29 Kasım 2008 Cumartesi

İnci tozuyla gelen güzellik...

Image Hosted by ImageShack.us
Uzun süredir duyuyorum şu inci tozunun marifetlerini. Ama yazmak bir türlü kısmet olmadı takii bugün Ebru Şallı'yı bir magazin programında yüzünde inci tozundan yaptığı maskeyle görene değin!

Önce neymiş bu inci tozu bir açıklayalım, duymayan kaldıysa tabi...

İnci, bildiğimiz inci! Şu istiridyenin içerinde ki.

Biliyorsunuz içerisine kum, çakıl tanesi gibi yabancı maddeler girdiğinde savunma olarak sedef salgılıyorlar ve yabancı maddenin etrafını kaplıyor. Bu şekilde inci tanesi oluşuyor.
İçerisinde protein, yirmiden fazla amino asit ve birçok mineral barındırıyormuş.

Eskiden Asya'da Hanedan kadınlarının gençlik ve güzelliklerini buna borçlu oldukları söyleniyormuş.

Bence deniz kızlarının güzelliği de kesin buna bağlı. Biliyor musunuz, çocukken en büyük meraklarımdan biride denizde bir deniz kızı görebilmekti. Onlar boğulma tehlikesi geçiren erkekleri kurtarırlar bazen aşık olup deniz altındaki krallıklarına davet ederlerdi. Çok iyi kalpli ve çok güzelller di! Masallarını hayranlıkla izlerdim.
Gerçi şu resmi görünce bütün hayallerim yıkıldı ama; Ben yinede onun çok güzel olduğunu belki de bu inci tozunu kullandığını düşünmek istiyorum!
Neyse şimdi tüm bunların konumuzla hiç alakası yok :)


Biz inci tozuna geri dönelim.
Ne diyorduk.
Ha! uygulanışı...

Uygulanışı şöyle;
Önce Peeling ve temizleme jeli ile cildinizin gözeneklerini açarsanız iyi olur.
Sonra da yumurta akı ile inci tozunu karıştırıp yüzünüzde 10-15 dakika bekletip sonra ılık suyla yıkıyorsunuz. Haftada bir kez yapmanız yeterliymiş.
Cildiniz çok kuru ise de balla yapıyorsunuz ve cildinizin nem oranının yükselmesini sağlıyorsunuz.


4 haftalık uygulama sonrası yüzde botoks etkisi yapıyormuş. Yani gerdirme. Çizgi ve kırışıklıkların oluşumunu önlüyor cildi sıkılaştırıyormuş. Parlaklık veriyor, gözenekleri dengeliyor, akneleri küçültüyormuş. Ölü hücreleri atıyor, çillerin belirginliğinin de azalmasını sağlıyormuş. Ayrıca cildi güneş ışınlarından korurken cildin doğal renginin de korunmasına yardımcı oluyormuş.
İnci tozunun mucizesi bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmış



Yalnız burada dikkat etmeniz gereken çok önemli bir durum var!
Son zamanlarda özellikle inci tozunun bu denli rağbet görmesiyle birlikte her şeyde olduğu gibi bununda sahtesini türetmişler. Mermer tozunu inci tozu diye satıyorlarmış ona göre. Çok güvenmediğiniz yerlerden alışveriş etmeyin siz yinede!
Ah..! Allah'ım kime, neye güveneceğimizi şaşırttılar iyice. Gün geçmiyor ki yeni bir sahtekarlık çıkmayıversin.

Hazır olarak almak isterseniz de Ann Yvette’nin inci tozu serisi bulunmakta; farklı cilt tiplerine uygun nemlendirici, temizleme sütü, göz jeli ve göz kremi bulunuyor.

Siz ürünün detaylı broşürlerini şuradan inceleyebilirsiniz.

Son bir şey;
*Maskeyi erkekler de rahatlıkla kullanabiliyormuş. Göz kırp






Image Hosted by ImageShack.us

28 Kasım 2008 Cuma

Makyaj diyip geçmeyin!



Hep söylüyorum, şu makyaj inanılmaz bişi. Bu işi tekniğiyle biliyorsanız tabi.

Model, Enika Mihalik. Olağanüstü makyaj uygulamaları ile değişik yaşlarda gösterilmeye çalışılmış. Ben çıkan görüntülerden çok etkilendim. Bir kere bu sefer resimler kesinlikle photoshop değil. Tamamen makyajın inanılmaz mucizesi!

