30 Nisan 2009 Perşembe

Söz konusu Tekamülse, gerisi teferruat!

Image Hosted by ImageShack.us

Ben ne çok hata yapmışım meğer
Gözüm kapalı bakmışım meğer
Yıllar geçmiş ben saymışım meğer
Dostum sanıp aldanmışım meğer

Yıllarca sürer sanmışım meğer
Boşa kalbimi açmışım meğer
Vakit kaybıydı diyemem ama
Sen hiç dostum olmamışsın meğer

Olsun varsın pişman değilim
Biraz üzüldüm hepsi bu

Ağlamam artık gidenlere
Ağlamam artık bitenlere
Ağlamam artık üzenlere
İhanet edenlere

Ben ne çok hata yapmışım meğer
Seni yokken var saymışım meğer
Yollar gitmiş ben kalmışım meğer
Aşkım deyip hapsolmuşum meğer



Image Hosted by ImageShack.us

Şöyle bir an; Hayatımdan gelip geçenleri... Gelip de geçemeyenleri... Geçip iz bırakanları düşündüm de...
"Değmezmiş!" dedikleriniz olmuştur sizinde dimi? Uğruna zamanınızı boşa harcadığınızı düşündüren biri çıkmıştır.
Değmeyeceğini düşündüğünüz bir şey için üzülmeye de değmez o halde...

Ama bir şey var ki; Aslında hayatınıza giren hiç kimse, hiç bir olay boşa değildir... Hepsi ama hepsi bize hayatı öğretmiyor mu düşününce? Tabi ki...

Sıkıntılar yaşanmadan mutluluğun kıymeti anlaşılabilir miydi hem? Sanmam!

Birde üstüne teşekkür edesi geliyor insanın hal böyle olunca... Ruhsal Tekâmülümüze bulunduğu katkıdan dolayı... İyiyi- kötüyü, doğruyu-yanlışı ayırt edebilmemizi sağladığı için...

Önemli olan o hatalardan gereken dersi çıkarabilmek gerisi teferruat...

Affetmek... "Canı sağ olsun" diyebilmek... O ne yüce, ne gönül alıcı, ne kibar bir affediş şeklidir dimi?



Sevenin de sövenin de ah edenin de
Gelenin de gidenin de dönmeyenin de
Ah canı sağolsun...

Bu dünyaya sevmeye geldim
Eşi dostu görmeye geldim

Mutlu oldum dertli oldum
Aşk uğruna sarhoş oldum
Hancı oldum yolcu oldum
Meşk uğruna sırdaş oldum

Güçlü oldum suçlu oldum
Dost uğruna yoldaş oldum
Hem soruldum hem sürüldüm ben
Ama hepinizin canı sağolsun...

Soranın da bilenin de öğrenenin de...
Alanın da verenin de isteyenin de...

Ah! Hepinizin canı sağolsun..


Image Hosted by ImageShack.us

29 Nisan 2009 Çarşamba

Sssh sinirlerine hakim ol!

Image Hosted by ImageShack.usBlog seni tutmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

Birine kızdın ya misal; şöyle ağız tadıyla sayıp, içini dökülemiyorsun... Kesin "O" da okuyor çünkü.
İstediğin kadar şifre koy ismine o kendini bilmez mi?
Hem sadece o okusa iyi, yedi ceddim okuyor.
Hesap ver sonrasında herkese ayrı ayrı "Kim o seni sinirlendiren?"
Özetle; siz bu postu okumadınız. Bende yazmadım. Anlaştık?
Soru moru istemiyorum. Kızdıım geçti bitti...

Bu durumda en iyisi derin bir nefes al ver, olmadı on'a kadar say...! Sinirim geçsin maksat.

Ya da ben 2958362545'e kadar falan sayayım!
Pooof!




*Tam konunun üstüne "cuk" diye oturan bir olay:
Geçenlerde bir mail geldi "Affedersiniz, sizi tanıyor olabilir miyim? ( ....) Lisesinden (.... .....) Olabilir misiniz acaba?" {Bilmem olabilir miyim acaba? Olabilirim J}
Hmm! Tanımış mı beni gerçekten? Valla tanımış:)

{Anladınız dimi? Hadi şimdi yaz her şeyi... }

*Sanki saklambaç oynuyormuşuz da saklandığım yerden sobelenmiş gibi hissettim kendimi.
"Seni gördüm sobe-sobeee!"
Evet, evet tam olarak böyle bir histi.

{ Kızdığım şey bu muydu? Kesinlikle alakası yok. Bağlantı kurmaya çalışmayın diye yazıyorum. Neden her şeyi yazamadığımla alakalı bağlantı kurmak serbest:) }


*Yine konuyla alakalı ne geldi aklıma, geçenlerde mail olarak gelmişti...
Bir şeye sinirlendiğinizde ne yaparsınız? Ya da bi dakka sorunun şeklini değiştiriyorum...
Kadınlar ve erkekler...
Herhangi bir sinirlilik halinde kim daha fazla tepki verir, biliyor musunuz?
Aslında cevap çok açık ama:) siz yinede tıklayın

Image Hosted by ImageShack.us

27 Nisan 2009 Pazartesi

Yaz bi kenara...!

Image Hosted by ImageShack.us

Belki de hayatımdaki "Priority will be" listesini güncellemenin zamanı geldi. Çoktan...! Image Hosted by ImageShack.us

Kilo meseleleri!

Image Hosted by ImageShack.us

Yok yoook kilo almışım ben. Kesin...
Vitrindeki o şahane (small beden) elbise olmadı ya... Ordan anladım.

—I-ıh ben kilo almışım... Baksanıza fermuar bile kapanmıyor. Çok feciii çok. {Yüzüm düşmüş...}

—Hayır hayıır bu markanın beden ölçülerinde bir gariplik var galiba. İnanın sizinle bir alakası yok... { Moral veriyoruz ya! J}

—Tek beden demiştiniz siz dimi? E yani hayret bişi böyle güzel bir model sadece small beden için mi çalışılır canıım...?
{Bu cümleyi benim kurduğuma halaa inanamıyorum... Tanrım! Sadece bi kaç ay evvel bu small bedenlerin içerisine bal gibide giriyordum. Kabus mu bu?}

{Hay Allah gitti cağnıım elbise!}

Çok bozuldum çook. Aslında elbisenin kaçtığına mı yoksa aldığım kiloya mı daha çok üzüldüm karar veremedim!



*Ama ben demiştim bu gidiş iyi gidiş değil demiştim... Dememiş miydim? Demiştim.Image Hosted by ImageShack.us

24 Nisan 2009 Cuma

Hafta sonu tebessümü...

Oldukca yakışıklı ve cüsseli kısaca herhali ile dört dörtlük bir adam bardan içeri girer. Yanında da bir devekuşu bara yaklaşırlar ve adam barmene seslenir;Image Hosted by ImageShack.us

—bana bir viski
devekuşunu gösterek

—buna da bir bardak su
der ve içtikce içerler...

Sonra adam,
—hesap der...

barmen
—27 $ 45 cent der.
Adam elini cebine atar. Cebinden çıkardığı paranın hepsini bırakır çıkar. Barmen sayar tamı tamına 27 $ 45 cent.

Adam ve devekuşu ikinci gün yine gelirler icerler.

—Hesap der
36$ 18cent adam elini cebine atar butün parayı bırakır cıkarlar.

Barmen sayar 36$ 18cent barmen şaşkın olayın sırrını çözmeye çalışıyor üçüncü gün, dördüncü gün adam ve devekuşu geliyor gece geç saatlere kadar içiyorlar hesap ne kadar olursa olsun elini cebine atıyor bütün parayı bırakıyor barmen sayıyor hesap tam ne eksik ne fazla barmen kafayı yemek üzere dayanamıyor ve bu işin sırrını soruyor adam anlatıyor;

-Bir gün Alaaddinin sihirli lambasını buldum c.. çıktı {ben bunun ismini pek ağzıma almamda anlayın işte} ve bana üç dilek dilememi söyledi bende diledim...

