29 Mayıs 2009 Cuma

Naftalinleyelimde mi saklayalım, yoksa...

Image Hosted by ImageShack.usÖyle eşyalar vardır ki atmaya asla kıyamazsınız... Sizinle oradan oraya sürüklenir durur... Onlardan ayrılmaya dayanamazsınız.
Sizin için hatırası olanlar her baktığınızda yüzünüzü gülümsetenler vardır ama bunların yanında her gördüğünüzde içinizi burkan acı bir tebessüm bırakanlarda...
İşinize yarayanlarda vardır... Gerekli gereksiz yer işgal etmekten başka bir işe yaramayanlarda!

İşte yıllar öncesinin Elele dergisinden not alıp sakladığım "hemen atmanız gerekenler ve daima saklamanız gerekenler" listesi...


Daima saklanması gerekenler:


*Gençken çekilen fotoğraflar... {Saklanması gereken şeylerin en başında gelmeli bana göre ve hatta mümkünse her sene mutlaka resim çekinilmeli... }

*Hiç kimseye anlatmamanız gereken sırlarınız. Ailenizden birileri ve en yakın arkadaşlarınız dahil... { Her şeyinizi herkesle paylaşmak zorunda değilsiniz bunu kafanızdan çıkarın bir kere bazı şeyler bırakın size kalsın... }

*Anne ya da annanenizden kalan mücevherler...

*en sevdiğiniz kitaplar, dergiler, gazete kupürleri

*İyi bir kuaför, jinekolog, temizlikçi kadınınız...

*En azından bir kere ciddi bir şekilde darıldığınız arkadaşınız. Çünkü kavgalar dostlukları güçlendirir. {İlle bir kez darılmak şart mı bilemiyorum :) ama dostluğuna inandığınız birinin elini tuttunuz mu bir daha asla bırakmayın kolay bulunmuyor!}

*Kendi adınıza açtığınız tasarruf hesabınız, dünya hali belli mi olur?

*Aileden kalan gayrimenkul

*Dişlerinize gözünüz gibi bakın yaşlılıkta ne demek olduğunu anlarsınız!
{Evet, Annem bu şıkkı teyit eder gibi çok sık tekrarlıyor bu cümleyi... Son zamanlarda dişleriyle ilgili bir sürü problem yaşadı da!}

*Ne kadar modası geçmiş olsa da içindeyken kendinizi iyi hissettiren kıyafetleriniz. {Moda umurumda bile değil zaten! Benim için önemli olan tek şey bana yakıştığına inanmam... Birde şık olmalı ama aynı zamanda içinde kendimi mutlaka rahat hissetmeliyim... }

*Çocukluğunuzda sizi olumlu olarak etkilemiş bir günden kalan kostüm, süsler vesaire... {Buna çok pişmanım işte şeker pembesi bir elbisem vardı bana çok yakışan, niye onu saklamamışım ki, ya da annemin hiç mi aklına gelmemiş ilkokulda giydiğim o boyumdan büyük içerisindeyken gözükmediğim lale kostümümü saklamak! :( }

*zaman geçtiğinde antika olacağınıza inandığınız eşyalar... {Dikkat edin de abartmayın! O lazım olursa, bu lazım olursa düşüncesi değil mi evlerimizi çöp ev haline getiren?! }

*Eski aile dokümanları şu an işe yaramıyor olsalar dahi...

*Eşinizin ilk hediyesi... { ne ilki? Hiç bir hediyesini -şu an üzerime olmasa dahi- kıyıpta atamıyorum ben... Bu yüzden koca bir kutum var benimle evden eve gezen }

*Söz nişan kıyafetleriniz.

*En sevdiğiniz parfüm.

*size uğur getirdiğinize inandığınız bir eşya!

*özel koleksiyonlarınız kasetler, kitaplar...

*Eski porselenler, fincanlar, tabaklar vesaire...

*Çocuk seven, bulaşık yıkamaktan gocunmayan ve sizi sadece hatırınız için öpmeyen bir erkek!

Korunması gerekenler listesine benim eklemek istediklerim...

*Sınırlarınız... İstemediğiniz noktada "Hayır" diyebilmek...

*Cildiniz! Sizin en değerli giysiniz! Bir ürün kampanyası reklamı gibi oldu:) Ama şaka bir yana cildinize iyi bakmalısınız iş işten geçmeden...

*Sağlığınız... İleriye dönük bedeninize yatırım yapmak!


Derhal atılması gerekenler!


*"Ben kimi kandırıyorum, asla isteklerime kavuşamam" düşüncesi!

*Ayakları sıkan ayakkabılar isterse Charles jourdan marka olsun!

*İnatla gardıropta duran ama asla giymeyeceğinize inandığınız giysiler..

*Gerçekten nefret ettiğiniz bir erkeğin aşk mektupları... {Hala duruyor mu yoksa ne ayıp! :)}

*Gerçekten çok çirkin gözüktüğünüz resimler { bu tip resimleri zaten anında yok ediyorum :) }

*Üzerinden beş günden daha fazla geçmiş aliminyum folyoda sarılı herhangi bir şey...

*Doğaya zarar veren her şey... plastik şişeler, torbalar vesaire...

*İyi şeyler sabredip bekleyenlere gelir düşüncesi

*Artık gerekmeyen telefon numaraları adresler...

*Nerdeyse bitmiş kurumuş kozmetik malzemeleri

*Gününü doldurmuş ilaçlar...

*Delik kaçmış çoraplar, eskimiş iç çamaşırları...

*Size değer vermeyen bencil her defasında kalbinizi kıran erkek arkadaşınız! :)


Benim listeye eklemek istediğim; bi an evvel atılması gerekliler...

*Keşkeler... Keşkeleri bi an evvel hayatınızdan çıkarın...

*Asla geçmişe takılıp kalmamak. Daima ileriye bakmak... Unutmayın "Her gün yeni bir başlangıçtır...!" :)

*Kötü enerji veren çevrenizdeki herkes! Özellikle sizi kıskananlar! Hayatınızdan çıkaramıyorsanız dahi uzaklaşın... Mesafe koyun.