Bir kadın 10 yaşından 60 yaşına kadar evre evre nasıl yaşlandırılırmış buyrun görün!

(Kendisinin gerçek yaşı 20'ymiş bu arada.)



Vogue Paris November 2008
make-up by Lisa Butler


Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us


10 yaşında


Image Hosted by ImageShack.us

20 Yaşında

Image Hosted by ImageShack.us

30 yaşında

Image Hosted by ImageShack.us

40 yaşında

Image Hosted by ImageShack.us

50 yaşında

Image Hosted by ImageShack.us

ve 60 yaşında


Nasıl?
Sizce de inanılmaz değil mi?


Flickr


Image Hosted by ImageShack.us

2009 Takvim güzelleriymiş :)

Şu Photoshoptan korkulur!


Image Hosted by ImageShack.us




Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us

27 Kasım 2008 Perşembe

Problem yaratmayın durduk yere!

bıdı bıdı-bıdı

Mehtap Kayaoğlunun bir yazısı:

Soru şu:

“Televizyon karşısında uyuyan kocam için ne yapabilirim Mehtap Hanım? Lütfen yardım eder misiniz? Yatağına gidip uyumasını defalarca söyledim. Ama evde aldığımız bu kurala uymuyor.”

Eşiniz gün içinde çok yorulmuş olabilir; akşam evine gelince rahat bir pozisyonda koltuklarının keyfini çıkarmak isteyebilir. Onun bu tarz bir talebinin olması ve kendi evinde rahat ettiği şekliyle oturması doğaldır.

Doğal olmayanı, evin içine bazı katı kurallar yerleştirerek, herkesin o kurallara uymasını beklemek bence. Çünkü yukarda özetle aktardığım mailin genel içeriği, evlilikte ciddi sorunlar olmadığı bilgisini içeriyor. “Her şey yolunda… ama ben karşımda koltukta uyuklayan birini görmeye dayanamıyorum… sinirlerim bozuluyor… uykusu gelince yatağına yatsın başka bir şey istemiyorum…” şeklindeki ifade, eşte zorluk olduğundan ziyade, hanımefendide bu konuda sıkıntı oluştuğu anlamına geliyor.

“Başkalarının yanında aynı şeyi yapmıyor… hep evde benim yanımda yapıyor bu hareketi, sinir oluyorum.”


Başkalarının yanında yapmadığı “bir içsel ihtiyaç davranış”nı, sizin yanınızda, “hayat arkadaşı”nın yanında yapmasından daha doğal bir şey olamaz.

Siz evlisiniz… Tabii ki sizin yanınızda yapacak…

…onun için evlisiniz… diğerlerinden bir farklılığınız olması için…

…onun için sizin yanınızda rahat… başkalarından gizlediklerini sizinle paylaştığı için…

Evlilik özel bir yaşam biçimi… Mahremiyetlerin paylaşıldığı…

…ve paylaşılmış mahremiyetlerin birbirinizin başına kakılmadığı!


Psikolojide mini bir kural var… “ortadan kaldır rahatla” değil… “sıkıntı oluşturan durumun varlığına rağmen, onunla yaşamayı öğren” ilkesi.


&


Napıyoruuuz! TV karşısında uyuklayan kocaları dürtükleyip huzursuz etmiyoruz :)

Hanımlar! Bırakın rahat rahat uyusun adamcağız.
Bunun içinde kavga edilir mi ayol?
En fazla, bırakın orada sabahlasın. (Ceza hah ha!)
Üzerine bişi örtmeyi unutmayın ama!
Kar yağarmış uyuyanın üstüne sonra :)



Image Hosted by ImageShack.us

26 Kasım 2008 Çarşamba

Nuray Sayarı'nın günlük burç olumlamaları..

Image Hosted by ImageShack.us

"Bu olumlamaları hergün güne başlarken tekrar edin ki, mevcut düzeninizi sürdürebilmek adına olumlu sonuç alın"
diyor; ünlü astrolog Nuray Sayarı...

Olumlama yaparken ilk başlarda öylesine dahi yapsanız bir süre sonra biliç altınıza bir şekilde bu duygu ve düşünceyi geçirirsiniz. Olumlama yaparken önce derin bir nefes alıyor ve nefesinizin tamanını verdikten sonra, sakin sakin sizin için seçilen olumlamayı tekrarlıyorsunuz. Asla acele etmiyorsunuz.


İsteyin, dileyin, çekin ve yaşayın...


