bakımında kullanmak istediğiniz malzemeleri kendiniz seçebilirsiniz.
-Renk, koku ve dayanıklılık bakımından yapay madde kullanmanız gerekmez.
-Cilt dostu maddelerle cildin işlevlerini destekleyebilir ve cildin kendisini yenileyebilmesine(regenerasyon) yardımcı olabilirsiniz.
Tüm bu etkenleri göz önünde bulunduran kadınlar(ve erkekler), gitgide artan bir ilgiyle, reçeteleri yüzyıllardan beri uygulanmakta olan doğal bakım preparatlarını kullanıyorlar. Dillere desten güzelliğini,bal, kısrak
sütü(veya eşek sütü!), bitkisel esanslar ve yağlarla koruyan Kraliçe Kleopatra, bu konuda önemli bir örnek olarak görülebilir belki!Cilt, saç ve tırnaklar için kremler, losyonlar, maskeler ve temizlik losyonları hazırlamak isteyen kişinin bu iş için fazla zaman harcamasına da gerek yoktur. Kullanılacak malzemeler eczanelerden, bitkisel drog satıcılarından(aktarlardan), sebze ve meyve satıcılarından satın alınabilir. Bazı güzellik bitkileri ise bahçede veya balkonda bile yetiştirilebilir

Gerekli malzemeler

Cilt bakımı ürünlerinin yapımında(örneğin kremlerde), bir taşıyıcı ve dolgu maddesi ve iyileştirici görevini üstlenen etken maddeler gerekmektedir. Doğal kozmetik ürünlerinin temel taşıyıcı maddeleri, katı yağlar ve
balmumu(ve benzerleri), su, alkol ve bitkisel yağlardır.
Katı yağlar ve balmumu türevleri
Katı yağlar ve balmumu türevleri, preparatlara(özellikle
kremlere) gerekli kıvamı kazandırırlar ve ayrıca cilde yarayışlı özelliklere sahiptirler. Doğa bize bu çeşitleri bitkisel ve hayvansal formlarda sunar:

-
Balmumu: Arıların yaptığı bal peteklerinin eritilmesi yoluyla elde edilir. Kaliteli olmasına özen gösterilmelidir. Balmumu, cildi pürüzlerden ve yağdan arındırır.
-Kakao yağı: Beyaz-sarımtırak, oldukça katı,kırılabilir bir kütledir. Eritilirken, 36 dereceden fazla ısıtılmamalıdır.
Kremlerin yumuşaklığını ve cilt tarafından çabuk emilmesini sağlar.
-Lanolin: Koyun yününden kazanılır. Cildi iyileştirici ve koruyucu özellikleri vardır. Ama koyunların parazitlere karşı korunmasında kullanılan kimyasal ilaçların kalıntılarını içerebilir.

Satın alma sırasında bu bakımdan dikkatli olunmalıdır.