*Sizde kötü anıları olan giysiler, eşyalar, objeler... { özellikle bunlardan bir an evvel kurtulmalısınız... }

*Sürekli negatiflik... Yaşama karamsar umutsuz bakmak...

Image Hosted by ImageShack.us

Her sene iki kez tekrarlanan arınma dönemlerim vardır... Evde ve kendimde gereksiz gördüğüm her şeyden kurtulma dönemleri...

Biri yıl başlarında; bu daha çok kendim için hayatımla ilgili yeni kararlar listesi, herşeyi sıfırlama... Kendimi yenileme, geliştirme vesaire...

Diğeri evim için; Unutmayın! Evlerimizde nefes almak ister... Özellikle bahara denk getiririm ki doğayla birlikte yeniden doğuş olsun diye... Ayrıcada; Gereksiz eşyalar evde olumsuz bir enerji alanı oluşturuyor gibi geliyor bana her zaman...

Evinizde adım adım Feng Shui Bahar Temizliği için şuraya bir göz atın...

Size de tavsiye ederim baya işe yarıyor kuş gibi hafifliyorsunuz...


Birde birçok kimsenin aksine antikaya düşkünlüğüm yoktur benim... Başkalarının daha evvel kullanmış olduğu bir obje beni rahatsız eder nedense! Onun ruh halinin kızgınlıklarının, korkularının, kötü enerjilerinin, en önemlisi kaderinin ona sinmiş olabileceği düşüncesidir belki de antikaya bu kadar uzak oluşumun sebebi...

Bu konuda daha önce okuduğum şu aşağıdaki yazı beni çok etkilemişti;

"Kullanılmış eşyalarda bayat enerjiler birikir. Dokunulmaktan dolayı kapı ve pencerelerde, koltuklarda, sandalyelerde, masalarda, yataklarda v.b. kullananların enerjisi siner. Bu eşyalar da nefes almalıdır. Aktardan alınacak kayatuzu soğuk suda eritilerek onunla tüm eşyalar ve döşemeler silinmelidir. Gelip giden misafirlerinizin bıraktığı enerjiler de bu yolla temizlenir. Antika seviyorsanız, daha önce kimin kullandığını bilseniz bile, antikalarınızı kayatuzu-su eriyiğiyle silerek veya ispirtoyla yaktırarak temizletebilirsiniz."
Image Hosted by ImageShack.us

Her zaman bu kadar şanslı olmayabilirsin!

Image Hosted by ImageShack.us



Dalgınlığıma geldiği için fark etmediğim, açık renkli çamaşırların arasındaki koyu renk çamaşırın {büyük bir şans eseri} diğerlerini boyamaması sebebiyle, üretici firmaya {Taç} üründeki kalitelerinden dolayı teşekkürlerimi borç bilirim...

J
{Fiyuuuu, ne uzun bir cümle oldu!}

Image Hosted by ImageShack.us




Bir alkışta,
Üç gün üst üste benimle inatlaşıp her seferinde ısrarla geri koymama rağmen bulaşık makinesinden kirli çıkmayı başarabilen tencereme...
Bu nasıl bir inattı ben anlamadım...
Sonunda kendini bana yıkattı!
Image Hosted by ImageShack.us

26 Mayıs 2009 Salı

Hayırdır inşallah!

Ouuww...

Fena yağmur geliyor anlaşılan!

Image Hosted by ImageShack.us

*Geldide!

Hem de ne yağmur...Image Hosted by ImageShack.us

24 Mayıs 2009 Pazar

Bana pembe begonyalar aldım çiçek pazarından :)

Image Hosted by ImageShack.us
İki sene falandır herhalde çiçeklere olan ilgimin geçmişi... Aslında bundan çok daha uzun yıllardır evimde bitki bulunduruyorum ama her birini sadece dekoratif amaçlı kullandığımı utanarak itiraf etmeliyim :(
{Sshh çiçeklerim duymadı bu son yazdığımı di mi?}

Bu sıralar daha yoğun bir şekilde çiçeklerle bozdum aklımı... Belki bunda sık sık yalnız kalmamın etkisi de vardır... Kendime oyalanacak bir uğraş olarak yönelmişte olabilirim. Bak bunda emin değilim işte...

Ruhuma nefes aldırıyor ama orası kesin...

Camın önündeki koltuğuma oturup bergamutlu çayımı yudumlarken seyrediyorum onları {ve evet, konuşuyorum onlarla üstüne birde:) } Daha evvelinde "çiçeklerinle konuşmalısın" dediklerinde "ne saçma karşılarına geçip {Sevgili çiçek, bugün bla bla bla.... } mı yapacağım yani? Yok, daha neler" derdim... Şimdi yapıyorum ve üstelikte içimden geliyor. Bazen bir çiçeğe göz kırparken yakalıyorum kendimi... Sabahları "günaydıın fıstıklarım" diyerek giriyorum salona... Evet evet, yapıyorum bakma şaşkın şaşkın... Çıldırmadım, valla!

Bu sıralar İnternetteki vaktimin çoğunu da çiçek sitelerinde geçiriyorum son zamanlarda... Tüm işime yarar gördüklerimi, Bloğuma {çiçek kategorisi bölümüne} ekliyorum unutmayayım diye...


...


{Sanki çok umurundaymış gibi} Sürekli durum raporu veriyorum telefonda MyHusband'a birde... "Sardunyam hastalandı. Şimdi, ilaçlandı, Yok yok şimdi daha iyi... Bi tane tomurcuk vermiş... Oleyy çiçek mi açmış ne...? Begonya aldım bugün... Evet evet, hem de pembe..."

Hah ha! Çokta umurunda değil biliyorum sırf ben ilgileniyorum diye yarım kulak dinliyor işte...
"Öyle mi... yaa! Hay Allah düzelir belki, üzülme" gibi! Teskin edici sözlerle dinlediğini göstermeyi de ihmal etmiyor kocacım...



Bazen düşünüyorum da insan ne kadar değişiyor zaman içerisinde değil mi?

İlgi alanları... Zevkleri... Sevdiği şeyler... Sevmedikleri...

Mesela; Çok önceleri çayımı porselen fincanda severdim oysa...

Şimdi... O bile değişti... Mutlaka cam bardak olacak. Ama mutlaka...



Bunlar yaşlanma belirtisi mi?