Koçlar:
Ben düzenimi seviyorum, koruyorum. Hayatımı düzen ve huzur içerisinde sürdürüyorum.

Boğalar:
Her bakımdan olumlu, mutlu ve huzurluyum. Sağlık içerisinde hayatımı sürdürüyorum.

İkizler:
Başarıyı seçiyorum.Hayatımıda başarıyla sürdürüyorum.

Yengeç:
Dilediğimi ve istediğim herşeye ulaşıyorum.Çok çabuk sahip oluyorum.

Aslanlar:
Özellikle hayatı seviyorum hayatın beni sevdiği gibi.Kendime her açıdan güveniyorum.

Başaklar:
Aşkı seçiyorum. Aşkı seviyorum ve seviliyorum.

Terazi.
Ben parayı seviyorum.Para beni seviyor. Para bana geliyor.

Akrepler: Şansa ihtiyacı oldukları bir dönemdeler.
Şansım beni seviyor, ben şansımı seviyorum.Hayatımı şans enerjisi ile sürdürüyorum.

Yay:
Hayatımı düzen ve huzur içerisinde sürdürüyorum.

Oğlaklar:
Ben mutluyum. Ve ben huzurluyum...


Kovalar:
Ben hayatımın her alanında sağlıklı, mutlu ve huzurluyum.

Balık:
Ben sakinim ve dikkatliyim. Ben huzurluyum.

25 Kasım 2008 Salı

Kapar Kapılarını Dostlarına...

Image Hosted by ImageShack.us



İnsan nereye girerse girsin
Hangi çıkmazlarda
Kalırsa kalsın
Güneşin ışığından kaçamaz.

Yağmur, rüzgâr etkiler
Üşür soğuk havalarda.
Nüfus cüzdanı üzerindeki
Vesikalık resmi gibi,
Farklılaşır bazı halleri...

Kendi içindekilerle yorumlar
Dışındakilerini
Sevmediklerini beğenmez
Beğendiklerini sevemez
Kapar kapılarını dostlarına...

Davranışları
Ve konuştukları farklılaşır
Zaman zaman...
Filmin « son » yazmasından
Öncesinde kalır düşüncesi
Yarı uykulu gezer
Gezerken unutur gerçekleri
Kapar kapılarını dostlarına...

ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI




Kapı demişken;
*Resimdeki kapıya tıklasanıza... Orada huzur var. Bir beş dakikanı ayır gel benimle. Küçücük bir mutluluk, hayal kurma molası...



Mutluluk demişkende;

*Gerçekten mutlu musunuz? Bir testle bunu sınamak isterseniz şuraya tıklayın.

"Küçük şeylerden mutlu olmayı başarabiliyorsunuz ve istediklerinizi saplantı haline getirmek yerine sahip olduklarınıza şükür ediyorsunuz. Herşey her zaman istediğiniz gibi gitmesede bunu çok büyütmüyorsunuz ve geleceğe umutla bakmayı başarabiliyorsunuz. " dedi bana :)

Valla doğru! Aynı ben... Öyle küçücük, saçma sapan şeylerden mutlu olabilirim ki şaşarsın blog!
Öyle küçük şeylerdende kırılır kapılarımı kaparım ki inanamazsın! Nrl~



22 Kasım 2008 Cumartesi

Kokoloji sorusu: Yağmura yakalanmak!

Image Hosted by ImageShack.us

Bu haftasonu için size bir kokoloji sorusu sormak istiyorum.

Önce üstteki metni okuyuyorsunuz ve aşağıdaki seçeneklerden kendinize en uygun hissettiğiniz cevabı seçiyorsunuz. Sonrada seçtiğiniz cümlenin ne anlama geldiğine bakıyorsunuz.Hepsi bu kadar.

Ama lütfen anahtar cevaplara bakmadan!
Hadi size kolay gelsin. Cevaplarınızı banada yazarsanız sevinirim.
Ben mi?
Ne yazık ki bana uygun bir cevap bulamadım seçenekler içerisinde. Çünkü ben deliler gibi sırılsıklam ıslanana kadar, keyfini çıkara çıkara yürürümde... No problem yağmur!
Ay tamam böyle bir seçenek olsaydı verilecek cevap belliydi, "ondan sonrada böyle hastalanırsın işte!"

Gideyimde " ekinezya" alıp kendime bir çay demleyim. Sanki, soğuk algınlığı kapımı çalıyor gibi... Böyle bir kırgınlık, bir tatsızlık...
Evet, evet ıslandım yine geçen gün, hemde iliklerime kadar...