Sıvılar

Kozmetik malzemeleri genelde su ve alkol içerirler. Doğal bakım ürünlerinin pek çoğunda ise bitki
çayları yer alır.
-Su: Bir numaralı hayat iksiri, yalnızca arıtılmış formda kullanılır. Böylece,örneğin kireç gibi mineraller ve
bakteriler saf dışıbırakılmış olur. Arıtılmış su,nemlendirici maddelerin eşliğinde, cildi yumuşatır.
-Etil alkol: özellikle losyonlarda ve temizleme sularında, düşük derecede kullanılır. Alkolün derecesi, arıtılmış su eklenerek düşürülebilir. Cildi fazla yağdan arındırır, mikrop kırıcı, iltihap önleyici ve yatıştırıcıdır.
Soğuk preslenen bitki yağları
Bitkisel yağlar, değerli içerikleriyle (doymamış yağ asitleri, lesitin, vitaminler ve çeşitli mineraller), cildin işlevlerini desteklerler. Şifalı bitkilerle tedavi geleneğinde bitkisel yağ kullanımı, bilinen en eski beden bakımı uygulamalarında çok önemli yere sahiptir. Ama dikkat: Günümüzde kullanıma sunulan pek çok bitkisel yağ, kimyasal ilaç kalıntıları içermektedir! Bu nedenle, kimyasal ilaçlama yapılmayan bölgelerin ürünlerinden elde edilmiş çok kaliteli yağların kullanımına özen gösterilmelidir.
-
Bademyağı: Acı ve tatlı badem çekirdeğinin karışımından, ama bazen de yalnızca tatlı badem çekirdeğinden elde edilir. Bademyağı kullanışlıdır. Özellikle duyarlı, kuru ve çatlak ciltleri çok olumlu etkiler ve pürüzlerini alır. Bebeklerde de kullanılabilir.
-Hintyağı: Müshil ilacı olarak bilinir. Kendine özgü kokusu nedeniyle, kozmetiklere katkı biçiminde, az miktarlarda kullanılır. Özellikle saçları güçlendirmede başarıyla kullanılır.
-
Jojoba yağı: Jojobaöl, bilimsel adı Simmondsiachinensis olan, Meksika kökenli bir ağaççığın meyve çekirdeklerinden kazanılır. Akışkan bir mumdur. Kozmetik ürünlerinde yaygınlıkla kullanılır.
-
Kabak çekirdeği yağı: Cildi düzgünleştirir, yumuşatır ve yaşlanmasını yavaşlatır.
-
Soya yağı: Soya fasulyesinin yağı, yüksek oranda içerdiği lesitin ve A vitamini göz önünde bulundurularak cilt bakımında kullanılan öteki yağlara eklenebilecek en değerli yağlardandır. Cildin beslenmesinde önemli görevler üstlenebilir.
-
Susam yağı: Hafif etkili, cildi besleyici ve güneş ışınlarından koruyucu özellikler taşır. Cilde derinlemesine işler, temizleyici ve zararlı maddelerden arındırıcı olarak kullanılabilir.
-Zeytinyağı: Kaliteli sızma
zeytinyağı klasik bir kozmetik katkısıdır. Cilde derinlemesine işler,normalleştirir ve kendini yenileyebilmesine yardımcı olur.
Şifalı Bitkilerin Cilde Etkileri
Pek çok ev yapımı kozmetiğin etken maddeleri bitkisel kökenlidir. Bu bitkilerin çok önemli bir bölümü yüzyıllardır kendilerini çok yönlü olarak kanıtlamışlardır. Ayrıca son elli yıl içinde bitkiler üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları da fevkalade olumlu çıkmıştır. Aşağıda tanıtılan bitkiler, güzellik bakımına en uygun olanlarıdır:
-Atkuyruğu: Bitki, içerdiği bol miktarda silisik asit sayesinde, cilde yeni bir esneklik kazandırır. İrin toplayan sivilcelerin tedavisinde kullanılabilecek en etkili dezenfekte ilacıdır.
-Aynısafa çiçeği: Cildi temizler ve kendini yenilemesini destekler. İltihaplanmaları önler ve yaraların iyileşmesini çabuklaştırır. Aynısafa merhemi de yaraların iyileşmesinde önemli rol oynar.
-Sarı
kantaron: Yatıştırıcıdır.Özellikle kuru ve çatlak cildi rahatlatır ve iyileşmeyi hızlandırır.
-Ceviz yaprağı: Yağlı ve temiz olmayan ciltlerde ve yağlı saçlarda kullanılabilir.
-Ebegümeci: Basit yaraların çabuk iyileşmesini sağlar. Cildi düzgünleştirir ve kuru deriye kadife yumuşaklığı kazandırır.
-Civanperçemi: İltihaplanmaları önler,krampları çözer ve dezenfekte eder. Özellikle sağlıksız ve iltihaplı ciltte başarıyla kullanılabilir.
-Gülyağı ve
gülsuyu: Cilde canlılık kazandırır ve gerginleştirir.
-Ihlamur: Cilt dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler. Kuru ve duyarlı ciltler için uygundur.
-Isırganotu: Cildin kan dolaşımını hızlandırır. Yağlı saçlara ve kepeğe karşı kullanılabilir.