{ Evet'i cevap olarak kabul etmiyorum ona göre :) }


Image Hosted by ImageShack.us

*Benim salon bitkilerim;
Benjamin, Areca, Kauçuk, Yucca, Spathiphllum, Syngonium, bir tane palmiye cinsi tropikal bir bitki massangeana ve paşa kılıcı...
Çiçeklilerde;
Sardunya, Begonya, ceylangözü, gül, karanfil ve adını bilmediğim kırmızı çiçekleri olan bir çiçek :(
Evinde bu çiçeklerden olan deneyimlerini ve bilgilerini paylaşırsa mutlu olurum..Image Hosted by ImageShack.us

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Mazeretim var!

Image Hosted by ImageShack.us
Blogcum sen beni tanıdın artık...

Ne zamanki yazılarımın arası üç -beş gün açmaya başladı; Ben bir şeylerden sıkılmışım kaçmaya yer arıyorum demektir!
O günlerde muhtemelen her gün ben bu blogu kapatıyorumdur... Sözde tabii!

Hiç böyle bir teşebbüste bulunmuşluğum yok {şu ana kadar!} bloğumu kapatmadım hiç...Teoride her an olabilir ama pratikte imkansız gibi...
{blogcuya kızıp blogspota taşınmak sayılmazsa!}

Blogspota geçme diyince; Bahsi geçmişken yazmadan geçemiycem.Çook hoşuma giden bir anımdır bu.

O taşınma biraz mecburi olmuştu. Blogcuya girilemiyordu çünkü.
İşte bu yüzden; Ben geçmiştim oraya geçmesine de okuyucuya "Heey! Ben blogspottayım oraya gelin" bile diyememiştim.

Ama birçok okuyucum beni orada buldu biliyor musun blogcum? Şok oldum. Google searclerine baktıkça gülmekten bayıldım. Biraz da mest oldum.

"NRL blogcu. nerde?" yazıp aratan aratana... {Böylesine aranmak ne hoş}

Büyük çoğunluğu beni buldu velhasıl. Buldular bulmasına da ne onlar ne de ben alışamadık oraya... Şablon ilk başlarda beni çok uğraştırdı. Buraya benzetemedim bir türlü.
Hmm...Böyle sanki bir başkasının evinde emanet gibi durdum oradaki günlerimde.
Burası ilk göz ağrım. Bilirsin bende türünün son kalan vefa örneğiyim ya! İhanet edemedim. Düzelir düzelmez geri döndüm işte!

Neyse ne diyordum aslında ben...

Hepinizin olur bilirsiniz işte. Kaybolmak istemekten bahsediyorum. Bana da oluyor... Hatta sıkça.
Sırf burada değil normal hayatta da olur! {Normal hayat mı dedim? Bu neydi şimdi, burası anormal mi? Hah ha!}
Saklanmayı seviyorum ben... Çocukken de en sevdiğim oyun saklambaçtı zaten :) İkide bir annanemin naftalin kokulu dolabına girer saatlece oturur birilerinin benim yokluğumu fark etmesini beklerdim. "NRL nerde?" dendiğinde aman bir mutlu olurdum ki sorma!
-Oyunun hayal kırıklığı, kimsenin yokluğunuzu fark etmemesi saklandığınız yerde oflayarak geçen uzadıkça uzayan süredir. Çok sıkıcıdır! Hele birde o saklandığınız yerden kendi kendinize çıkıyorsanız piuuu! bundan kötü bir şey olamaz!-
Böööyle surat beş karış düşer!
-Ne oldu kızım?
- Bişi yok!!!!

Amaaan işte diyeceğim o ki bu sıralar yine biraz kaytarmaktayım. Farkındayım!
Ama mazeretim var... Asabiyim ben!


......Boş laf bunlar hepsi bahane
Halim ne kötü ne şahane...
Nedir bu böyle aynı hikaye
Suç kimde neden böyle?

Mazeretim var asabiyim ben!....


{Hah ha! Şarkılardan da asla vazgeçmem ama bak...}


Yok yok aslında asabi demeyelimde........... Bi dakka bi dakka saklanmayı seviyorum dedim beni bulmanı falan da beklemiyorum.... Öyle de demeyelim...

Amaaan bişi demeyelim boş ver! Dağınık kalsın.

Image Hosted by ImageShack.us
Ne alaka deme ama...

Şu bulut...

Image Hosted by ImageShack.us

Ne kadar yakındı bana...

Sanki parmaklarımın ucunda birazcık yükselsem dokunabilecekmişim gibiydi...

Ne güzeldi!Image Hosted by ImageShack.us

19 Mayıs 2009 Salı

Huzurun kokusu...

Image Hosted by ImageShack.us

Bi parçacık huzura ihtiyacım olduğunda ne yapıyorum biliyor musunuz?
Bir kalıp sabun alıp gözlerimi kapayıp onu kokluyorum...
Bildiğiniz beyaz sabun. Hacışakir... {Sshh... Burada marka vermek serbest miydi? }

Ne işe yarıyor derseniz? Buna çok bilimsel yanıtlar veremem ama bende işe yaradığı kesin!

Çocukluğuma mı dönmek lazım?

Sakın "önceki hayatında şöyle şöyleydin...." zırvalıklarına hiç girmeyelim... Reenkarnasyona da hiiç inanmam.

Bir kez baktırdım;

Önceki yaşamınızda kimdiniz. Nerde hata yaptınız? Bu yaşama neden geri gönderildiniz?

Ta taaam.

"El sanatları sanatçısıymışım. {sabun imalatçısı falan değil yani:) }
Peki, bilin bakalım nerede...? Yok yook durun hayatta aklınıza gelecek bir yer değil...

Sibirya... Gerçekten! {Kesin donarak öldüm. Kesin!}

"Sende hem inanmıyorum diyorsun hem de baktırıyorsun" dimi?
Bu ne perhiz... Dimi?

Pek esrarlı bir siteydi. Tesadüfen çıktı karşıma... Önce "hadi ordan" dedim. Sonra merak ağır bastı geri dönüp baktım...

İnandım mı? Tabi ki hayır!

"Hadi ordan" dedim çıktım...

Ay zaten konu o değildi oraya nerden geldim ki şimdi ben.

