Eckhart Tolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eckhart Tolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2016 Salı

Teslimiyeti, artık hiçbir şey canımı sıkamaz ya da artık hiçbir şey umurumda değil tutumuyla karıştırmayın!

TASAVVUFTA Kİ İSMİYLE 5. NEFS DERECESİ OLAN RAZILIK MAKAMI NEFS-İ RAZİYE 5. BOYUT BİLİNCİDİR



Teslimiyet, yaşam akışına karşı koymak yerine ona izin vermeyi içeren basit ama çok derin bir bilgeliktir.
Yaşam akışını deneyimleyebileceğiniz tek yer şimdi’dir, öyleyse teslim olmak şimdi ki anı koşulsuz ve çekincesiz bir şekilde kabul etmek, olana içsel anlamda direnmeyi bırakmaktır. Olanı kabullenme sizi hemen zihinle özdeşleşmekten kurtarır ve Varlığa yeniden bağlar. Direnç zihnin ta kendisidir.

Teslim olmamak psikolojik formunuzu, egonun kabuğunu katılaştırıp sertleştirir ve güçlü bir ayrılık duygusu yaratır. Bu durumda çevrenizdeki dünyayı ve özellikle insanları tehdit edici varlıklar olarak algılarsınız. Böylece bilinçsiz bir biçimde diğerlerini yargılayarak yok etme dürtüsü, onlarla rekabet etme ve insanlara hükmetme ihtiyacı ortaya çıkar. Bu durumda doğa bile düşmanınız haline gelir, algılarınızı ve yorumlarınızı korku yönetir. Paranoya denilen zihinsel hastalık bu bozuk işlevli bilinç halinin biraz daha ağır biçimidir.

Sadece psikolojik formunuz değil bedeniniz de direnme sonucunda katılaşır ve sertleşir. Bedenin farklı bölümlerinde gerilim ortaya çıkar ve beden bir bütün olarak kasılır. Bu durumda bedenin sağlıklı işlev görmesi için gerekli yaşam enerjisinin özgürce akışı büyük ölçüde kısıtlanır. Masaj ve fiziksel terapiler bu akışın düzelmesine yardımcı olabilir, ama günlük yaşamınızda teslimiyeti uygulamadıkça, neden ortadan kalkmadığı için bu tür terapiler sizi ancak geçici olarak rahatlatırlar.

Teslimiyeti, artık hiçbir şey canımı sıkamaz ya da artık hiçbir şey umurumda değil tutumuyla karıştırmayın. Eğer yakından bakarsanız böyle bir tutumun gizli içerleme şeklinde bir olumsuzluk içerdiğini görürsünüz, bu kesinlikle teslimiyet değil maskeli dirençtir. Teslim olurken içinizde herhangi bir içerleme kalıntısı bulunup bulunmadığını görmek için dikkatinizi içinize yöneltin. Bunu yaparken çok uyanık olun, aksi takdirde bir direnç kalıntısı karanlık bir köşede bir düşünce ya da kabul edilmemiş bir duygu olarak saklanmayı sürdürebilir. Her ne şekilde olursa olsun olumsuzluk, mutsuzluk ya da ıstırap direncin olduğunu gösterir ve direnç daima bilinçsizdir.

Eğer bilinçli olsaydınız, yani tümüyle şimdi’de yaşasaydınız tüm olumsuzluk anında yok olurdu. Olumsuzluk mevcudiyetinizde varlığını sürdüremez, ancak siz yokken var olabilir. Acı bedeni bile huzurunuzda uzun süre varlığını sürdüremez, ona zaman tanıdığınız için mutsuz olursunuz, çünkü yaşam kaynağı odur. Zamanı yoğun şimdiki an farkındalığıyla uzaklaştırdığınızda mutsuzluk da ölür. Ama onun ölmesini istiyor musunuz? Bu mutsuzluk gerçekten canınıza yetti mi? Peki onsuz kim olacaksınız?