Hepinize mutlu bir haftasonu diliyorum... Nrl~



&




"Hayatta her şeyi öngörmek mümkün değildir.Daima kendinizi ruhen hazırlama şansı bulamadığını süprizler acil durumlar ve beklenmedik felaketlerle karşılaşabilirsiniz.Her tür süpriz stres yaratabilir.Kontrol edemediğimiz ya da öngöremedğimiz çok fazla şey vardır. Bir takım huylar geliştirmemizi ve hayatımızı bazı kalıplara göre düzenlememizi nedenlerinden biri de budur.


Fırtına çıktı. Aniden bastıran sağanakta yürüyorsunuz. Son sürat koşarsanız bile gideceğiniz yere beş dakika uzaklıktasınız. Aşağıdakilerden hangisi yapacaklarınızı en güzel tanımlayandır?"


1."Büyük bir ağaç bulup yağmur dinene kadar altında beklerim."

2."Yağmurun ne kadar süreceğini bilemiyorum, bu yüzden gideceğim yere kadar koşarım. "

3."Şemsiyesini paylaşacağım biri ya da şemsiye alabileceğim bir dükkan olup olmadığına bakarım."

4."Çantamda daima katlanabilir bir şemsiye taşırım, onu kullanırım."








Anahtar:


Ani sağanağa nasıl tepki gösterdiniz? Fırtına hayattaki beklenmedik ve kontrol edilmeyen güçleri temsil eder. Cevabınız sizinle sevdiğiniz ya da bir arkadaşınız arasında bir kavga çıktığında nasıl davranacağınızı betimler.

1."Büyük bir ağaç bulup yağmur dinene kadar altında beklerim." :
Siz aranızdaki soruları halletmeye geçmeden önce karşı tarafın öfkesini dindirmesine bekleyenlerdensiniz. Onların istedikleri kadar bağırıp çağıracak içlerini boşaltlamalarını seyredersiniz ve sonra kendinizi bakış açınızı soğukkanlılıkla ve tarafsız olarak sunarsınız. Bazıları buna akıllıca bir yaklaşım derken diğerleri sinsice olduğunu söyler.

2."Yağmurun ne kadar süreceğini bilemiyorum, bu yüzden gideceğim yere kadar koşarım. ":
İçinizdekilerin hepsini döktüğünüz müdettçe kavganın sonunun ne olacağı umurunuzda değil. Sizce siz haklısınız ve tartışacak bir şey yok. Sizin taklitleriniz arasında alma-verme yok. Eğer karşınızdaki öfkelenirse siz daha çok öfkeleniyorsunuz. Eğer karşınızdaki bağırıyorsa siz haykırıyorsunuz. Bu sizi tartışmak için pek eğlenceli biri yapmasa da en azından nerede durduğunuzu anlamak çok kolay.

3."Şemsiyesini paylaşacağım biri ya da şemsiye alabileceğim bir dükkan olup olmadığına bakarım.":
Karşıtlar ve tartışmalar size göre değil bu nedenle kavga çıktığında bile siz karşı tarafı sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Ama ne yazık ki bu davranış bazen işleri daha kötüleştirir. Zaman zaman durup fırtınayı göğüslemelisiniz.

4."Çantamda daima katlanabilir bir şemsiye taşırım, onu kullanırım.":
Her suçlamaya verecek bir cevabınız, her yanlışınıza bir özrünüz olduğunu düşünüyorsunuz. Size göre bir tartışma, atışma yeteneğinizi bilediğiniz bir gösteri, ama bu tavrınız başkalarına kaypak, sahte ve bulandırıcı geliyor.Ama büyük olasılıkla bunun için de bir açıklamanız vardır.

20 Kasım 2008 Perşembe

Olumlama cümleleriyle hayatımız güzelleşsin!

Image Hosted by ImageShack.us

Hepimizin istediği herşeyin yolunda gittiği, olumsuzlukların olmadığı normal bir hayat değil mi?

Hiç fena olmazdı hani; aklımızdan geçen herşey bir anda önümüze gelse, şöyle sihirli güçlerimiz falan olsada Samantha gibi burnumuzu bir oynatınca şıp! diye karşımızda bulsaydık dilediğimiz şeyi!
Ne kadarda kolay olurdu değil mi hayat?

Belkide bu mümkündür. Belkide ihtiyacımız olan tek şey hayata olan bakış açımızı değiştirmektir.