1.Çok yakışıklı ve kadınların hayran olduğu bi tipim olsun
2.Her yerde ve her zaman ne kadar paraya ihtiyacım olursa olsun elimi cebime attığımda hazır olsun.

Barmen paranın sırrını öğrenmiş ve rahatlamıştır sonra devekuşunu göstererek sorar;

-Peki bu ne bu?

Adam cevap verir,
-Ha o mu 3. dileğim der... Beni hiç yalnız bırakmayacak uzun bacaklı bir piliç istemiştim, yanlış anladı şerefsiz...?


Image Hosted by ImageShack.us

{Hah haay! J "Gördün mü pilici?" diyesi geliyor insanın! Hep sinir olmuşumdur zaten şu ifadeye... Piliç ne yahu? }

Image Hosted by ImageShack.us

Micasa

Image Hosted by ImageShack.us

Yabancı Dekorasyon dergisi Micasa'yı Karıştırıp fikirler almaya bayılıyorum... Merak edenlere Derginin web siteside bulunmakta.
Bir kaç resmi paylaşayım ben, gerisini siz isterseniz sitenin kendisinde inceleyiverin.
Buyrun Tık TıK





Ne kadar ferah bir ortam olmuş dimi? Dekorasyonda açık renk hep temizlik ve ferahlık hissettiriyor. Ayrıca yerlerde renk renk minderler severim. Kullanırımda...

Birde bende bir şeyi katlarıyla kullanma hastalığı var galiba...
Şöyle ki koltuklarda bol bol kırlent..
Camlarda kat kat perdeler...
Yatağımda bol yastık...
Bol çerçeve, bol mum, bol çiçek...

Dekorasyon zevkimi böyle ifade edebilirim özetle... Mümkünse herşey bol olsun:)







Bu da odanın başka bir açıdan görünümü→










Bir odada bitki yoksa o oda yaşamıyormuş gibi gelir bana.

Mutlaka çiçekler olmalı.

Canlı olması tercihim ama yapay çiçeklerde olabilir...
















Genç Yatak Odalarında uygulanabilecek bir fikir. Duvarın ve mobilyanın beyaz tutulması odaya ferahlık hissi verirken renkler bu şekilde daha ön plana çıkmış.

Hayret! insanın zevkleri değişebiliyormuş demek ki..? Önceden olsa beyaz mobilyaya asla evet demezdim!







Burada da oda tam orta yerinden sürgüyle ayrılmış. Diğer bölüm giyinme odası olarak değerlendirilmiş.

Artık Gardropların ömrü rafa kaldırılıyor yavaş yavaş!

Yaşasın giyinme odaları!
Image Hosted by ImageShack.us

21 Nisan 2009 Salı

Güldüm ve evet başıma bir şey gelecek!

Image Hosted by ImageShack.usOXFORD Üniversitesi Psikoloji bölümünde 2 ay süresinde bir grup öğrenciyi (sanırım bine yakındı) sürekli güldürecek şeylerle vaktinin geçmesini sağlıyorlar... İşte mizahi yayınlar okutuyorlar, filmler izletiyorlar, stand up gösterilere götürüyorlar vesaire... Bir şekilde sürekli kahkaha atmaları sağlanıyor...

Diğer gruba da sürekli hüzünlü ve üzücü olaylar izletiliyor bir şekilde yaşatılıyor...

Sürenin sonunda çok gülen insanların fiziksel olarak daha dayanıklı, cesur ve güçlü, kan deveranlarının daha hızlandığını, kandaki şeker ve tuz oranının dengelendiğini, mutlu olduklarını, zeka seviyelerinde de hızlı bir artış olduğunu...

Üzücü şeyler izletilenlerinse cesaret kırıklığı içerisinde oldukları, geleceğe karşı ümitsizlik içerisinde oldukları, sık gribe yakanlandıkları, bağışıklık sistemlerinin zayıfladığı görülmüş...

Yani neymiş;

Eğer siz de "Ahh çok güldüm başıma bir şey mi gelecek?" inancına sahip olanlardansanız...

Evet geliyor; Bundan daha güzeli gelebilir mi Allah aşkınıza? Baksanıza siz güldükçe neler oluyor...?

Peki, ne yapıyoruz?

Bundan böyle bulduğumuz her fırsatta bol bol kahkaha atıyoruz... Şu kahkaha kulübündekiler gibi yani...
Siz yinede onlar gibi yapmacık atmayın o kahkahayı...! Gerçi madem yalancısını sahtesini ayırt edemiyormuş beyin, vazgeçtim atın ya da...
Ay! Ne bileyim işte yeter ki gülünde. Nasıl olursa artık...

Ayrıca aklıma gelen bir şey daha;

"Eğer siz olumsuz enerjiyle yüklü, yorgun, bitkin, mutsuz, huzursuz bir şekilde yemek yaptığınızda yemeğinizi yiyenlere de negatif elektrik yüklermişsiniz. "
Biliyor muydunuz?
Yaaa...Image Hosted by ImageShack.us

19 Nisan 2009 Pazar

Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek...!

Image Hosted by ImageShack.us


Bundan çoook sene evveldi blogcum... Bir kaç senelik evliyiz daha. Memlekete gittim. Yalnız ama... O zamanlarda eşimle ayrılırken tam bir Türk filmi sahnesi yaşanıyor her defasında...
Altı üstü 3-5 gün ayrı kalacağız, üstelik gittiğim yerde 60 km mesafe. Ama gelgelelim gönül ferman dinlemiyor. Nasıl zor ayrılıyoruz nasıl! Birde 1 haftalığına diye gidiyorum hep, kesin ertesi gün almaya geliyor. Hah ha! J Ama her defasında böyle, abartmıyorum.
Dolu dolu çantalarla gidiyorum. Bir haftalık giysi... Ertesi gün hiç birini açamadan geri dönüyorum... Hadi bilemedin 2 gün sonra damlıyor kocacım... Annemlerde akrabalarda alıştılar artık... "Bir hafta kalıcam, valla!" diyorum kimse inanmıyor... Birde pis pis gülüyorlar "tabii tabiii" diye...

O senelerde radyo dinlemek çok moda. Hele hele radyodan istek parça yapmak fiyuuu... Herkesin eğlencesi... Birbirine manalı mesajlar şarkılar yoluyla gönderiliyor. Akşamüzeri -işte bu ayrı kaldığımız memlekete gittiğim günün akşamında- birden radyoda adıma istenmiş bir şarkı çalmaya başladı. Heyecandan elim ayağıma dolaştı bir anda, nefesim kesildi... "Ay! beni mi dedi bu? Siz de duydunuz di mi?" Çığlık çığlığayım...
Şarkı bana yazılmış olsa bu kadar heyecanlanırım yani. O derece!

Sen gittin ya yaşantımın bir anlamı kalmadı
Sen gittin ya pencereme bir kez güneş doğmadı
Sen gittin ya senden sonra mutluluğum olmadı
Senle geçen günlerimin kıymetini bilmedim

Özledim teninin kokusunu özledim
Özledim sımsıcak nefesini özledim
Özledim sohbetini o sesini özledim
Gelmedin gözbebeğim can yoldaşım gelmedin...

Sen gittin ya gözlerimde yaşlar bir an dinmedi
Sen gittin ya ellerimden resmin bir an düşmedi
Sen gittin ya o gün bu gün inan yüzüm gülmedi
Senle geçen günlerimin değerini bilmedim...

Şarkıyı Selami Şahin söylüyor ama ben öyle bir havaya girdim ki sanırsınız MyHusband penceremin altında bana serenat yapıyor gitarıyla...
Aşkım benim için {T*****} radyosunun telefonunu aramış bulmuş şehirlerarası şarkı sipariş vermiş. Canım yaaa!
{Gülmeyiiin o zamanlar çok fiyakalıydı bu DJ'den-şarkı siparişi olayları... Hem Allahaşkına şimdi yok mu sanki? Sen o zamanı düşün işte, yeni yeni başlamış birde...}

Şehirlerarası diyince; Telefonda konuşurken "ne yiyorsun bana da veer" dedim diye telefonu kapattıktan sonra anında otobüse atlayıp bir gecelik yoldan gelmesini, sabah kapıyı açtığımda elinde o şakacıktan -sırf şımarıklık olsun diye- istediğim şeyle kapıda gördüğümdeki şaşkınlıkla dolu sevincimi, şokumu da başka bir postta anlatayım. Unutturmada!