...

Sabun.

Huzur...

Çocukluğum...

Bilmiyorum, çocukluğumla ilgili beyaz sabunla bir bağlantı kuramadım şimdi.

Ama kokusu bana gerçekten huzur veriyor...

Vanilya kokusu ve lavantada alıyorum o huzuru birde...



Sizin de var mı böyle huzur veren kokularınız?


...


Bazen soruyorsunuz bu kadar senedir yazacak şeyi nerden buluyorsun diye.
Alın işte, bir beyaz sabunu bile yazı konusu ediyormuşum.

Hatta bir sineğe de kızıp ondan yazı yazmışlığım bile vardır yani...

J


Image Hosted by ImageShack.us

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Komşu tabağı!

Image Hosted by ImageShack.usHani yakınıyordum ya ben "ne biçim apartmansa bir komşu yok" diye...
Ben size söylemedim di mi?

Hah! Var çoktan... *Geç buldum çabuk kaybettim cinsinden olacak olan!

Bir beş dakika uğrayıp kahveler içerek apartmanın son dedikodularını yaptığımız...

Telefonları çaldırıp-ki sinyalleşme yöntemimiz bu oluyor-balkondan ayaküstü lafladığımız...

Hatta güzel bir şey pişirdiğimizde birbirimize gönderdiğimiz...

Sizin oralarda da vardır dimi böyle iki ev arasında mekik dokuyan komşu tabakları? Adettendir boş gitmez o tabak...
Hani, bir siz doldurursunuz o tabağı, bir komşu... İki ev arasında gideeer gelir.

Bak şimdi tabak dedim de aklıma geldi...

İkinci evimdeydi, yok yok üçüncüydü galiba... {Altıncı evimdeyim de şu an. karışıyor hal böyle olunca!}

Bir komşum vardı. Kulakları çınlasın{ Ne olacaksa çınlayınca!} Anacım yarışa girmişti resmen, tabağını götürüyordum aynı gün içerisinde geri geliyordu o tabak... Kabus gibi!

Eve, kendimize ne yapacağımdan çok, ne koyayım da ne götüreyim ben şimdi bu tabağa diye kara kara düşünür olmuştum.
-Revani? ı-ıh dün vermiştim, dolma iki gün önceydi, kabak tatlısı geçen haftaydı...-
Aa-aaaa.... Aaaaaa! Çıldırma noktası....
-Dursun, göndermiyorum işte ne yapayım canım- dedim sonra değişik bir şey yapınca veririm...
Yok! Ben durdum ama o durmuyor. Pes etmiyor... Başka başka tabaklar dolu dolu geliyor.
Kadın bunu görev edinmiş bir nevi kendine... Otomatiğe bağlamış resmen.
"Bu Nural hanımlara... Bu Sevgi hanımlara, bu bilmem ne hanımlara... Vesaire vesaire... Götür çocuğum!"
Çocukta elinde tabaklar bi aşağı bi yukarı vızır vızır...

Tabaklarla bozmuştuk aklımızı velhasıl.

Tamam, hergün eve güzel güzel mamalar geliyor bu açıdan bakınca ohh süper! Ama gelgelelim olayın, o tabağı hergün değişik bişilerle geri doldurup göndermesi gibi can sıkıcı bir boyutu da var!
Hmm! Bak birde şöyle bi durum daha var; biz iki kişiyiz benim tabağa iki şekerpare koysa da yeter ama onlar bir düzineler ben tepsinin yarısını onlara koymak zorunda kalıyorum her seferinde! Yaa!

Neyse, şakası bi yana çok iyilerdi ama... İlerleyen senelerde aramadım desem yalan olur ben o komşumu... Komşuluğunu...


Ne diyordum?
Komşuculuk oynamayı seviyorum ben...Her hâlükârda...

Herkesin kendi halinde olduğu kimsenin kimseyi tanımadığı apartmanları sevmiyorum! Yaşamıyor gibi geliyor öyle mekanlar bana! Ruhsuz ve soğuk...
{Gerçi vırt cırt saati belli olmayan kapıyı açmanızla paldır küldür içeri dalanından da hoşlanmam ya!}


Benim olduğum yerlerde; yeşillikler, bir su manzarası, birde insanlar. Ama sevdiklerim özellikle... Mümkünse!

Birinden biri eksik olunca puzzelin eksik parçası gibi hayalimdeki resim tamamlanmıyor. İçimde de bir şeyler yarım kalıyor...

Yoksa "neyleyim köşkü neyleyim sarayı" ayol!
{ Ay ben bu şarkıya da yeni evliyken ne ağlardım ne ağlardım... "ahh edip inlerim gurbet elinde, uzaktan göründü benim dağlarım" dedikçe... J}
MyHusbandda ne bozulur ne kızardı ben ağladıkça... "Seni her yerden ağlayarak alıyorum" diyor geçenlerde. Haklı!
Alıştı artık adamcağız... Bende gözyaşı gani! Gülerken bile gözlerimden yaşlar geliyor diyorum size... Dahası var mı?




*
Gidiyorum ya hani ben buralardan! O bakımdan yani... {Üstteki pembe yıldızlıya açıklama diyorum!}

Ooof of yine aklıma geldi bak.Image Hosted by ImageShack.us

15 Mayıs 2009 Cuma

Arada bir yerlerde...!

Image Hosted by ImageShack.us

Siz hiç arada kaldığınızı hissettiğiniz bir durum yaşadınız mı?

Tam ortada!

İkisinden de vazgeçemediğiniz. "Ne olurdu ikisi de bir yerde olsaydı" dediğiniz.

...


Burayı da komple oraya taşıyabilseydim... Ya da orayı buraya getirebilseydim.

Sementha olmak istiyorum bugün biraz. Sadece burnumu oynatıp iki şehri birbirine yapıştırmak istiyorum.

Tercih yapmak zorunda kalmak ne zor... Hatta tercih yapma hakkının bile olmaması!


"Hani birlikte yaşlanacaktık... Yarı yolda bıraktın sen beni ama... Ben şimdi kiminle yaşlanıcam..." dedi yine ikkurcum...
Önce gülüştük Kiminle yaşlanıcam lafına... Sonra ağlaştık iki saat.