Öyle burnunuzu oynatıp istediklerinizi karşınızda bulacağınızın garantisini ve formülünü veremiyorum ama şu hemen aşağıdaki yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum size.

Belkide şu andan itibaren hayata bakışınız değişecek. Hazırlıklı olun! Nrl~




"Söz büyüdür. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle, varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza, tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.

Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Vücudumuzun 4'te 3'ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.



Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin."



1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.


2. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.


3. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım, hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.


4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.


5. Gelecek zaman kipi kullanmayın. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.


6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine, saygı görmeyi hak ediyorum deyin.


7. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye başlıyorum, kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.


Şükretmek elimizdekinin kıymetini bilmek demektir. Evrenin sonsuz kaynağı var ancak herhangi bir kaynağını onun kıymetini bilene daha bolca verdiğine inanıyorum. Şükretmek elinizdeki zenginliği arttıracaktır. Mutlu olmak istiyorsanız şimdiden mutlu olduğunuz için şükretmeye başlayın.

Hayatınızda bolluğunu yaşamak istediğiniz her şey için şimdiden şükretmeye başlayın!zestcoaching.com





Tüm bunları okuduktan sonra aklıma çoook eski bir Türk filmindeki sahne geldi.

Hani (Perihan Savaştı galiba) köyden geliyordu da sosyetik güzel olma yolunda yol yordam öğrenirken kendine sürekli "ben çok güzel bir garıyam" diyerek edalı bir şekilde yürüyordu...

Resmen olumlama yapıyormuşta haberimiz yok! :)




***

Haydi şimdi hep beraber,

Evrendeki tum iyilik, guzellik, huzur, dinginlik, bolluk, bereket, sevgi, mutluluk, saglik ve zenginligi sevgiyle kendime cekiyorum.

Diyelim mi tüm samimiyetimizle?
Yapacağımız sadece bunları yürekten ve hergün söylemek,
hepsi bu!

sevgimle,

19 Kasım 2008 Çarşamba

Pis sinek, kııışh...! kııışhhhh!

Nereden gelmişse gelmiş, eve bir sinek girmiş.
Bildiğiniz karasinek.

Ama öyle böyle değil! Azılı bir şey. Çıldırttı beni. Laftan sözden anlamadığı gibi ( doğal olarak ) acayipte seri. Çok hızlı manevralar yapıyor.
Elimde gazete peşinde koşmaktan bitap düştüm!

Hatta şu post'u yazdığım esnada dahi tepemin üstünde uçuşlarını yapıyor!

Bir elimle kovalamaya çalışırken diğer elimide çayımın üzerine kapıyorum. Çayın içine düşücek salak şey!

Kendini benim evcil hayvanım falan sanıyor heralde bu.
Böyle bir sırnaşmalar, burnumun dibinden uçmalar... Tam kulağımın yakınlarından geçerken gıcık gıcık vıız!?lamalar. Sabah alnıma konup beni uyandırmalar...

Çattık iyi mi?!
Hayır, ben hayvan beslemeye karar versem seni mi seçerim? Git işine yaaa!



A...! İşte bakın tam şurda... Bakın bakın, aşağıya bloguma konmuş. İnsaniyet namına biri şunu haklasın.

N'oooluuur! :(




Image Hosted by ImageShack.us

18 Kasım 2008 Salı

Blog'cum, bak bizim için neler demişler :)

Image Hosted by ImageShack.us
Düzekli takip edenlerimiz bilir... Bir süredir "NRL Bloğu nasıl buluyorsunuz?" konulu bir anketimiz vardı biliyorsunuz. Geçenlerde, sonlandırdım ve sonuçlara göz attım...

*60 kişi Çok güzel her zaman takip ediyorum...
* 62 Kişi ilk defa geldim, beğendim
*12'si beğenmedim
*8 kişi fena değil
*2 kişide diğer seçeneğini seçerek övgülerini belirtmiş.


Herkese katılımları için teşekkürler bir kere...

Şimdi, burada benim medeniyet ve kibarlık çizgileri içinde durarak, o beğenmeyen 12 kişiye de -saygıyla karşılıyorum- demem gerekiyor di mi?

Ayy diyemiyorum! :)

Nesini beğenmediniz ayol? Miss gibi blog işte.