Neyse şimdi bunlar nereden çıktı. Radyo dinliyordum mutfağı toparlarken. Bir şarkı çaldı.
"...Özledim o sesini nefesini özledim..." dedi... Aklıma geldi.

Hayatımızdaki o küçücük ama değeri büyük anlar.
Silinmiyor dimi? Seneler sonra bir yerde, bir anda; bir koku, bir şarkı, bir şey işte ufacık bir şey belki ama sizi o ana geri götürüyor... Mutlu ediyor.


Düğünümdeki 5 metreye yakın duvağımla baş etmek çok zor olmuştu. Birde hiç yerine oturmayan bir gelin olunca siz düşünün gerisini. İkide bir, birileri gelip bir yerlere sıkışan duvağımı kurtarmama yardım ediyor falan... O sırada salonda bangır bangır Erkin Koray'ın "Fesuphanallah" ı çalıyor bir gayret... Nakarat kısmındaki "Bıktım illallah" kısmını ağzımın içerisinde bir dertli mırıldanmışım ki solistle beraber, bir yandan duvağımı sıkıştığı yerden çıkarmaya çalışırken... Kameramanda o anı maaaşallah öyle süper yakalamış ki. İzleyenler bayılıyor her defasında. O bezmiş surat ifadem, mimiklerim, sesimdeki ton...
İnanmayacaksın ama şu anda da o şarkı çalıyor radyoda. Yoksa nereden aklıma geldi de şu araya sıkıştırdım sanıyorsun blogcum durup dururken bunu da.

Neye heves ettim bak şimdide. Ben şimdi çok yaşlanmış bir tonton olsaydım. Torunlarım olsaydı dizimin dibinde boy boy ve ben onlara anlatsaydım... Onlar dinleseydi... "Dedeniz bana çok aşıktı diye başlayıp, beni ne dillerle kandırdığını anlatsaydım. {Kendini beğenmiş n'olacak demeyin ama} "bende çok güzel kadındım ha!" deseydim..
Ben anlatsaydım, anlattıkça coşsaydım. Onlar dinleselerdi... Ağızları bir karış açık.
Yaşlılarda hep böyle anlatmaz mı ama zaten dimi? Hepsi çook güzeldir, yakışıklıdır geçmişinde. Kendine gerçekten güveneni de elinize sararmış, yıpranmış bir resim tutuşturur ispatlamak istercesine...
Bütün güzel çıkmış resimlerimi saklama hevesimde bu yüzdendir kim bilir? J

Şu anda çalan şarkı mı?
"Takvimlerden haberin var mı, geçiyor yıllar...?"
Vallahi de o, billahi de o...
Az daha durursam ve bu radyo çalmaya devam ederse bu post bitmeyecek anlaşıldı!
"Aah! Bu şarkıların gözü kör olmasın blog" :)

Gittim ben...
Bitsin artık bu post.

{Daha bir dünya işim var benim, şimdi dünyaya dön NRL... Haydi, iş başına. Marş marş}

Image Hosted by ImageShack.us

18 Nisan 2009 Cumartesi

Nankör çiçek... Part: 2

Image Hosted by ImageShack.us


Geçenlerde Sanseveria (peygamber kılıcı) çiçeğimle ilgili yazımda bir yorum almıştım ya. "Çiçeğin bir kökünü ayırıp dilek dileyerek dikiyorsunuz... " diye. Öyle yaptım bende.

İkisinin de yan yana koydum ama saksılarını... Ayırmışım gibi geldi ya üzüldüm. Yazık onlara, özlemesinler birbirlerini... Ağla
{Ayırmışım gibi mi? Resmen ayırdım yahu!}

Ara ara görüntülerim artık son durumları.
{Sizin de çok umurunuzdaydı sanki dimi? Hah ha!}

Image Hosted by ImageShack.us
Aaa birde şu var çiçekler demişken!

Image Hosted by ImageShack.us


Geçenlerde toplamıştım bu Leylakları...
Nasıl mis kokuyorlar bir bilseniz.

Diyorum ki "evde Leylak mı yetiştirmeli şu harika kokuya baksana?"
"Olmaz" diyor...
Olmazmış!


{Flash patlayınca korkudan bembeyaz kesildiklerine bakmayın siz aslında tamda leylak rengiydi renkleri... :) }

Image Hosted by ImageShack.us

İzle derim!

Image Hosted by ImageShack.us


Cumartesileri biz Tarihin Arka Odasına bakıyoruz.
Siz? Image Hosted by ImageShack.us

17 Nisan 2009 Cuma

Hafta sonu hikayesi...

Image Hosted by ImageShack.us

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.

Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemiş.

Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu, röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
"Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum" demiş.

"Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.

Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün
onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.

Adam buruk bir sesle "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.


Haftanın Sözü

"Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,

bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin."
Can Yücel...

Image Hosted by ImageShack.us

16 Nisan 2009 Perşembe

Objektifimden çıkanlar...

Gezdim, gördüm, çektim...

J



{Resimlerin üzerlerine tıkladığınızda birazcık daha büyür...}






















Image Hosted by ImageShack.us

13 Nisan 2009 Pazartesi

Böyle bir haftasonu!

Image Hosted by ImageShack.us

Hafta sonu kalktığımda üzerimde müthiş bir ağırlık vardı! "Ben seni hafifletmenin yolunu biliyorum aslında" diyip, kilerden başladım kendimden çıktım... Hafifletme operasyonu bittiğinde kapının önünde beş koca poşet atılacak eşya duruyordu! Gerçekten iyi geldi. Hafifledik hem ev hem ben...

O kadar işin arasında birde küçük bir enstantane yaşandı...
Koca bir koli. Yıllar öncesinden; İçi eşimle "fi tarihinde" birbirimize yazdığımız notlar, mektuplar, bizim için hatırası olan objelerle dolu. Asla atmaya kıyamadığım; "bu bana ilk hediyesi hayatta olmaz atamam! Bu kıyafet beni ilk gördüğünde üstümdeydi ı-ıh atamam! Bu o zamanki kullandığım parfüm şişesi dursun ne zararı var...! Bunu nişanlıyken ilk gelişinde getirmişti... Bu, düğün arabasında cama yazılan isim kağıtlarımız. Yerinde yeller esen çukulatanın kadife kutusu..."
Oydu buydu şuydu derken koca bir koli dolusu birikmiş, yıllardır oradan oraya bizimle taşınan eşya...
Atılır mı hiç? Hayatta olmaz tabi ki. Nasıl kıyarım! Onlar her defasında beni yıllar evveline götüren, sonra kendime getiren hayatımın detayları...

...
Image Hosted by ImageShack.us
Mektuplar...
Hele hele sevgiliden gelen mektup...
Her gün apartman girişindeki posta kutusunu yoklamak. O günlerdir yolunu beklediğin mektubu orada duruyor gördüğünde sevinçten kalbin pır pır çarpması, merdivenleri üçer beşer çıkıp nefes nefese okumak. Bir daha okumak, bir daha, bir daha... Ta ki kelimeleri tek tek ezberleyene kadar... Elinin dokunduğunu düşündüğün o kağıt parçasını koklamak. Öpmek...
Ne güzeldi!
"Öpmek" demişken öpücük kondururdum ben her mektubuma en sevdiğim rujumla... Birde yarım şişe parfüm sıkardım-ki ben koksun buram buram diye... Yemin ederim kaç sene sonrasında bile kâğıtta hala kokusu vardı ne kadar sıktıysam artık!