Spiritüel enerji teslimiyet yoluyla dünyaya girer. O sizin için, diğer insanlar ya da dünyadaki diğer yaşam formları için hiçbir ıstırap yaratmaz. Zihin enerjisinden farklı olarak yeryüzünü de kirletmez. Her şeyin ancak zıddıyla var olabileceğini, kötü olmadan iyinin de olamayacağını söyleyen zıtlar yasasına tabi değildir. Ego kurnazdır, bu yüzden zihinsel bir pozisyonla özdeşleşmeyi gerçekten bırakıp bırakmadığınızı anlamak için çok uyanık olmak zorundasınız. Eğer kendinizi çok hafif, derin biçimde huzurlu hissediyorsanız bu gerçekten teslim olduğunuzu gösteren açık bir işarettir. Direnerek onu güçlendirmediğiniz zaman diğer insanın zihinsel pozisyonuna ne olduğunu gözlemleyin. Zihinsel pozisyonlarla özdeşleşme ortadan kalktığı zaman gerçek iletişim başlar. Direnmeme ille de hiçbir şey yapmama anlamına gelmez, sadece herhangi bir “yapmanın” tepkisel olmayan hale gelmesidir. Doğunun dövüş sanatlarının altında yatan bilgeliği, o derin bilgeliği hatırlayın. Rakibinizin gücüne direnmeyin, onun kendini yenmesine izin verin!

ECKHART TOLLE


23 Haziran 2016 Perşembe

ECKHART TOLLE - HER AN GEÇMİŞİ GERİDE BIRAKIN



Sizin ona ihtiyacınız yoktur. Ona sadece şimdiki anı mutlak şekilde ilgilendirdiğinde başvurun. Bu anın gücünü ve Var'lığın tamlığını hissedin. Mevcudiyetinizi hissedin. Endişelimisiniz... Sık sık, ''Eğer... olursa, ne olur?'' diye düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse, kendini gelecekteki hayali bir duruma projekte eden ve korku yaratan zihninizle özdeşleşmişsinizdir. Böyle bir durumla başa çıkmanızın hiç bir yolu yoktur, çünkü o mevcut değildir. O zihinsel bir hayalettir. Siz sadece şimdiki anı kabul ve tastik ederek bu sağlığı ve yaşamı kemiren deliliği durdurabilirsiniz.