Ben daha çook ağlarım demiştim size... Di mi?



Belki de tüm problem bende.

Bu kadar sabit fikirli olmamalı değişikliklere açmalıyım kendimi.

Heey! Kime diyorum?

Senelerdir "kendimi yabancı bir muhitteymiş gibi hissediyorum" diye, yatağın sağından soluna bile geçmeyen birine mi?


Gitmek mi zor kalmak mı?


Yine döndüm dolandım aynı mevzu'a geldim bak!
O hooo! Daha kaç kere dönücem ben bu mevzu'a... Parmakların yetmeyecek saymaya...


İstediğin kadar ertele... Sonunda ertelediğin o vakit yine gelecek... Geldi işte...
Şunun şurasında "bir buçuk ay" gibi bi şey kaldı...
"Bir buçuk ay" dediğin ne ki... Göz kapayıncaya kadar!

Şimdiden karnıma kramplar girmeye başladı inceden... Reklamlarda bile ağlar oldum...
Nasıl saçma şeylere ağlıyorum bir görsen.
Sardunya ölmüş diye insan yarım saat ağlar mı? Anla işte!


Laf aramızda; Şu ağlaklığın üstüme yapışmasından korkuyorum...

Mız mız çocuklar gibi...
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Help!

Yaaa... :(

Ya çiçeklerime nazar değdi ya da ben bir yerlerde Image Hosted by ImageShack.usyanlış yapıyorum.

Sardunyamın çiçeklerinin yerinde yeller esiyor.

Tüm tomurcuklar beyaz beyaz tüylenmiş. Çiçeklerin hepsi soldu. Yapraklarda cansız. Çiçekçiye sordum "çiçek biti olmuş yıkayın güneşe alın geçer" dedi. Geçmedi.

Biliyorum mutlaka bu işlerden anlayan biri bu yazıma denk gelecek. Yani ümit ediyorum. Yani ne oluur gelsin!

Geldiysen ses ver please...

Ne yapmalıyım?



*Ben şöyle olmasını hayallerken onun ettiğine de bak! :(




Thanks,

Buradan okuyup yardımıma koşan sevgili dost'a teşekkürler...
Çiçeklerim şimdi çok daha iyi gözüküyorlar. Gerekli ilaçlama ve vitamin desteği sayesinde...
Image Hosted by ImageShack.us

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Lüzumsuzundan bir bilgi...!

Hep merak etmişimdir... İnsanlar dizi-film setinde bu denli yakınlaşıp nasıl birbirlerinden etkilenmezler diye...
Meğer etkileniyorlarmış.
Türkiye'de de bunun çok örneği mevcut ama ben yabancı ünlüleri yazdım bugün.
Çook lazım yaa!
Canım belki benim gibi merak eden birileri daha vardır ve şu an bu yazıyı okuyordur...
Kim bilir? Di mi? :)




Film setinde başlayıp devam eden aşklar


Image Hosted by ImageShack.us


Jennifer Aniston & Vince Vaughn



Aşklarının başladığı film seti:
Ayrılık (The Break-Up 2006)


Jennifer Aniston, Brad Pitt'den ayrıldıktan sonra film çekimlerine ağırlık verdi. Fakat Ayrılık adlı film setinde rol arkadaşı Vince Vaughn, güzel yıldız ile 1 sene boyunca beraber oldu, sonra dost bir şekilde ayrılarak yollarına devam ettiler.








Matthew McConaughey & Penélope Cruz


Aşklarının başladığı film seti: Sahara (2005)

Tom Cruise'dan ayrıldıktan aylar sonra Sahara adlı filmin çekimleri sırasında Matthew McConaughey ile aşk yaşamaya başlayan güzel yıldız, 1 sene boyunca ateşli bir beraberlik yaşadı.












Kurt Russell & Goldie Hawn




Aşklarının başladığı film seti:
Swing Shift (1984)

1984 yılındaki film çekimleri sırasında beraber olmaya başlayan çift, evlenmeden yaşamaya başladılar ve Kate Hudson adlı ünlü aktrisi dünyaya getirdiler. Çift hala beraber yaşamaya devam etmektedir.



Sienna Miller ve Jude Law
Aşklarının başladığı film seti: Alfie (2004)


Sienna Miller ve Jude Law, filmden sonra hızlı davranıp nişanlandılar fakat Jude Law'ın güzel yıldızı birkaç kez aldatması üzerine bu beraberlik çok uzun süremedi.






Tim Robbins & Susan Sarandon


Aşklarının başladığı film seti: Bull Durham (1988)


Beraber olup asla evlenmeyen iki ünlü yıldızların film setinde başlayan aşkları, çocuk sahibi olma yoluna kadar devam etti.




Jennifer Lopez & Ben Affleck


Aşklarının başladığı film seti: Zor Aşk (Gigli 2003)


Beraber oynadıkları film büyük bir gişe başarısı elde etti, gazete manşetlerinde sürekli aşkları yer aldı ama Jennifer Lopez, bu aşkı daha fazla sürdürmek istemedi ve Marc Anthony'e geri döndü.





Warren Beatt & Madonna


Aşklarının başladığı film seti: Dick Tracy (1990)




Madonna ,Warren Beaty ile film çekimleri sırasında romantik kaçamaklar yaşadı ama film çekimleri bitince aşkları da sona erdi.








Minnie Driver & Matt Damon


Aşklarının başladığı film seti: Can Dostum (Good Will Hunting 1997)


İki aşığı canlandırdıkları film gerçek hayatlarında da aynen devam etti ama filmin büyük başarısından sonra Matt Damon ayrıldıklarına dair bir basın açıklaması yaptı.





Julia Robers & Kiefer Sutherland


Aşklarının başladığı film seti: Çizgi Ötesi (Flatliners 1990)


24 dizisinin yakışıklı aktrisi Kiefer Sutherland, güzel yıldız ile aşk yaşamaya başladı ama Julia Roberts bir süre sonra ünlü aktörü Jason Patrick için terk etti.








Nicole Kidman & Tom Cruise


Aşklarının başladığı film seti: Yıldırım Günleri (Days Of Thunder 1990)


Film setinde büyük bir aşk yaşamaya başlayan ünlü çift, 1990 yılında evlendiler, 2 çocuk evlat edindiler ve 2000 senesinde gizemli bir şekilde boşandılar.