—MyHusband bak... Bak ta gör bana nasıl aşıkmışsın...! {Elimdeki mektubu gözünün içerisine sokarcasına uzatırken...}
Her defasında -hiç değişmeyen ama bile bile ondan söylenmesi beklenen- aynı cevap:
—Ben sana hala aşığım bitanem... İlk gün gibi bir şey değişmedi ki... {Bingo!}

Yere oturup bak sen bana ne yazmışsın, ben sana ne yazmışım diye okuyup okuyup kâh duygulanıp kâh güldüğümüz, kâh şükrettiğimiz bugünler için... Komik belki, bu anı kaçıncı defadır yaşadığımızı hatırlamıyorum bile... Güzel olanı her defasında sanki ilk yaşanıyor gibi olması... Birde kalbimi titretmesi o ilk gördüğüm gün gibi...

Şimdi her şey gibi aşklar bile teknolojik. Robotlaşmış gibi... Ruhsuz!
Aman tamam canım "Nerdeee o eski günler" muhabbetiyle bağlayacağım konuyu evet...

Ama şunu düşünmeden de yapamıyorum işte; Ben geçmiş yüzyıllarda gelecekmişim dünyaya! Şimdi değil!

"Ömrümce hep adım adım her yerde seni aradım..." diyerek anlatmalıyım aşkımı...
"Yakalarsam much much" hiç değil...

İlişkilerdeki duygusuzluğu gördükçe böyle düşünüyorum... Elimde değil!



Sonuç olarak:
Ne yaşadığından çok; Neleri biriktirdiğindir önemli olan!

Günün tamamlanmış projesi:
Bahar temizliği de aradan çıktı!

İç ses:
{Uff amma yorulmuşum ben!}

Image Hosted by ImageShack.us

10 Nisan 2009 Cuma

Hangi Aşk Şarkısını Siz Yazmalıydınız?

Image Hosted by ImageShack.us

Kesinlikle şiir yazma gibi bir iddiam yok, kabiliyetimse hiç yok... O başka bir şey!
Çok beğendiğim bir şarkı sözü ya da şiir gördüğümde hep kıskanarak bakmışımdır... -Bunlar benim aklıma neden gelmiyor- diye... Dedim ya bu başka türlü bir yetenek. Allahın bir lütfu... {kıymetini bilin}

Bir test gördüm -siz şarkı sözü yazsanız bu hangisi olurdu- diye..?
-Dur bakalım benden neler çıkacakmış- dedim merak ettim...
"Orhan Gencebay'dan bir şarkı çıktı... "
Şarkıya baksanıza;

"Beklemek ibadet gitmek ölümdür
Burası mabedim burası dünyam
Bırakıp gidemem burada leylam
Ahh bir garip mecnunum yücedir sevdam
Beklemek ibadet gitmek ölümdür
***

{
Vaaayt! yazsam iyi damar şarkı yazacakmışım demek ki!}

Peki siz neler yazar mışsınız denemek ister misiniz?
Şuradan alayım o halde sizi...

Image Hosted by ImageShack.us

Akiği maviyle buluşturma projesi...

Kafamda Akiğin maviyle buluştuğu bir kolye hayali vardı. Kafamda vardı var olmasına da istediğim gibi bir model hiç bir yerde yoktu.

Bazen hayalleri gerçekleştirmenin en kısa yolu işe el atmaktır...



Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us



Image Hosted by ImageShack.us

09 Nisan 2009 Perşembe

Fazla Adrenalin beni bozar!

Ortaokuldayken ayrı ayrı dönemlerde Basketbol, Voleybol, Hentbola yazılmıştım.
{Bi dakka bi dakka cümlenin sonunu okumadan acele etmeyin... Tüm bunları oynadığımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz}
Gittiğim günün ertesinde ortadan kayboldum. Topun peşinde koş koş koş... Hopla zıpla... Düş kalk... Omuz at, çelme tak... Cıks! Anladım ki spor bana göre bişi değil...
Birde ilkokulda koşu maceram var ki evlere şenlik! Hala herkesin dilinde... Geçen kuzenim aradı gülmekten konuşamıyor... Neymiş? Haberlerde koşuda bayılan bir kız görmüş... Aklına gelmişim...

J



Sadece bunlar değil; Düşünüyorum da bulamıyorum, sporun hiç bir tarzından hoşlanmıyorum ben.
Değişik olanlarını da sevmiyorum hani snowboard, su kayağı, atletizm, dağcılık, tenis vesaire.
Yapamayacağım gibi seyretmekte zevk vermiyor. Çok sıkılıyorum.

Heyecanın fazlasını sevmiyorum ben galiba. Galibasını çıkarmalı bu cümleden. Hakikaten fazla oldu.
Evet, sevmiyorum. Kesin ve net...

Lunaparktaki hiç bir şeye bindiremezsiniz beni mesela. Bir kere bindim çığlık atmaktan sesim kısıldı. Görevlinin Erol Taş olanı da bana denk geldi! Adam sadist midir nedir ben bağırdıkça güldü, benden çok o eğlendi...

Aqua parklardaki kaydıraklara bile binemem. Tüm şaka yapası gelenler beni mi buluyor bilmem ki? Oradaki görevli de tam benim bindiğim botu son anda - güya espri olsun! diye- bir anda geri çevirdi. 100 metre yükseklikten geri geri ve tam surat inmek zorunda kaldım. Yine attığım çığlıkların haddi hesabı yok. İlk ve son binişim olmuştur o da.Image Hosted by ImageShack.us
Özetle; Bana şaka yapılmasından da hoşlanmıyorum.




Nasıl?
Oradan bakınca çok mu sıkıcı, fazla mı dingin gözüküyorum?
Böyleyim işte, dahası var; gerilim filmi izleyemem sevmem, denizin dalgalısını, havanın rüzgarlısını, insanın yüksek sesle konuşanını, fazla hareketlisini de...






Egzersizler ve yürüyüş spor sayılır mı?

Hareket namına sevdiğim bir şey buldum da!Image Hosted by ImageShack.us

08 Nisan 2009 Çarşamba

Renkler çıldırmış!



Hafızam beni yanıltmıyorsa birde 80'lerde modaydı bu renkler!
Şu müthiş(!) moda editörlerince tarihe damgasını vurmuş seksenlerden bahsediyorum.J

Renk konusunda çok fazla cesur değilim. Birazda fazla takıntılıyım galiba. Bir renge takmışsam iyi ya da kötü farketmez... O öyle gidiyor...
Mesela uzun bir süre önce hardal rengi bir kıyafet almıştım... Kıyafet hoş bir şeydi ama ben bu kıyafet üzerimde iken çekinmiş olduğum bir resimde farkettim ki bu renk bana hiç yakışmamış... Beni müthiş solgun göstermiş. Bir daha o elbiseyi üzerime giymediğim gibi. O günden beride rengi hardal olan hiç bir şey almadım.

Turuncu, yeşil, sarı çok fazla tercih etmediğim renkler...
Bunun yanında; Kahverengiyi, pembeyi, vişne kırmızısı, turkuaz ve moru ise müthiş seviyorum.
Siyah ve beyazı renk skalasında çok ayrı bir yerde tutuyorum. Onlar tüm zamanların modası geçmeyecek asil renkleri.

Renkler demişken onlarında eşleri olduğunu biliyor muydunuz?

Kim kimin eşiymiş bakın bakalım...
Mor ve sarı
Etkisi: Mor ağırlıklıysa asalet / sarı ağırlıklıysa özgürlük

Mavi ve turuncu
Etkisi: Mavi ağırlıklıysa huzur / turuncu ağırlıklıysa enerji

Yeşil ve pembe
Etkisi: Yeşil ağırlıklıysa uyum / pembe ağırlıklıysa sıcaklık

Kırmızı ve turkuaz
Etkisi: Tutku

Çivit ve portakal
Etkisi: Sezgi


Renklerle ilgili daha fazlası ise burada.



Image Hosted by ImageShack.us

Enerjisi ( - )' lerde bir gün...

Image Hosted by ImageShack.us
Bugün evde yaşam belirtisi gösteren her şeyde bir gariplik vardı.
Her zamanki radyo frekansları çalışmıyordu.
Su tazyiksizdi...
Sigorta attı.
Üç gündür de banyo tavanı akıyordu zaten.