-Kekik: Dezenfekte gücü çok yüksektir. Özellikle sağlıksız ve iltihaplanmaya yatkın ciltler için önerilir.
-Oğulotu/Melisa: Limon kokulu bu bitki, sinir sisteminin yanı sıra cildi genel anlamda yatıştırır.
-Mayıs
papatyası: Bu klasik güzellik bitkisi,iltihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcı etkileriyle, özellikle problemli ve duyarlı ciltler için çok önemlidir.
Mutfağımızdaki Güçler
-Avokado: İçerdiği yağ asitleri ve vitaminler sayesinde bu koyu yeşil meyve, çok değerli besinler listesinde yer almaktadır. Dıştan kullanımda, bol miktarda içerdiği A vitamini, hücrelerin yenilenmesini destekler, üstderide kepeklenmeyi ve nasırlaşmayı önler. B vitamini kompleksi, hücre metabolizmasını çok olumlu etkiler. Avokadonun etken maddeleri, cildi kurumaktan korur ve özellikle, duyarlı, kuru, yıpranmış ve yaşlanmış cildi iyileştirir ve güçlendirir.
-Çiçek balı: Dünyanın bilinen en eski tatlandırıcısı, albüminler, vitaminler, mineraller, mikrobesin maddeleri, enzimler ve organik asitler içerir. Bu besleyici maddeler cildi güçlendirir ve yumuşatır. Antibakteriyel ve iltihap giderici,deriyi gerginleştiricidir, esnekliği arttırır ve kan dolaşımını uyarır.
-
Buğday kepeği: Mineraller ve B vitaminleri içerir. Cilde düzgünlük kazandırır ve kurumaktan korur.
-Yeşil
çay: Japonların ulusal içkisi olan yeşil çay, yalnızca içten değil, dıştan da kullanıldığında çok yarayışlıdır.Duyarlı ciltleri yatıştırır, olgunlaşma aşamasında cildi besler ve vaktinden önce yaşlanmaktan korur.
-Çökelek/ekşimik: İltihaplı cilde karşı eski zamanlardan beri kullanılan çökelek, gerektiğinde bir azılık
sütle karıştırılarak krem kıvamına getirilir. Yağlı cilt bakımında kullanılır,altderinin (perminal katman) kan dolaşımını hızlandırır, ayrıca hafif güneş yanıklarında rahatlatıcıdır. Çıbanları(örneğin koltukaltında çıkan köpekmemesini) kısa sürede işletir ve temizler.
-
Elma sirkesi: Bu çok yönlü ilaç, cildi canlandırır ve derinin asidik koruma örtüsünü güçlendirir. Çok zengin vitaminler ve mikro besin maddeleri içerir. Kutu ve çatlak cilt kadar, yağlı ve sivilceli cildin bakımında da başarılıdır. Saçlara yumuşaklık ve parlaklık kazandırır.
-
Havuç: İçerdiği karoten(provitamin A) ve lesitin, cilt sertliklerini normalleştirir, deriye sağlıklı bir görünüm ve renk kazandırır.
-Salatalık: Cilt için klasik bir nemlendirici olarak bilinen hıyar, yağdan arındırıcı etkiye de sahiptir ve bu nedenle yağlı ciltler için hazırlanan maskelere ve kompreslere girer.
-Limon: Doğal kozmetikte çok önemli bir yeri vardır. Mikrop kırıcı,sıkıştırıcı/sağlamlaştırıcı/gerdirici özelliği vardır ve cildi yağdan arındırır.
-
Süt: Yağlı cilt bakımında ve nemlendirici olarak idealdir. Çok değerli maddeleri cilt tarafından hızla emilir. Üstderiye esneklik kazandırır, cildin asidik koruma örtüsünü güçlendirir, kan dolaşımını uyarır ve pürüzlü deriyi düzgünleştirir.
-
Yoğurt: İçerdiği bakteri kültürleri sayesinde, üstderi bakteri florasının yeniden yapılanabilmesine yardımcı olur. İçerdiği süt asidi ise cildin erken kırışmasını önler, ona yumuşaklık ve esneklik kazandırır.
-Yulaf: B grubu öncelikli olmak üzere, vitaminler,mineraller ve değerli yağlar içerir. Öğütülmüş
yulaf deriyi düzgünleştirir ve özellikle bu amaçla hazırlanan yüz maskelerinde başarıyla kullanılabilir.
-
Yumurta sarısı: Lesitin ve kolestreol açısından çok zengin olduğu için, cilt maskeleri ve kompresler hazırlanırken emulgatör olarak (örneğin yağ ile suyun bir süre için birbirine karışmasını sağlamakta) kullanılır. Cildi rahatlatır ve düzgünleştirir.
-Zencefil: Cildi çok olumlu etkileyen doymamış yağ asitleri bakımından zengindir. Cildi yağdan arındırır, iltihapları yatıştırır,çatlakların ve basit yaraların iyileşmesini hızlandırır.
Eterli Yağlar(Esanslar)