Robert Rodriguez & Rose McGowan


Aşklarının başladığı film seti: Dehşet Gezegeni (Planet Terror 2007)


Ünlü yönetmen Robert Rodriguez, 5 çocuk sahibi ve 16 yıllık karısını terk ederek, ünlü oyuncu Rose McGowan ile ateşli bir beraberlik yaşamaya başladı. Tanışmaları ünlü yönetmenin çektiği Dehşet Gezegeni adlı film sayesinde gerçekleşti.







Brad Pitt & Angelina Jolie


Aşklarının başladığı film seti: Bay & Bayan Smith (Mr. and Mrs. Smith 2005)


Doug Liman’ın Hollywood’un en popüler iki oyuncusunu bir araya getirdiği film yapım aşamasında da oldukça konuşulmuştu. Brad Pitt ve Angelina Jolie’nin çekimlerde fazlaca yakınlaşması ünlü aktörün evliliğini sona erdirmişti. Jennifer Aniston'dan ayrılarak Angelina Jolie ile beraber olmaya başlayan ünlü aktör, evlenmeden büyük bir aşk yaşamaya devam etmektedir. Çiftin bugün evlat edindikleriyle beraber toplam 6 tane çocuğu bulunmaktadır.Image Hosted by ImageShack.us

12 Mayıs 2009 Salı

Kamuflaj!

Image Hosted by ImageShack.us
Yeni aldığın ve üzerine ilk kez giydiğin kıyafetle, işgüzarlık yapıp mutfak tezgahını çamaşır suları ile silmeye kalkarsan... Oturur bütün gece tüm o beyaz noktaların üzerini kapatmak için böyle işlemeler yaparsın işte. Yaaa!

Her şey iyi hoşta şu iğne deliğinden ısrarla geçmek istemeyen iplik beni sinir eden...
Oflaya puflaya defalarca deniyorum.
Gözlerim şaş olmuş vaziyette ışığa doğru tuttuğum iğneden ipliği geçirmeye çalışırken MyHusbandın uzandığı koltuktan kaçamak bakışlarla beni izlemekte olduğunu {gülmemek için kendini zor tuttuğunu} yakalıyorum.

Kızgınım... Kendime daha çok...

—Işık diyorum... Çok loşta ondan... Gülmesene amaa...

—Yok canım ne gülmesi! TV izliyorum ben :)

Peşine ekliyor;

—Çok tatlısın! :)
...

*İşte Allahın bana en büyük lütuf'u da bu olsa gerek, ne yaparsan yap sana aşkla, hayranlıkla bakan koca... Yıllara inat!


Giysin çamaşır suyu mu olmuş...? Yeni miymiş üstüne birde?
Boş veeer...
Sana bişi olmasın!
J


Gözlerindeki bereketli toprakta açmak gibisi var mı?
Sen hayatımdasın ya bundan ötesi var mı?
Varlığın öyle bir sevinç ki
Burnumda çilekli sakızımın kokusu...
Dertlerimi sayfa sayfa savurdum mümkünse gelmesin yenisi...



Cilekli.mp3 - gülben ergenImage Hosted by ImageShack.us

Şarkı söylemek lazım- Resim çekmek lazım!

Hayat zorlaşınca
Çıkmaz sokaklarda soluksuz kalınca
Azalınca manadan
Seyyar sevdalarda parçalanınca

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us


Dil yetmeyince
Göz görmeyince gönül hissetmeyince
Kırılınca camdan kalp
Dönüp yalnızlığa kilitlenince


Image Hosted by ImageShack.us

Dert bitmeyince
Bildiğin çektiğine yetmeyince
Düşmanın da kendini yakalayınca
Bi daha kin gütmeyince

Image Hosted by ImageShack.us

O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz
O zaman şarkı söylemeli çığlık çığlığa
O zaman yüreğin yükü hafifler belki biraz
O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Lay la la la la lay
Hayat boş
Lay la la la la lay
Hayat boş
Lay la la la la lay
Hayat boş...

O zaman...

Şarkı söylemek lazım... Bol bol resim çekmek lazım!

Image Hosted by ImageShack.us

Objektifimden "Eski evler" serisi...Image Hosted by ImageShack.us

10 Mayıs 2009 Pazar

Happy Mother's Day you Mommy & Happy birthday father...

Image Hosted by ImageShack.us



Anneler günün kutlu olsun canım annecim. Ve mutlu yıllar babacım...

Allah size sağlıklı, mutlu ve beraber daha nice yıllar nasip etsin inşallah...

Sizi seviyorum...
Öptüm her ikinizide...


{Biz bu günü duble kutluyoruz yaaa :) }

Image Hosted by ImageShack.us

Ve bir anı...

Sanırım dört ya da yok yok beş yaşlarındaydım galiba...

Annem şu yukarıdaki resmi çekindiği gün elele fotoğrafçıdan çıkarken birden eğildi ve yüzümü tutarak dedi ki;

—bu resimden babaya bahsetmek yok tamam mı canım... Şimdilik bu aramızda bir sır.

Kafamı salladım, ikimiz arasında bir sır olması çok heycanlandırmıştı beni.

Akşam oldu... Kapı çaldığında koşarak gidip açtım ve babamın daha içeri bile girmesine fırsat vermeden...

— "Babacıııım annem resim çektirmedi ki... " dedim.

???


Sonra ben hiç bir şey olmamış gibi arkamı dönüp odama oyunuma dönerken, annem durumu babama izahla meşguldü...
{Sahi, bunu neden sakladığını hiç bilemiyciğim, kıskançlığından çekindiği için miydii yoksa bir sürpriz mi yapacaktı bak bunu hiç sormamışım!}

Bana gelince;

Sır "red etmekle" saklanır diye düşündüm çocuk aklımla demek ki...

Tamam, "red et" de! Sorarlarsa et...

Ortada fol yokken edilir mi? Hah ha! :)
Image Hosted by ImageShack.us

09 Mayıs 2009 Cumartesi

La estación de tren...





Image Hosted by ImageShack.us

08 Mayıs 2009 Cuma

Google'a sordum...