Bana gelince (hayır olsun diyin lütfen!) feci rüyalar gördüm. Yusuf yusuf geziyorum...


Fonda bir bu müzik eksik...!


Lauries Theme - Anthony Chase



İki seçenek:
→Ya yan gelip yat günü öldür,
→Ya da bi an evvel çık havanı dağıt!Image Hosted by ImageShack.us

Okuyucuya notlar!

Image Hosted by ImageShack.us


♣Ahensaaa nerelerdesin? Gözlerim aramıyor sanma...! Özledim de...

♥Uzun süredir sessiz takiplerini itiraf eden sevgili okuyucuma sevgiler:)

Bloğum için 'iğreeeaaanç bir blog' şeklinde mail atan şahısada ne diyeyim bilmem ki? Kendi diyen kendi olur :)

◊Dilek'cim Yves Rocher ürünlerini evet çok seviyorum... Daha çok doğal olduğuna inandığım için. Güzel düşünce ve teklifine teşekkürler... Burada daha indirimli demişsin ya cidden merak ettim çok mu kazıklanıyoruz? :) Fransaya sevgiler, öpücükler...

♣Bu arada diğerlerinide es geçmeyelim hergün mesaj bırakan mail atan güzel dileklerini bırakan onlarca kişiye teşekkürler tekrar...

♥Beni 'Nuray sayarı' ile karıştıran okuyucular, değiliim, değilim, değilim... Valla değilim.


♦(zaten şu mailler+mesajlar olmasa, birde sayaç günlük 500 üzeri ziyaretçiyi göstermese kimse bloguma uğramıyor, kendim yazıyor/kendim okuyorum diye düşünüceğim... Bu kadar 'yorumsuz' bir blog olur var ya!
Demeyim demeyim diyorum ama olmaz ki canım iki çift lafta siz edin di mi? Aaa... kızdım şimdi bak :)


Image Hosted by ImageShack.us

07 Nisan 2009 Salı

Şimdi Trençkot zamanı...

Üstteki pembeyi ve alttaki siyahı attım gitti sepete...


Image Hosted by ImageShack.us

Safari Modası

Bayan olup da her hangi bir hayvan desenine takık olmayanımız var mı merak ediyorum?
Kimimiz leopar, kimimiz zebra, kimimiz yılan derisi...

Bende seviyorum. Ama daha çok detaylarda. Ufak ayrıntılarda.

Öyle baştan aşağıya bürünmekten hoşlanmıyorum. Belki bir kemer ya da bir toka. Belki bir fular... Ayakkabı, çanta ya da... Ama sadece birisi... Baştan aşağı değil. Çantayı takmışsam koluma, elbisenin de leopar olmasına lüzum yok.
→Gözümü yoruyor fazla kullanılınca bir.
→İkincisi de dozu kaçınca cidden çok rüküş oluyor.

Sadede gel...
Safari modası.
Hayvan desenleri yine her zamanki gibi modaymış yani!

Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us


KaynakImage Hosted by ImageShack.us

06 Nisan 2009 Pazartesi

Masa düzenlemesi özen ve incelik ister!

Bu sıralar "yemekteyiz" tarzı programlarla gündeme gelmiş olsa da sofra kültürü oldum olası çok önem verdiğim değerlerden.

Aile bireyleri eksiksiz olarak yemek saatinde masada olmalı, ayaküstü atıştırmalarla öğün geçiştirilmemeli, masa düzeni kesinlikle göz zevkime de hitap etmeli... Yemekler de mutlaka ve mutlaka birbiriyle uyum içerisinde olmalı... Vesaire.
Bizim evin olmazsa olmaz, tarafımdan konulmuş kuralları. Aslında buna kural mı demeli bilemiyorum ki...? Bana göre hiç bir şey özensiz olmamalı... Resmiyet boyutunda yaşamaktan da söz etmiyorum tabi ki ama keyfini çıkararak yapılmalı her şey.
Mesela, bayılırım yemek sonrası yerinden kalkmadan yapılan masa üstü sohbetlere...


Neyse lafı nereye getireceğim ben;
Masa düzenlemesinden sofrada görgü kurallarına kadar faydalanabileceğiniz çok detaylı arşiv değerinde bir yazı... İnternetten değişik sitelerden topladım ve tamamı alıntı.
{Baştan söyleyeyim de sonra yazı sahiplerini kızdırmayalım dimi? Yalnız ne zamandı, nerelerden aldım gerçekten hiç ama hiç hatırlamıyorum.}
Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us

ZİYAFET MASASI


Masaya pastel rengi keten, beyaz keten, nakışlı keten veya dantel örtü konmalıdır. Çok renkli alacalı örtü seçimleri ağır davetler için uygun değildir. Masaya konan örtü 30.cm.'den fazla sarkmamalıdır. Oturan kişilerin ayaklarına dolanacak şekilde abartılı bir uzunlukta olmamasına dikkat etmek gerekir. Masa'da "uyum" çok önemlidir. Yemek takımları, bardaklar, örtü ve diğer gereçler "uyum" içinde olmalıdır. Uyum sofranın ortasına yerleştirilecek bir tanzimle daha da çarpıcı bir hale getirilir. Burada, seçilecek çiçekler bile mümkünse yemek takımlarınızla ve masa örtüsüyle uyum içinde olmalıdır. Bir renk armonisi yaratmak özenle hazırladığınız bu daveti daha da hatırda kalıcı yapacaktır.

Vereceğiniz menüye uygun olarak tabakları yerleştirmelisiniz. Şayet; menüde çorba yer alıyorsa, o takdirde düz yemek tabaklarının üzerinde çorba tabakları yer almalıdır. Eğer çorba menüde yer almıyorsa o takdirde ordövr servisi için düz ve büyük tabaklar yerleştirilmelidir. Tabakların yerleştirilmesi menüdeki düzenlemeyle paraleldir.

Sofranızı hazırlarken "peçeteler" özenle katlanmalı ve yerleştirilmelidir. Değişik şekillerde katlanan peçeteler, isteğinize göre yine yemek takımlarınıza uygun halka biçimde bir peçetelik arasına konarak da sofralarda yerini alabilir.

Peçete katlama stilleri:
Kare:
Peçete her yönde bir kere katlanır. Sonra "kare" şekline getirilir.
Üçgen:
Peçete önce "kare" şekline getirilir. Sonra, aksi köşeler birleştirilerek "üçgen" şekli verilir.
Koni:
Peçete önce "kare", sonra da "üçgen" şeklinde katlanır. Dışarıda kalan uç "dik" duracak şekilde olmalıdır.

Çatal, kaşık ve bıçaklar:
Kullanış amaçlarına göre, dıştan başlayıp içe doğru gelecek şekilde yerleştirilir. Tabağın sağına kaşık ve bıçak, soluna ise çatal konur. Bıçağın ağzı tabağa dönük olmalıdır.

Tabaklar:
Servis tabağı, yemek tabağı, salata tabağı ve ekmek tabağı kullanılmalıdır. Ancak yukarda da bahsedildiği gibi yemek menüsünde yer alan yiyeceklere göre uygun tabaklar ilave edilebilir.