Hmm fazla kadıncaymış. Buna benzer bir mesaj vardı. E nasıl olsundu ki. Sahibi bir bayan ki- süslünün önde gideni :)

Aşkolsun yani! :)


O her zaman takip ettiğini söyleyen 60 kişi var ya... Asıl sizler harikasınız, bu kadar zamandır beni yalnız bırakmadığınız için teşekkürler tekrar...
Diğer ilk kez geldiğini -beğendiğini söyleyenlerede, her zaman bekleriz efendim... Diyooor...
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum...

16 Kasım 2008 Pazar

Kızıl mavi...

Image Hosted by ImageShack.us
Ebru Gündeş'in "Evet" albümünün bana göre en güzel parçası Kızıl Mavi.
Kaseti dinlediğimde bu şarkıya vuruldum sadece.
Hem sözleri hemde müzik süper.
Şu sıra beğenerek dinlediğim tek parça bu. Nrl~
~

Gittin, boynumu büktün
Nasıl üzüldüm, nasıl üzüldüm bilemezsin
Uyandım, bir sağa döndüm, bir sola döndüm
Deliye döndüm, görsen ölürdün gidemezdin


Başımın ucunda tek kelimelik ayrılık
Büyük harflerle sessizce çıkmış, gitmiş
Elinde tuttuğun karar, bense sanık
Cezam müebbet aşk, tek sorun yalnızlık


Biraz kızıl, biraz mavi
Yalnızlığın asil rengi
Gün batmadan dönsen bari
Keşke dedim, duymadın mı?


Sana dedim duymadın mı?






Pazar eğlencesi...


Bu arada birde iki resim arasındaki 10 farkı bulsanızaImage Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us

15 Kasım 2008 Cumartesi

Bende sabır ne gezer!



Image Hosted by ImageShack.us



Değişik bir sergi.
Kağıt rulolardan ve kağıtlardan yapılmış bir Orman sergisi...

Göründüğü kadar kolay değil ama.
Hatta görünüşünden de kolay yapılabilir durmuyor ya hoş!
Denedim.
Anlayacağınız bu sıralar boş vaktim pek çok. Kağıtlardan ağaçlar yapacak kadar hemde!

Bir kaç kağıdı katlettim. Çok ince iş. Müthiş sabır istiyor. O sabırda bende yok!

Yuken Teruya. Önünde saygıyla eğiliyor ve alkışlıyorum seni.

Benden bu kadar. Pes ettim!
Oysaki şu kağıt rulolarından duvar süsleri ne kadarda hoş duruyordu.


Image Hosted by ImageShack.us

13 Kasım 2008 Perşembe

Turkuaz taşım var yaklaşma!!!

Taşları araştırırken Turkuazın özellikleri özellikle dikkatimi çekmişti.
"bir olayın şokunu yaşayan kişileri o halden kurtarmada faydalıdır." diyordu. A! birde nazara etkiliymiş.
Tamam işte, olayın anahtarı bulundu!

*TURKUAZ * Tabikii!

Ben nasıl düşünemedim sahi!

Turkuaz taşlı çok hoş bir bileklik aldım. Artık bana nazar değmeyecek! Heyyooo...!
Elemtere fişş kem gözlere Turkuazz!
Image Hosted by ImageShack.us




Telefon açan, benimle konuşan herkes "Kızııııım...! Kesin sende nazar var!!!" diye diye. Beni nazar boncuğu manyağı yaptılar!

Evet, itiraf ediyorum nazardan deli gibi tırsıyorum!

Yakında paronayak olucam ben. Ühü...! ühüü...!


Image Hosted by ImageShack.us



Turkuaz taşının fiziksel etkileri



  • Tansiyonu düzenler ve kalp hastalıklarına iyi gelir.

  • Sindirim sorunları için; kemer tokası, bileklik ya da yüzük olarak kullanılabilir.


Metafiziksel ve psikolojik etkileri

  • Nazara karşı etkilidir.

  • Kaygıyı teskin eder.

  • Cinsel cazibeyi ve kadınlık özelliklerini artırır.

  • Takı olarak, hergün kullanılabilecek bir taştır. Özellikle gümüş içine gömüldüğünde etkisi artar ve dengeyi sağlar.

  • Kendisini taşıyan kişilerin iyileştirici güçlerini artırır ve bilgeliklerini artırmalarına yardımcı olur.

  • Kederli insanların kederlerini gidermede, ya da bir olayın şokunu yaşayan kişileri o halden kurtarmada faydalıdır. Onlara, bu durumdaki kişilerin ihtiyacı olan huzur duygusunu verir.