Image Hosted by ImageShack.us

"Derin dondurucudan çıkan çözülen yiyecekler kaç saat içerisinde tüketilmeli?"

İstedim ki bir kaç güncük müsaade etsin... Hemen tüket demesinde şöyle "72 saat olabilir" desin mesela ...

Demedi hain.

Hain kim sahi?

Şehir dışına çıktığım andan itibaren hangi zaman diliminde attığını bilemediğim sigorta mı? Google mı?

Ne zaman attı bu meret bi bilsem sorar mıyım o anlamsız soruyu?



Offf! 3 gün burnumdan geldi!

Olsuuun...

Yine olsa yine giderdim işte! :)

Memlekete diyorum...

Şimdi söyleyin... Değmez miydi sizce de?

Image Hosted by ImageShack.us

07 Mayıs 2009 Perşembe

Merak ettiniz mi cazibenizin sırrı ne?

Image Hosted by ImageShack.us
Şu cazibe meselesi diyorum. Çok farklı bir olay...
Güzellikle çirkinlikle falan hiç alakası yok emin olun! Çevrenize şöyle bir dikkatli bakın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Uzaklara açılmanıza bile gerek yok aslında en yakınlarınızdakiler yeter.
Eşinize, (sevgilinize) bakın mesela nesine vurulmuştunuz?
En yakın arkadaşınıza bakın oncası içerisinden neden "budur işte benim en iyi arkadaşım" demiştiniz?

Kiminin ses tonu, kiminin bakışı, gülüşü, konuşması, zekası vesaire... Herkesin kendine özgü dikkat çeken ayrı bir yanı var, dimi... ?

Peki, onca insan arasında sizi fark edilir vazgeçilmez yapan özelliğiniz ne, hiç düşündünüz mü? Neyinize güvenirsiniz en çok?
"Bir ortama girdiğimde '...........' (den, dan) dolayı tüm ilgiyi üzerime toplayabilirim...
Hiç düşünmeden söyleyebilir misiniz bir çırpıda?
Ya da "benden vazgeçemez çünkü ............"

Ne olabilir hiç düşündünüz mü?

Düşünün. Hadi bakalım...

Yok mu?

Aklınıza gelmedi... Öyle mi?

Aslında gelmiştir az çokta, hepimiz birde dışarıdan nasıl göründüğümüzü merak ederiz bazen dimi?

Hıh işte bu test bunun için bakın bakalım cazibenizin sırrı neymiş?
Pek bilimsel bir şey değilmiş gerçi ama eğlenceli... Laf aramızda her ne kadar bilimsel değil deseler de sonuçların gerçeğe baya yakın çıkması çoğu zaman beni şaşırtıyor.

Merak ettim hani nerede diyenler...
Şuraya. buyurun lütfen...




Bana da şöyle bir yorum getirdi kendileri...

Zekânız,
"Sıkı esprileriniz, kıvrak zekânız ve güçlü sezgilerinizle karşı konulmaz bir cazibe merkezi durumundasınız. Karşınızda zekâ gösterisine soyunanları hazır cevaplığınızla pişman ediyorsunuz. İnsanlar karşınızda değil, yanınızda yer almak gerektiğini çoktan anlamış durumdalar. Bulunduğunuz ortamlarda dostluğunuz kazanç kabul ediliyor. Sadece doyumsuz sohbetiniz için değil, sorunlara getirdiğiniz pratik çözümler nedeniyle de gerçek bir kazançsınız."


Aslında çok hazır cevap olduğumu söyleyemem ben... Genellikle olay geçtikten sonra "tüh neden böyle demedim, böyle yapmadım" diye kendi kendine söylenenlerdenim.
Birazcıkta beni tutan şu olabilir mi?
Dilin kemiği yok, dilinize gelen her şeyi söyleyebilirsiniz ancak yüz yüze baktığınız birine karşı seçtiğiniz kelimelere dikkat etmek zorundasınız. Kalp kırmak çok kolay ama bazen söylenen bazı sözlerin telafisi olmuyor. Özellikle karşıdakinin hakikaten can alıcı bir noktasına dokunduysanız... Her ne kadar "çok kızgındım, ne dediğimi bilmiyorum" deseniz dahi...
Bu yüzdendir belki de. Ben hep sonrasını düşünürüm, attığım her adımda...
Aman işte yine tipik Teraziyim diyeceğim sözün özü...
"Ölçerim, tartarım..." ya parolası...
Aynen öyle. Durum budur...

Sıkı espriler ve kıvrak zeka...
Espri anlayışıma güvenirim efendim... Esprinin de kalitelisini seviyorum. İnce olacak bi kere... {Ay aman 'güldürürken düşündürmesin' mümkünse! O da ne demekse?! Mesaj kaygısı içerisinde olan espri anlayışından hoşlanmıyorum} Hani bayağı olmayacak kaba falan olmayacak! Öyle işte.
Kıvrak zekaya gelince... Hmm şimdi "evet çok zekiyimdir" desem fazla iddialı olacak. "Değilim" desem kendime haksızlık olacak... Ne demeli ki? :)
Niceleri vardır ki kendindeki cevherlerin farkında değildir. Zekidir ama onu kullanacak akla sahip değildir... Ben sadece yeteneklerimin ve sınırlarımın fazlasıyla farkındayım... Bu yeterli mi? Yeterli, yeterli.... :)

Sezgilerim... (özelliklede insanlarla ilgili izlenimler konusunda) yanılmadım şimdiye kadar desem... Gerçekten öyle... İnanmayan MyHusbanda sorabilir... Genelde yorumlarımı ona yaparımda!
Hmm bu şimdi dedikodu mu?
Bence kocaya "biliyor musun bunu hiç gözüm tutmadı" tarzından yapılan gereksiz yorumlar dedikodu sayılmaz:)

Ama bahsettiğin; yok dünyanın geleceğiymiş, yok fal'mış, yok altıncı his'miş gibi şeylerse yok anacığım hiç işim olmaz. Hayatta sezemem...