MASAYA KONAN TAKIMLARIN YERLERİ
Yemek çatalı: Tabağın solunda.
Yemek bıçağı: Tabağın sağında.
Yemek kaşığı: Tabağın sağında, bıçağın dışında.
Balık çatalı: Tabağın solunda, çatalın dışında.
Balık bıçağı: Tabağın sağında, yemek bıçağı dışında.
Meze çatalı: Tabağın solunda, diğer çatalların dışında.
Meze kaşığı: Tabağın ön kısmında.
Çerez ve pasta çatalı: Tabağın ön kısmında, sapı sola doğru.
Çerez ve pasta bıçağı: Tabağın ön kısmında, keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru. Çatalın yanında.
Su bardağı: Tabağın sol ön kısmında
Şarap bardağı: Su bardağının sağında.
Rakı bardağı: Su bardağının yanında.
Tuz, biberlik: İki servis tabağı arasında.
Yağ, sirke: Sofranın ortasına yakın.
Hardal ve diğer soslar: Yağ ile sirkeye yakın.
Yağ tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde.
Salata tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde.
Meyva tabağı: Ortada.
Ekmek tabağı: Ortada.
Çiçek tanzimleri: Masanın ortasında.
Peçete: Servis tabağının solunda.
Image Hosted by ImageShack.us
YEMEKLERDE UNUTULMAMASI GEREKENLER
Yemek süresince dikkat edilmesi gereken bazı davranışlar vardır; bunlardan bazıları...
Tabakta yemek bırakmak pek hoş bir davranış değildir. Ekmeğin ufalanarak yenmesi, yemeğin koklanarak adeta "test" edilmesi, masada saç taramak, makyaj tazelemek, elleri masanın altında tutmak, masada şampanya patlatmak, kürdansız ve aleni bir şekilde diş karıştırmak, sesli bir biçimde burun temizlemek, ev sahibinden önce yemeğe başlamak ve masada kültablası konmamışsa ısrarla sigara içmeye çalışmak, puro vb. herkesce hoşlanılmayacak tütünleri müsaadesiz içmek ve yemek devam ederken izinsizce sofrayı terk etmek, abartılı gülmek veya uzun sıkıcı konuşmalar yaparak diğer konukları rahatsız etmek yapılmaması gereken davranışlardandır.

SERVİS KURALLARI
  • Servisi evin hanımı yapıyorsa, sağında oturan bayandan başlanır.
  • Servisi garson yapıyorsa, servise ev sahibinin sağında oturan bayandan başlar, soldan devam eder, en son ev sahibine servis yapar.
  • Garsonun elinden hiç bir şey alınmaz. Garsondan bir şey istenecekse alçak sesle istenir.
  • Tatlı servisinden önce masa temizlenir.
  • İçki istenmediği zaman açıkça söylenmelidir. Kadeh el ile veya ters kapatılmaz.
  • Servisler yapılırken ısrarcı olunmamalıdır. Ancak; yemeğin niteliğine göre serviste 2. kez istenip istenmediği kişilere sorulabilinir.


  • GENEL SOFRA ADABI

    İçinde yaşadığımız toplumlarda, herkesin uyması gereken "Görgü kuralları" vardır. Toplumda sevilen, sayılan, aranan ve sözü geçen bir insan olmamız bu kuralları tam olarak bilmemize ve uygulamamıza bağlıdır. Özellikle Sofra adabı, kültürü görgü kurallarının önemli bir yerini oluşturur.

    Bu kuralların bazıları şunlardır;

    a) Bıçak sapından, işaret parmağı kesici kısmın sırtına uzatılarak tutulur. Bıçağı, ağıza koymak ayıptır. Bazı kişiler yanlış olarak peynir yerken bıçağı ağzına götürmeyi huy edinmişlerdir. Ekmek de hiçbir zaman bıçakla küçük lokmalara ayrılmaz. Bıçak ekmeğe sürülerek temizlenmez. Gümüş bıçak yalnız meyve yerken kullanılır. Gümüş ve çelik bıçakları ayırmakta yanılmamalıyız. Gümüş bıçak daha parlak olur.

    b) Çatal, et yenilirken sol elde tutulur, bıçak ise sağda tutulur ve eti keser. Sebze yendiğinde çatal sağ elde tutulur yada tekrar sol elde tutularak sağ eldeki bıçakla sebzeler onun üzerine itilir. Çatal yere düşer ise, bir yenisinin gelmesi beklenmelidir veya yenisi istenmelidir.

    c) Çorba kaşığının kullanılması ülkeden ülkeye değişmektedir. Fransızlar çorbayı kaşığın ucu ile içerler. İngilizler ve Amerikalılar kaşığın yanı ile içerler. Her ikiside uygulanabilir. Çorba içildikten sonra kaşık yere konmaz, doğrudan doğruya tabağın içine bırakılmalıdır.

    d) Peçete, tam olarak açılmaz uzunlamasına dizlerin üzerine serilir. Peçeteyi göğse takmak, yeleğe geçirmek ayıptır. Yemek bittikten sonra peçete toplanıp katlanmadan tabağın yanına bırakılır. Eğer bir bayanın peçetesi yere düşerse, hemen yanında oturan kişi (bay) peçeteyi yerden hemen kaldırmalıdır. Bir şey içerken ağzımızı önce silmemiz gerekir. Dudaklarımız bardağın üzerinde hiç bir iz bırakmamalıdır. Ses çıkarmadan içmeyi öğrenmeliyiz. Bir kerede bardak boşaltılmamalıdır.

    Sofra ve yemek görgüsünde, sunulan yemekleri belli yöntemler çerçevesinde yiyebilmek, öğrenilmesi gereken önemli bir noktadır. "Her yiğidin bir yoğurt yemesi vardır" atasözü hiçbir zaman uygulanamaz. Tersine, her yemeğin belirli bir yenme biçimi vardır. Bu kurallara örnek verecek olursak;

    PİLİÇ:
    Piliç,daima çatal ve bıçakla yenir. Kemikleri hiçbir zaman ağıza götürülmez. Etler bıçakla, kemikten ayrılır ve çatalla ağıza konur.

    BALIKLAR:
    Önce baş çıkarılır. Sonra da çatal ve balık bıçağı ile baştan kuyruğa doğru ikiye ayrılır. Sonunda bıçağın ucu ile kılçık tamamıyla ayrılıp çıkarılır. Ayrılan kılçıklar tabağın içine ya da tereyağı tabağına konur. Etli kısmı çatal ya da bıçakla ufak parçalara bölünerek yenir. Eğer bunların arasında küçük kılçık parçaları kalmışsa bunları ağzımızdan parmaklarımızın ucuyla çıkarmalıyız. Çok küçük balıklar (gümüş v.b) başı ile beraber çiğnenerek yenilir.


    MAKARNA:
    Makarnayı İtalyan usulü yemek için; çatal ve kaşık kullanılır. Kaşık sol elde tabağa dikey yakın bir şekilde tutulur. Sağ eldeki çatal ile bir kısım makarna alındıktan sonra dişleri kaşığın iç yüzüne dayanmış olan çatalı çevirerek makarna iyice çatala sarılmış olur ve bu şekilde ağıza götürülür. Alışılmış yeniliş tarzında ise; makarna, çatal ve bıçakla küçük kısımlara ayrılır ve çatala alınarak ağıza konulur.

    İSTAKOZ VE YENGEÇ:
    Küçük kıskaçlar sofrada bir ceviz çekici ile kırılıp elle ayıklanır. İstakoz ve yengeç özel takımla yenir, fakat bunların bulunmadığı zaman, balık takımı kullanılabilinir. Ayıklanmış olan et, eritilmiş tereyağına, mayoneze ya da özel olarak hazırlanmış salçaya batırılıp yenilir.

    İSTİRİDYE:
    Sol el ile tutulur ve özel istiridye çatalı ile et kısmı kabuktan ayrılır. Arzu edilirse salçaya batırılabilinir ve bir lokmada ağıza konulur.

    SANDVİÇLER VE KANEPELER:
    Çaylarda ikram edilen küçük sandviç ya da kanepeler elle yenilir. Eğer çok ufaksalar bir lokma halinde ağıza sokulur. Daha büyük ve bir iki tabakalı sandviçler ise çatal ve bıçakla yenilir.




    SOFRADA MEYVE YEME İNCELİKLERİ

    ELMA, ARMUT:
    Helezoni olarak soyularak ya da dört parçaya ayrıldıktan sonra ayıklanarak elle ya da meyve çatalı ile yenir.

    MUZ:
    Samimi bir ortamda: Muz kabukları alt ucuna kadar soyulup orada bırakılabilinir. Tamamı ile soyulup atılmaz.
    Resmi bir ortamda: Kabuklar tamamen çıkarılır ve meyve bıçağı ile kesildikten sonra ağıza götürülür.