Eterli uçucu yağlar,bildiğimiz anlamdaki bitkisel yağlardan değildir; pek çok uçucu eterli maddelerin bir bileşimidir. Yağ olarak anılmalarının başlıca nedeni, suda çözünmeyip ancak katı veya sıvı yağlarda çözünmeleridir. Bu çok değerli eterli yağlar, bitkilerin damıtılmasıyla veya preslenmesiyle elde edilirler. Cilt bakımında kullanılacak olan eterli yağların kaliteli ve gerçek olmalarına büyük özen gösterilmelidir. Yapay esansların bitkisel yağlara karıştırılması yoluyla oluşturulmuş sahte eterli yağların cilt bakımında kullanılmaları çok yanlış olur. Yalnızca eczanelerden ve güvenilir firmalardan,yüzde yüz doğal olduğuna inandığınız eterli yağları satın alınız.
Eterli yağlar, çok yönlü etken maddeleri sayesinde yalnızca cildi iyileştirmekle kalmazlar;kişide yatıştırıcı, uyarıcı,canlandırıcı ve rahatlatıcı etkiler de yaratabilirler.Eterli yağlar,
kremlerde, losyonlarda, banyo katkısı veya inhalasyon(soluma) biçiminde kullanılarak, beden sağlığına ve rahatlığına geniş ölçüde katkı sağlarlar.
-Kâfur yağı: Kan dolaşımını uyarıcı ve canlandırıcıdır.
-Karanfil yağı: Cildi yatıştırır ve dezenfekte eder.
-
Lavanta yağı: İltihaplanmayı önleyici yatıştırıcı ve hücre yenileyici.
-Limon yağı: Dezenfekte edicidir. Kırılmaya eğilimli tırnakların bakımında kullanılabilir.
-Nane yağı: Metabolizmayı uyarıcı,dezenfekte edici ve kan dolaşımını uyarıcıdır.
-Melisa yağı(Oğulotu): Yatıştırıcı ve duyarlılığı azaltıcı etkiler içerir.
-Mayıs
papatyası yağı: İltihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcıdır.
-
Rezene yağı: Dezenfekte edici,yatıştırıcı ve güçlendiricidir.
-Servi yağı: Dokuları sıkıştırıcı ve dezenfekte edicidir.
-
Bergamot yağı: Dezenfekte edici ve iyileşmeyi hızlandırıcıdır.
Eterli uçucu yağlar, banyo katkısı olarak bile, önce katı veya sıvıyağların içinde çözündürülmelidir. Çünkü suda çözünmezler ve doğrudan değdikleri duyarlı bölgeleri tahriş edebilirler.
Kimyasal kozmetik ürünleri genellikle, konserve edici yapay maddeler içerirler. Ürünler böylece uzun süre boyunca bozulmaz, ama cildin dengesini bozabilirler ve alerjilerin başlıca nedeni olarak tanınırlar. Bu yapay maddeler yalnızca ürünün içindeki
bakterileri öldürmekle kalmayıp, derinin dengesini koruyan çok önemli bakterileri yok ederler. Burada tanıtılacak olan doğal kozmetik ürünler,dayanıklılık kazandıran herhangi bir yapay madde içermedikleri için, saklanmaları ve kullanım süreleri bakımından dikkatli olmak gerekir. Şifalı bitki demlemeleri ve besin maddeleri ile hazırlanan kozmetikler hemen kullanılmalıdır. Bu tanımın dışında kalan ürünlerin buzdolabında saklanması doğru olur. Bitkisel yağlar ise birkaç ay boyunca bozulmadan bekleyebilirler. Kremler ve losyonlar da en çok iki haftalık süre içinde kullanılmalıdır.
Mutfakta hazırlanan doğal kozmetiklerle cilde, saçlara ve tırnaklara hiçbir zarar vermeden bakım yapılabilir, ama bu bakım sürecinde de problemler yaşanabilir. Daha önce hep hazır kozmetik ürünü kullanmış olan kişilerde, doğal kozmetik ürünleri bazen sivilcelenme veya deri gözeneklerinin iltihaplanması gibi tepkiler oluşabilir. Bu durumlara genellikle, deri metabolizmasını güçlü bir biçimde etkileyebilen bitkiler kullanıldığında rastlanır. Alerjilerde ise durum farklıdır: Bazı bitkilere veya bitki yağlarına karşı deri hemen veya kısa bir süre sonra,kızarıklık veya kaşıntı gibi tepkiler verebilir.Bu durumda, alerjiye yol açan reçetenin kullanımına hemen son verilir. Ama önceden bir deri testi yaparak, alerjik tepki oluşup oluşmayacağı saptanabilir. Söz konusu üründen birazı, kol ekleminin iç tarafına sürülür ve ertesi güne kadar beklenir. Eğer ertesi gün o bölgede herhangi bir alerjik tepki oluşmamışsa, sözkonusu reçete rahatlıkla kullanılabilir.
Önemli bir konu da, önerilen dozajlara sadık kalınmasıdır. Bazen fazla kullanılan birkaç damla eterli yağ bile önemli değişikliklere yol açabilir.Ayrıca, eğer reçetede belirtilmemişse eterli yağlar,kesinlikle doğrudan cilde uygulanmamalıdır!

kaynak;
www.ekoses.com