Kaynak:Kenzay.com

12 Kasım 2008 Çarşamba

Kendi halinde bir hafta...

Image Hosted by ImageShack.us


Sürekli evdeyim.
Sadece iki yada üç kezdi galiba çıktığım. Dışarı çıkmak istemiyor canım. Gelen gidenlerde sağolsun hiç boşta kalmadım ama. 'Geçmiş olsuna' gelen dostlarımızla doldu taştı evimiz.
Misafirlerin gelirken getirdiği kurabiye ve pastalardan oluşan sanırım bir yıllık stoğum var... Dolapları açtıkça üzerime üzerime yağıyorlar.

Dolaplar demişken de; Evde fazlalıklardan arındırma, dolap çekmece içlerini düzenleme, evi kırklama operasyonları tam gaz devam etmekte.
Uzun süre kapalı kalan ev içinde insan olmayınca bile nasıl böyle kirlenebiliyor hayret doğrusu!

Image Hosted by ImageShack.us


Mutfak benim için müthiş bir terapi. İçine girdiğim anda kendimi kaybediyorum.
Sadece bu hafta içerisinde üç defa çaylı kek yaptığımı söylersem bazı şeylerde de ne denli takıntılı olduğumu yeterince ifade etmiş olurum değil mi? Bir şeyi sevdiysem cılkını çıkarana kadar takarım! Çaylı kek seansı 1, Çaylı kek seansı 2, Çaylı kek seansı 3...
3 Seansta çözdüm işi.
Psikoloğa gitmeye gerek yok!


Hmm! birde Tv' ye sardım bol bol... Yeni yayın döneminde benden beklenmeyecek derecede yüksek bir performans sergiliyorum!
Dizimin üstünde bir dolu kase kurabiyem ve çaylı keklerimle pür dikkat izliyorum TV de ne var ne yok! Reklamları bile...
Yakında bu blogta acil rejim reçeteleri yayına girebilir hazırlıklı ol sevgili blog okuyucusu:)
Yada ben sürmenaj olabilirim gibi gibi...




Aralarda bişilerde okumalı elbette; Hemen hemen hepsini okudum ama ben bu kitapların. Kuramı çekmeli?
Gözlerimi kapayıp parmaklarımı kitapların üzerinde gezdirdirip, birini çekiyorum.
Hıh! seni seçtim pikaçhu...

* Oof Ahmet Altan'mı çıkmışki, hiç çekemem şimdi*

Evet mızıkçılık yapıyorum işte.

Bir daha deneriz...

"Maksim Gorki; Üçler" iyi mi?... Değil! Üf bunuda okumak istemiyorki şimdi canım ama...
Aslında tam olarak şu sıra şöyle enerjimi tavan yaptıracak bir şeylere ihtiyacım var.
Hmm hangisi, hangisi... "Secreti" okuyayım ben en iyisi!

Okuyorum. Okumuştum ama unutmuşum. Sanki yeni okuyormuş gibiyim.
Balık hafıza NRL!
Bu sayede kitaplıktaki tüm kitapları iki senede bir okuyabilirim. Kitap masrafına gerek yok!


Anladığınız üzere gittikçe iyiye gidiyor sağlık durumları. Hala nefes almakta zorlanıyorum ama. Birde araba korkusunu yenmekte. Hepsi geçecek biliyorum. Az kaldı.

Hayat devam ediyor... Her şeye, tüm acılarına, sevinçlerine rağmen. Etsinde!




Bu arada son bir şey. Yazmazsam çatlarım...
Şu aşağıdaki resime dikkat. Online sayısına özelliklede.





Image Hosted by ImageShack.us


Şakamı bu ? dedim...Değilmiş.
Aynı anda 141 online. NRL-Blog tarih yazmış :)
Doğruymuş diğer sayaçlarıda kontrol ettim.


06 Kasım 2008 Perşembe

Son durumlar...

Image Hosted by ImageShack.us

Uzun zamandan beri hiç kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim blog!

Evime döndüm.

Allahım ne kadar özlemişim. Her bir köşesiyle hasret gideriyorum. Her şeye tek tek dokunup seviyorum, hatta öpüyorum. Bütün odaları gezip "seni çok özledim canım evim sende beni özledin mi" diye çığlıklar atıyorum. (Aynı coşkuyla dile gelip ev cevap verecek olsa ne halt edeceğimi bilemiyorum ama:) ) Yastığımın lavanta kokusunu doya doya içime çekerek uyuyorum. Vesaire...