    KAYISI, ERİK, KİRAZ:
    Bir ya da iki lokmada yenilir.Çekirdek ağızda ayıklanıp avuca alınarak tabağa konulur .

    ŞEFTALİ:
    Yarma şeftali: ikiye bölünerek kolayca çekirdeği çıkarılır ve yenilir.
    Yarma olmayan şeftali: Dörde ayırılıp kabuğu soyulduktan sonra bıçakla küçük parçalara ayrılarak çatal ile yenilir.

    PORTAKAL:
    Helezoni olarak soyulur ve dilimlere ayrılıp tabağa konulur, dilimler küçükse bir lokmada, büyükse kesilerek el ya da meyve çatalı ile yenilir.

    KAVUN:
    Dilimlere ayrılarak tabağa konulur. Dilimler bıçakla ufak lokmalara ayrılır yada kaşıkla yenilir. Eğer üzerinde çekirdek var ise bunlar ağızda ayıklanır ve avuç içine alınarak tabağa konulur.

    ÇİLEK:
    Sapları daha önceden çıkarılmış küçük çilekler kaşıkla yenilir.
    Bunların üzerine toz şeker ekilir ya da krema konulur. Fakat büyük çilekler bazen sapları ile sofraya getirilir. Bu takdirde saptan tutup şekere batırmak ve ısırıp yemek gerekir. Elde kalan sap, tabağa konulur.




    YEMEK MASASI DÜZENİ

    Tabaklar aile sofrasında yada yakın dostlara, samimi konuklara verilen davette kullanılandan ayrı, daha büyük daha kıymetli porselenden, renkli yada kenarları yaldızlı olmalıdır.

    Tabağın, sağına bıçaklar ve kaşıklar, soluna ise çeşitli boyda ve kullanılma yeri değişik çatallar yerleştirilir.

    Bunların oyuk tarafları hep yukarı doğru konulmalıdır. Takımlar birbirinden ve tabak kenarlarından birer santim uzakta bulunmalıdır.Her bir takıma üçten fazla çatal ve bıçak konulmaz. Yemek süresinde gerektikçe yenileri konulur.

    Bıçakların üst tarafına sağa doğru bardaklar dizilir. Bardaklar hep aynı örnekte olmalı ve sağdan sola doğru, en büyüğünden küçüğüne doğru gitmek üzere dizilmelidir. Değişik boydaki bardaklar; su, şarap ve içki çeşitleri içindir. Aile sofraları dışında şaraba su katmak ayıptır.

    İçme suyu,sürahilere konulur, maden suları ise kendi şişeleri ile sofraya getirilir.

    Bira, kristal kaplara konarak sunulur. Kırmızı yada beyaz adi şaraplar ufak sürahiler içinde, herkesin sıkılmadan kullanabileceği sayıda sofraya konulur. Özel ve pahalı şaraplar şişelerinde saklanır; fakat hiç bir zaman sofrada bulundurulmaz

    SOFRA GÖRGÜSÜ

    Herkes yerli yerine oturduktan sonra, konuklar kendilerine ait tabağın içindeki peçeteyi alıp açar ve dizlerinin üzerine koyarlar. Birçok kimseler sabredemeyip henüz yemek gelmeden bir ekmek koparıp ağızlarına atarlar. Bu terbiyesizce bir davranıştır.

    Servis şu sırayı izleyerek yapılır;

    1-Ev sahibi bayın yanında oturan bayan
    2-Solundaki bayan
    3-Öncelik sırasına göre diğer bayanlar
    4-Ev sahibi bayan
    5-Onun sağındaki davetli
    6-Solundaki konuk
    7-Onu izleyen baylar
    8-En sonrada ev sahibi bay

    Her erkek, yanındaki bayanla arasıra nazik ve neşeli konuşmalar yapar;onu bırakıp başkaları ile fazla ilgilenmez. Yeri gelince elbette sohbete karışır. Sofra başında din, politika gibi ağır konular işlenmez, daha çok eğlendirici ve herkesi ilgilendirici konulara değinilir.

    Yanımıza düşen bayanlara ayrıca hizmet etmemiz gerekmez; bu ödevi hizmetçiler yaparlar. Terbiye kusurları sofrada pek çabuk göze batar; onun için her davranışımızı kontrol etmemiz gerekir.

    Büyük tabaklarda sunulan et yemeklerinden en iyisini seçip çıkarmak doğru değildir. Kesilmiş ve dizilmiş et parçalarından sırayı bozmadan birisi çıkarılmalıdır. Tavuk ve benzeri yemeklerden sevdiğimiz parçayı seçip almak hakkımızdır, fakat bunu yaparken çok oyalanmamalıyız. Bir kez alınan parçayı bırakıp yenisi ile değiştirmek terbiyesizliktir.

    Sunulan yemeklerden birini yemek istemezsek "Teşekkür ederim" diyerek uzak durmak yeter.

    ASLA VE ASLA YAPILMAYACAKLAR

    • Ev sahibesi davet etmeden sofraya oturulmaz.
    • Bayanlara oturmaları için yardım etmemek. (sadece iki yanınızda oturacak olanlar )
    • Ev sahibesi yemeğe başlamadan başlanmaz.
    • Çorba sıcaksa üfleyerek soğutulmaz.
    • Yerken ağız gürültüsü çıkarılmaz.
    • Sunulan tepside önüne isabet eden parça alınır, asla seçilmez.
    • Tabağa büyük miktarda alınmaz.
    • İkinci bir kere yemek teklif edilmez ise istenilmez.
    • Dirsekler masa üstüne, eller masa altına koyulmaz.
    • Ağız dolu iken konuşulmaz.
    • Hızlı yemek yenilmez, yemeği diğer misafirler ile birlikte bitirmek esastır.
    • Konuşurken çatal bıçak ile hareket yapılmaz.
    • Çatal bıçak yalanmaz.
    • Ekmek ısırılarak koparılmaz.
    • İzin istenmeden masadan kalkılmaz.
    • Masa terkedildiğinde peçete katlanmaz.Olduğu gibi sandalyenin üstüne bırakılır.

    Görgü kuralları;

    Görgü kurallarına uymak diğer insanlara saygı göstermektir ve onların duygularına önem verdiğiniz mesajını göndermek demektir.


    Görgü kurallarının ne olduğunu tanımlamak zor ve akıl karıştırıcıdır çünkü kültürden kültüre hatta aileden aileye değişim gösterebilir. Dolayısıyla görgü kuralları üzerine genel bir fikriniz olması doğru adımları atmanız için bir temel oluşturacaktır.

    Bu yazı yemek, iş ortamı ve sosyal alanlarda ki temel görgü kurallarına dair özet kuralları kapsamaktadır.

    Yemek Yeme Kuralları –
    İster 7 aşamalı lüks bir yemek yiyor olun ister bir arkadaşınız ile yerel lokantada olun, görgü kuralları herkesin yemekten keyif almasını sağlar. İşte bazı öneriler:

    Masa düzeni

    • Bir kere çatal, bıçak yada kaşığınızı kullandıktan sonra masaya bir daha asla dokunmaması gerekir. Kullanılmış çatal, bıçak yada kaşık her zaman tabağın içinde tutulmalıdır.
    • Peçete yada çatal-bıçak konuşma sırasında sallanmaz (örneğin, konuşurken)
    • Peçete ile ağzınızı silmeyin sadece dokundurarak kurulayın.

