Can Dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Dündar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Kasım 2015 Pazar
"Hayat bu kadar basit bir şeydi işte.
"Hayat bu kadar basit bir şeydi işte.
Yaptıklarımız,
Yapmak istediklerimiz,
Özlediklerimiz,
Pişman olduklarımız,…
Onardıklarımız,
Onaramadıklarımız…
Hepsi basit, minicik şeylerdi ama ulaşamadıkça,
Çözemedikçe,
Yenemedikçe bize kocaman geliyordu.
Kitlelerin sevgisi, para,ün, güç…
Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu,
Özlemini çektiğimiz o şey her ne idiyse…
Sevildiğini bilmek,
Bir vicdan rahatlığı,
Bir tabak pilav,
Bir sağlıklı nefes…
Hayat bu işte; basit, küçük bir hadise…”
Can Dündar-
23 Nisan 2015 Perşembe
AŞKa ayıp!
Bugünün insani aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor. Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor. Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor. Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor. İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!..
Can Dündar-
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor. Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor. Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor. Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor. İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!..
Can Dündar-
16 Nisan 2015 Perşembe
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.
"Neyi arıyorsan sen, O'sundur" der Mevlana..
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık....
Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık....
Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü...
Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size...
Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça...
Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır...
Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır...
CAN DÜNDAR-
...yasami ertelemeyin
Ben en özel en güzel eşyalarımı kendim için, hiç bekletmeden kullanırım.
Siz de öyle yapın.
Çünkü yarın hayatda olmayabiliriz. Ya da sevdiğinizi söyleyeceğiniz kimse olmayabilir.
Hani gardirobunuzda küflenen o en sevdiğiniz elbiseniz var ya, o çok özel gün için beklettiğiniz, giymelere kıyamadığınız o alımlı tuvalet, o cakalı takım, o göz alıcı kazak... Bugün giyin onu!... Beklediğiniz o güzel gün hiç gelmeyebilir çünkü...
Değerli misafirleriniz için sakladığınız çay takımlarınızı çıkartın dolaptan; en yakınlarınızla için çayınızı; kimseniz yoksa kendiniz çıkarın hoş bir takımdan çay yudumlamanın doyumsuz keyfini... Haydi, açın, nicedir kapalı duran misafir odanızın kapısını. Yıpranır diye korktuğunuz koltuklara serilin gönlünüzce.
Çalın, çalmak için önemli! bir konuk beklediğiniz eski plakları bu gece... Çalmaya vesile beklerken salonda ki büfede yıllandırdığınız şarabı geciktirmeden açın ve kana kana için.
Sakladığınıza değecek biri hiç gelmeyebilir; sizden değerlisi bulunamayabilir.
Çimlerle buluşmak için düzgün havayı, kırda öpüşmek için doğru sevdayı beklemeyin.
Hep ertelediğiniz pikniğin günü bugün... "Haftaya giderim" dediklerinizi ziyarete gidin acilen. Haftaya orada olmayabilirler.
Babanızın elini öpecekseniz, oğlunuzu lunaparka götürecekseniz, aşkınızı ilan edecekseniz;... şimdi yapın!
Ve, ne olur, söylemek için özel bir an beklediğiniz o sihirli sözcükleri hemen söyleyin sevdiğinize. Söylemeye niyetlendiğinizde çok geç olabilir.
Daha kaç bahar olacak ki hayatınızda?
Yaşamı ertelemeyin, beklediğiniz "o gün" işte
"Bugün!"
15 Nisan 2015 Çarşamba
Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.
Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi?
Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?
Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz...
Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!
Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera "yavaşlık" adlı kitabında; "yavaşlık hep aldatır, hızlılık ise unutturur" diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık.
Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da.
Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da.
Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
CAN DÜNDAR-
8 Nisan 2015 Çarşamba
HİÇ BEKLENTİSİZ SEVDİNİZ Mİ?
Yani "Bugün Telefon etmedi" demeden,
"şu an nerede acaba?" diye kendi kendinizi yemeden,
"Yaş günümü hatırlayacak mı acaba?" diye bir beklenti içine girmeden
Sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu
özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama
aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,
"Bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi
bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi" diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan
vazgeçebildiniz mi hiç?
Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir
misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden
Ve beklemeden gelen bir "seni seviyorum" mesajının tadına varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
"Bugün beni hatırlamadı"
yerine "Hiç beklemiyordum,senin geleceğini" diyebilmek ne güzeldir oysa...
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi
aşk çıkmazında kaybedeceğinize,
Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin!
Ben, beklentisiz seviyorum
"Niye aranmadım" diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize, hiç
beklenmedik bir "Seni özledim" mesajı ile aşkı yakalayın
Beklentisiz sevin...
Ben, beklentisiz seviyorum
O, sizin sevgiliniz oldu için değil.
Ona tapulu malınız gibi, çantanız,
arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun
da sizi sevdiği için sevin
Sevgiye karışan "beklenti" denen illetihemen silin aşkın ak sayfalarından
Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve
sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi,
beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını
Ben, beklentisiz seviyorum
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum "Beni bugün neden aramadı"
diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda
Geleceğe dair hayallerim de yok zaten
Ben, sevgiyi yaşıyorum...
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları
Beklentisiz seviyoruz
Sevdiğimiz için seviyoruz
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz
Anlık seviyoruz...
Deneyin
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız
CAN DÜNDAR
21 Ağustos 2012 Salı
KEŞKE....
...Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir.
Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır "keşke"...
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.
Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...
"Yolunu gözlemeseydim", "öyle demeseydim", "terk edip gitmeseydim", "en güzel yıllarımı vermeseydim" diye diye sızlanır gider.
***
"Keşke"nin panzehiri "iyi ki"dir.
İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.
"Keşke", çoğunlukla bir "ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...
"İyi ki" ise, muzaffer bir "ohhöla büyür; cüretiyle övünür.
"Keşke"li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, "iyi ki"lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.
"İyi ki"lerinizi toplayın bugün ve "keşke"lerinizden çıkartın.
Fazlaysa kardasınız demektir.
Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...
"Keşke"leriniz, "iyi ki"lerden çoksa...
Telafi için elinizi çabuk tutun.
Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz "keşke" diye nemlenmesin...
CAN DÜNDAR
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