Gittiğin yerler, gezmek, seyahat etmek, özlediğin dostlarını akrabalarını görmek her şey iyi hoşta. İnsanın evi bir başka ya...!

Siz söyleyin; Öyle değil mi?

Kesinlikle öyle!!!

Az değil, bir ay. Koskocaman 30 günden bahsediyorum!
Benim gibi evine aşık biri için çok uzun süre. Oldukça uzun hemde!

Sırtına, sırt çantasını alıp sürekli gezenleri evsiz barksız otel odalarında yaşamayı tercih edenleri anlayamıyorum! Nasıl bir yaşamdır bu? Belki geçici bir süre, zorunluluklardan dolayı evet ama...
Tek göz oda da olsa... Hatta Karavan dahi olsa bir evin olmalı! Sana ait, seni yansıtan.



Bu arada;
Sağlığımı merak eden dostlar, iyi sayılırım, yani gittikçe iyiye gidiyor demek daha doğru olur. Burnumdaki şişler oldukça azaldı. Dikiş izleri içinse bir merhem kullanıyorum bir kaç aya kaybolacağını umut ediyorum. Sanırım bir şekil bozukluğuda yok. Elimde bir ayna "sence eğrilik var mı? diye sık sık çevremdekileri bunaltıyorum. Şu an sorun olan tek şey nefes alma problemi yaşamam. Burunda tıkanma oluyor. Orada burada her yerde spreyler, ilaçlar... Sevmiyorum ilaçları ama başa gelince çekiliyor işte.
Mesela; gece uyku arasında bile komidine uzanıp el yordamı spreyi buluyor, sıkıyor, öyle devam ediyorum uykuma. Nasıl bir şeyse bu meret, nefes almak imkansız hale geliyor.
"Şu an için acele ediyorsun henüz şişler olduğu için öyle" deniliyor ama, benim asıl endişem ileride operasyon olabileceği ihtimali. Acayip tırsıyorum blog. Bana kalsa hiç sevmediğim spreylerle bir ömür yaşamayı bile göze alıcam ama. O da çözüm değilmiş çünkü bir süre sonra alışkanlık yapıyor ve tesir etmiyormuş. Dur bakalım belkide acele ediyorumdur ve gerçekten şişler indikten sonra sorunda geçecektir.



Birde sanırım panik atak oldum ben blogcum! Arabaya her bindiğimde Kalbim dışarı çıkacakmış gibi atarken, elim ayağım buz kesiliyor.
Çevredeki tüm arabaları canavar gibi görüyorum.
Gözümü yoldan ayıramıyor en ufak bir frene basma ya da yan yollardan araba çıkma durumunda ani çığlıklar atıyorum!
40'la dahi giderken "lütfen biraz yavaş" diyorum!
Aslında hiç arabaya binmeyim istiyorum.

Hatta dahası var. Tır gördüğümde acayip hırslanıyorum. Arabadan inip tüm tır şöförlerini dövmek geliyor içimden. Ciddiyim!

Bu durumlarım geçecek di mi blog? Daha çok yeni o yüzden di mi? Yoksa bir psikoloğa mı gideyim öylemi diyorsun? Hı?


Bu arada her zamanki gibi, iyi dileklerini yollayan, her daim yanımda olan varlıklarıyla hayatıma renk katan tüm dostlarım... Hepinize teşekkürler. Tüm kalbimle.

Birde, 22 Ekim doğum günümdü benim. Mesaj kutusuna ve mail box'ıma kutlama mesajları bırakan herkese çok çok teşekkürler. Sevildiğini, hatırlandığını bilmek güzel şey.

Yine, sürekli mesaj kutumda çok övgü dolu mesajlar buluyorum. Bloğumu çok beğendiklerini, çok sıcak bulduklarını bundan sonra sürekli takip edeceklerini ifade eden cümlelerle... Bana nasıl bir enerji verdiğinizi tahmin bile edemezsiniz. İnanın bana ordan buraya geçiyor nasıl bir şeyse!


Tekrar tekrar teşekkürler herkese... Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın, Image Hosted by ImageShack.us



not:
Son olarak unutmadan ;


Frindship Around The World Award
Proximidade Award

"Uluslararası Dostluk Ödülüne "
layık görüp mesaj bırakan arkadaşlar çok teşekkür ediyorum sizlere.

Bende tüm yüreği güzel dostlarıma hediye ediyorum bu ödülü.