    Yemekte davranışlar

    • Herkesin yemeği gelene kadar yada ev sahibi başlamanızı rica etmeden yemeğe başlamayın. İçeceğinizi istediğiniz her zaman içebilirsiniz.
    • Ağzınız açıkken yemeğinizi çiğnemeyin yada yemek yerken konuşmayın. Ağzınızı fazla doldurmayacak kadar küçük parçalar halinde yiyin.
    • Masada dik oturun ve dirseklerinizi masanın üzerine koymayın.
    • Çok hızlı yada yavaş yemeyin. Masadakilerin hızına uymaya çalışın.
    • Masada iken asla dişlerinizi karıştırmayın. Eğer çok gerekli ise tuvalete gidin.
    • Ekmeğinize yağ sürerken her seferinde küçük bir parça almaya özen gösterin ve her zaman önce tabağınıza alın sonra ekmeğin üzerine sürün.
    • Masadaki yiyecekleri uzatırken, her zaman sağınıza verin. Ekmek verirken kendinize almadan önce başkalarına önerin.
    • Yemekte sigara içmeyin, eğer masadaki kişiler ve restorant kuralları yasaklamıyor ise yemekten sonra içebilirsiniz.
    • Sofra takımı ve bardaklar üzerinde ruj izi bırakmamaya özen gösterin. Yemeğe oturmadan önce rujun fazlasını bir peçete ile alın.
    • Tadına bakmadan önce yemeğe tuz yada biber koymayın .

    İşyeri Görgü Kuralları

    İşyerinde ki kurallar birlikte çalıştığınız meslektaşlarınıza ve iş arkadaşlarınıza karşı saygı göstermek demektir. Ayrıca görgü kurallarına uymanız iş görüşmelerinizde yada iş başvurularınızda bırakacağınız etkiyi önemli oranda etkileyecektir..

    • Her zaman takdim edildiğinizde yada tanıştırıldığınızda ayağa kalkın.
    • Siz insanları tanıştıracağınız zaman daha önemli kişinin ismini önce söyleyin.
    • Telesekreterinize İsminiz, göreviniz, departmanınız ve ne zaman müsait olduğunuza dair kısa ve profesyonel bir mesaj bırakın.
    • Mesaj bırakırken isminizi ve soyadınızı, neden aradığınızı ve telefonunuzu bırakın.
    • Kıyafet kuralına uyun. Eğer belli bir kural yok ise üst düzey yöneticilerden örnek alın.
    • Bütün toplantılara tam zamanında gelin.
    • Toplantı sırasında kalemler, ataçlar yada diğer ofis araçları ile oynamayın.
    • Çok gerekmedikçe toplantı sırasında telefonunuzu kapalı tutun. Eğer kapatamıyorsanız o zaman kapının yakınına oturun böylece telefonunuz çaldığında sessizce dışarı çıkabilirsiniz.
    • Oturuşunuza ve duruşunuza dikkat edin —koltuğa gömülmeyin , sandalyenizde geriye yaslanmayın, yada kollarınızı göğsünüzün üzerinde kavuşturmayın.

    Sosyal iletişim kuralları

    İster manavda bir yabancı ile konuşurken ister bir arkadaşınız ile kahve içerken bütün insanlar saygı gösterilmesini hak eder.

    • İletişim hem beden hareketlerini hemde sözlü ifadeyi kapsar. Konuşurken karşınızdaki insana bakın ve kollarınızı kavuşturmayın (kızgınlık ifadesi).
    • Eğer utangaç biriyseniz bunu kabul etmekten ve söylemekten çekinmeyin. Dürüstlük insanların rahatlamalarını sağlar.
    • Normal hızda konuşun ne çok hızlı ne çok yavaş.
    • Karşınızdaki kişi üzerinde bıraktığınız izlenimi fazla düşünmeyin.
    • Konuşmayı bitirirken geçerli bir neden öne sürün ve kişi ile konuşmaktan keyif aldığınızı belirtin.
    • Karşınızdakine iltifate ederken içten ve samimi olun. Karşılaştırma yada değerlendirme yapmamaya özen gösterin; örneğin, "Kazağının ne kadar eski olduğu düşünülürse gayet iyi duruyor ."
    • İltifat aldığınızda fazla alçak gönüllü olmayın ve iltifatın gerekmediğini açıklamaya çalışmayın. Basit bir "teşekkürler" hem yeterli hemde kibarcadır.
    • Birisini eleştireceğiniz zaman karşınızdaki insanın duygularını göz önünde bulundurun ve kişi ile özel olarak konuşmaya özen gösterin. Yakıştırma yapmaktan kaçının ve sorunu kişiselleştirmeyin
    • Birisi sizi eleştirdiğinde sakin olun. Savunmaya geçmemeye özen gösterin. Eğer kişi sizi insanların içinde ve kabaca eleştiriyor ise içgüdüsel olarak reaksiyon göstermek isteyebilirsiniz fakat en iyisi basitçe "Düşünceni özel olarak bana iletmeni tercih ederdim" deyin.
    • Her zaman "Lütfen" ve "Teşekkür ederim" demeyi unutmayın
    • Öksürüken yada esnerken ağzınızı kapatmayı unutmayın ve hemen elinizi yıkamaya özen gösterin. Bu hem görgü kuralı hemde temizlik kuralıdır.

  • Image Hosted by ImageShack.us

    * Bu blogda Bahar çalışmaları yapılmaktadır *

    Şu güzelliklere bakar mısınız? Penceremin önüne işte şimdi bahar geldi...

    Bu çiçekleri hazırlayan dostumuza çok, çok, çok teşekkürler; milyon kere...
    Gerçekten çok güzel olmuşlar.

    Camın önünde çayımı, kahvemi içtiğim; dergilerimi, kitaplarımı okuduğum bir koltuğum var benim. O koltuğa yapıştım kaldım iki gündür.

    Çay, kitaplar, kahve bahane, çiçekler şahane...!

    J

    Image Hosted by ImageShack.us


    Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us


    PS:
    {Noel baba, bu işte bir parmağın var mı bilmek istiyorum? Ben sana böyle bir ricada bulunmuştum iyi hatırlıyorum. }

    Image Hosted by ImageShack.us

    05 Nisan 2009 Pazar

    Pazar konseri...

    Çukurova Senfoni Orkestrasından; Senfonik ilahiler...

    Tek kelime ile şahane bir konser!
    Kulaklarınızın pası silinecek...











    Image Hosted by ImageShack.us

    03 Nisan 2009 Cuma

    Hafta sonu tebessümü...

    Image Hosted by ImageShack.us

    Niye buna bu kadar güldüm acaba?

    Geçen gün havalı havalı konuya giriş yapıp, ne anlatacağımı unutmuş olmamdan dolayı öylece kalakalmamdan olabilir mi ?Image Hosted by ImageShack.us



    *Ah birde beni gülme krizine sokan başka bir şey: Esra Ceyhan'ın programındaki şu uçan adam...
    Adamın uçmasına(!) değilde, yanındaki konukların verdiği tepkiye gülmekten gözlerimden yaşlar geldi resmen...

    Image Hosted by ImageShack.us

    02 Nisan 2009 Perşembe

    Gereksiz bir post...

    Image Hosted by ImageShack.us
    Arkadaşıma göstermek için taktığım koca koca taşlardan oluşan Akik kolye boynumda kilitlendi kaldı... Uğraştım uğraştım çıkaramadım.
    Neyse zararı yok sonra çıkarırım dedim. Ertesi gün aniden evden çıkmam gerekti yine çıkaramadan bi telaş evden çıkmak zorunda kaldım.

    Eee ne var şimdi bunda, dimi?

    Zaten normalde bir Turkuaz, birde başka değerli taştan oluşan iki ayrı kolyem vardı boynumda, bir de bu etti mi üç...?
    'Deli kızın çeyizi' gibi dolanıyorum ortalıklarda...!

    İşin enteresanı görmediğim kadar insan görmem şu iki günde...
    Sanki; 1 Nisan şakası yapmışım gibi şaşkın şaşkın bakıyorlar suratıma!
    {O kadar zevksiz gözüküyorum yani gerisini sen hayal et...! }

    Amma velakin
    İşin görüntü kısmını geçersek;
    Bende diyorum üzerimdeki bu aşırı iyimserlik, sakinlik, rahatlığın sebebi ne?
    Meğer bundanmış.


    *E ötekileri çıkarsaydın madem demeyin sakın; Hayatta olmazsa olmazlarımdan!
    Turkuaz bir şey boynumda, bileğimde takılı olacak... İllaki... Takıntı mı? Evet...

    Böyle taşlara, objelere, bitkilere takık garip bir hatunum işte...!Image Hosted by ImageShack.us