Dostluğuma ve doyumsuz sohbetime
gelince.... Valla 'doyumsuz sohbetim' gibi ukalaca bir ifadeyi ben kendime kullanmazdım aynen öyle yazdığı için aldım ama dostluğum ve sohbetimi sevdiklerini biliyorum.
Sanki bu cevap az ukalaca oldu! E öyle söylüyorlar amaaa ben n'apiyimmm :)


Sonuç olarak; hazır cevaplılığı çıkarırsak... Eh! Fena değil...

Sizde ne alemde?



Bu da bir başka test... Real Age hazırlamış.
İç güzelliğinizin dışa vurumunu merak ediyorsanız tıklayın.Image Hosted by ImageShack.us

03 Mayıs 2009 Pazar

Hangisidir...?

Image Hosted by ImageShack.us

Önemsenmek...

Annenin "en sevdiğin yemeği yaptım bi uğra" diye attığı mesajda mıdır?

Bir arkadaşınızın "en sevdiğin tatlıyı yaptım gel" ya da diğerinin "gelirsen mantı yaparım" diye sizi baştan çıkarmasında mıdır?

Bir diğer can arkadaşınızın Sizin uzaklara gitme ihtimalinize "hani birlikte yaşlanacaktık" diye döktüğü gözyaşında mıdır?

Yine bir dostunuzun kendi elleriyle dikip getirdiği çiçeklerde midir?

Her zamanki gittiğiniz Restaurant da garsona; "Pizza ama malzemeler her zamanki gibi işte..." demenin yeterli olmasında mıdır?

O yolunuzun üstündeki balıkçının "geçenlerde sormuştunuz yoktu ama şimdi çok güzel somonlar geldi" diye sizi yolunuzdan çevirmesinde midir?

Yoksa...

Çevrenizdeki herkesin ama herkesin içtiğiniz çayınızı tamda istediğiniz dem'de getirmesinde midir?

Ve ve vee... Aşkımın gittiği yolculukta her saat başı "seni çok özledim" diye açtığı telefonda mıdır? {Size ulaşamadı diye herkesi ayağa kaldırmasında mıdır?}

Image Hosted by ImageShack.us


Ya da her gün önünden geçtiğiniz o çiçekçiden pembe sardunyalar alıp üzerine
"seni seviyorum" yazılı bir kart iliştirip kendinize hediye etmek midir? {Eveet, yaptım bakma öyle… J}
.
.
.
?

Hangisidir?
Hepsidir...


Güzel midir?
Güzeldir...

Image Hosted by ImageShack.us

01 Mayıs 2009 Cuma

Is this a joke?

Çok keyifle uyanmıştım hâlbuki... Bugün bütün gün evde keyfimce takılacaktım... Tamamen canımın istediği şekilde... Plansız programsız...
Önce güzel bir kahvaltı yaptım... Güzel dedimse öyle ballı börekli kuş sütünün eksik olmadığı türden falan değil ha! Şimdi yok yerden canınız çekmesin boş yere...
Sadece canımın istediği gibi... Kızarmış ekmek, üzeri krem peynirli... Uzatılmış çay keyfiyle ama...

Biraz sabah programlarına baktım... Sıkıldım. "Aynı tas.... Hiç değişmeyecekler" dedim.

PC ye geçtim. Yazı yazmak istedi canım. Beş dakika geçmedi ki bağlantı gitti... Tüm yazdıklarımı kayıt edemeden puff havaya uçurarak...
"Hay Allah" diyip kapadım. "Olsuun, bende TV izlerim yine..."
TV ye geri döndüm iki üç dakika sonra elektrikler kesildi... "Ne yapalım bende duşa gireyim bari" dedim...

Bu seferde sular gitmesin mi?! Giremedim!

İşte bu, bardağı taşıran son damlaydı...

Şaka gibi... Pis bir TV şakası gibi... Hani bir anda flashlar patlayacak her yer ışıyacak... Oradan buradan insanlar dökülecek alkış kıyamet "şuradaki kameraya gülümseyiiiiinnn" diyecekler diye, gülümsemem bile yüzümde hazır bekledim... Bi an şapşallaşmış vaziyette...
"Şuraya mı bakıyorum? Iıııı bu aradaaa beni izlemekte olan MyHusbandcığıımaa sevgilerimi yolluyorum" diyecektim...

Cıks... Kimse çıkmadı... {Allahtan çıkmadı...!}

Aksine her yer karardı... Karardıı... Karardııı... Belkide içimdi kararan, bak o kısımda şüpheliyim...

Camımın önündeki koltuğuma oturdum... Sıkkın pıkkın... Oflaya puflaya... Yüzüm ellerimin arasında...

Gökyüzüne baktım...

O kadar çok bulut vardı ki şaşarsın...

Image Hosted by ImageShack.us

Sonra birden ne oldu biliyor musun?

Güneşle göz göze geldik...

Bana gülümsedi... Uydurmuyorum cidden gülümsedi... Gibi... Ya da bana öyle geldi. Her neyse.

Image Hosted by ImageShack.us

Birden bir ışık çaktı... Her yer aydınlandı... Aydınladııı... Aydınlandıı...

Oturduğum yerden zıplayarak kalktım resmen...

"Olsuuun, hiç bir şeyin günümü bozmasına izin vermeyeceğim." dedim... "Daha yapabileceğim pek çok şey daha var..."



*Yaptığım o pek çok şeyi de fazla merak etmeyin... Öyle ahım şahım bir şey değil... Bol bol resim çektim. Bu esnada bir koca paket fıstıklı çikolatayı yedim. Bir dergiyi baştan sona bitirdim. Bu... Hepsi bu kadarcık...

Yani o aradığın hayatın sırrına erişmeni sağlayacak türden bir ışık değildi benimkisi...

Ama şu sözü bence bir yerlere not etmelisin...

"Unutulmak istemiyorsan ya okunacak şeyler yaz ya da yazılmaya değer şeyler yap!" Benjamin Franklin

Image Hosted by ImageShack.us

Hmm bu arada;
Meğer bugün ki tüm olumsuzlukların sebebi buymuş!
→ Patlamış bir boru...
→ Sokak çalışmaları...
→ Mecburen kesilen su ve elektrik...
↑ İnternetin zoru neydi onu bilemiyciiğim...
Image Hosted by ImageShack.us

I just want to spend a day according to my arbitrary!



Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us