17 Mart 2016 Perşembe

AYNALARI NASIL KULLANABİLİRİZ



Bizim karşımıza daima birileri veya bir şeyler aracılığı ile kendimizi tanımamız, hatalarımızı görmemiz ve düzeltebilmemiz için ortamlar yaratıyor. Ve biz farkındalığımızı geliştirip de, o yönlerimizi düzelttiğimizde, arınıyoruz, arındırmamız gereken diğer yönlerimize yöneltiliyoruz…
Kişiler ve çevremiz sürekli bir değişim içerisinde. Bunun nedeni kendi egosal yönlerimizi tanıyıp o yönlerimizi dönüştürdükçe, o yönümüzün yansıtmasına ihtiyacı olan kişiler bizden o yansımayı alamayacakları için uzaklaşıyorlar. Biz de başkalarından o dönüşmüş yönümüze ait bir yansımayı bir daha görmüyoruz.
Aynaları nasıl kullanabiliriz?
Diyelim ki birisi ile tartışıyorsunuz ve o kişi sizi adil olmamakla suçluyor. Durun ve içinize bakın. Sonra şu analizi yapın:
Bir kere adil olmayan, sizi adil olmamakla suçlayan kişidir. Onun yargısı tamamen ona aittir. Ancak, sizde ona, onun adil olmayan yönünü gösterecek kadar arınmamış bir yan var demektir.
Peki o yanınız veya yanlarınız neler olabilir? Bu suçlamayı duyduğunuz zaman içinizde oluşan hisse bakın.
Size saldırıldığı hissinde misiniz? Saldırgan bir yanınız var.
Aşağılandığınız hissine mi sahipsiniz? Başkalarını aşağılayan bir yanınız var ve aynı zamanda kendinizi aşağıladığınız bir yanınız var.
Sadece size yönelmiş bir öfke mi hissediyorsunuz? Öfkenizi dindirememiş ve hala zaman zaman öfkenizin esiri olabiliyorsunuz demektir.
Karşınızdakinin sizden korktuğu hissine mi kapıldınız, ya da bu suçlamadan dolayı korktunuz mu? Hala ayıklanamamış korkularınız var demektir…
Ya da gerçekten tam olarak adil olmadığınızı mı hissettiniz, gerçekten adil değilsiniz demektir…
Kendinize ait tesbit ettiklerinizi tek tek dingin bir anınızda düşünün.
Ben neden korkuyorum? Bunun yanıtını içinizden alana kadar ister meditasyon, ister eskilerin söylediği gibi tefekkür halinde içinize yönelin.
Bu arada sistemin size vereceği ipuçlarını kaçırmamaya çalışın. Televizyonda izlediğiniz bir şey, ilan panolarında okuyacağınız bir kelime, gazetede okuyacağınız bir haber, bir arkadaşınızın gelip size anlatacağı bir olay, hikaye vs…
Bunların hepsi size sizin neden korktuğunuzu tanımlamaya çalışacaktır. Çok ilgisiz bir şekilde karanlıktan korkuyor olduğunuz bile çıkabilir ortaya.
Bulduğunuz o yönünüzü kabul edin. Ben bütün bunlarla bir bütünüm diyin. Asla kendinizi suçlamayın, yargılamayın, cezalandırmayın.
Kendinizi yargılamanız, Tanrıyı yargılamak gibidir. Neden diyecek olursanız, bizler Tanrının “Size nefesimden üfledim” dediği varlıklarız.
Aslında özümüz mükemmel. Dualite ortamında deneyimlemek üzere yaşadıklarımız ve sergilediğimiz davranışlarımız var.
Arınmamışlıklarımız nedeni ile sergilediğimiz davranışlarımız da var. Bunlar suçlanması gereken değil, sadece fark edilerek dönüştürülmesi gereken yönlerimiz. Kendimizi yargılayıp, kendi kendimizi içsel olarak öyle çok cezalandırırız ki, dönüşümü gerçekleştiremez, o farkındalığı yaşayamayız.
İşte o zaman esas hatayı yapmış oluyoruz. Çünkü aslında bize tam olarak ait olmayan bir yönü, sanki bizmişiz gibi kabullenmiş oluyoruz o yargımız ile.
Oysa Tanrısal öz varlığımızda bilelim ki o yok. O sadece şu ana ait, dualiteye ait deneyimlediğimiz bir parça.
Yargılamayın, dönüştürün. Sevgiyle kendinizi bağışlayın. Bu belkide yapması en zor şey ama kendinizi bu yönünüzden dolayı sevgi ile kucaklayın ve bağışlayın. Ve artık bunun çözülmesini talep edin . Seçimim artık bu değil diyin. Gereken değişimin gerçekleşmesini talep edin. Bir kaç gün süre ile bu yönünüz üzerinde dinginlik ile dalgalanın, sevgiye geçmeye odaklanın. Bir süre sonra bu konuda son bir deneyim yaşayabilirsiniz. Örneğin aniden karanlıkta kalmak gibi. Artık korkmadığınızı ve karanlıktan korkmanın seçiminiz olmadığını göstermek durumunda kalabilirsiniz. Sınavı ilk seferinde veremeseniz bile, veremediğinizin farkında olmak ve dönüşüm için niyetinizi tekrarlamak süreç tamamlanana kadar sizi yönlendirecektir.
Sonunda sınavı verdiğinizi ve başka hiç bir deneyim ile aynı hissi yaşamadığınızı gözlemleyeceksiniz.
İşte özgürlük anı…
Unutmayın;
“Kendi içinizdeki olumsuz bir durumun farkına varmanız, başarısız olduğunuz anlamına gelmez; tam aksine başarılı olduğunuz anlamına gelir.”
* Eckhart Tolle


20 Temmuz 2015 Pazartesi

Her ne zaman başınıza olumsuz bir şey gelse, o sırada bunu göremeseniz de, onun içinde saklı derin bir ders vardır.




Her ne zaman başınıza olumsuz bir şey gelse, o sırada bunu göremeseniz de, onun içinde saklı derin bir ders vardır. Kısa süren bir hastalık ya da bir kaza bile size yaşamınızda neyin gerçek olduğunu, neyin olmadığını, nihai olarak neyin önemli neyin önemsiz olduğunu gösterebilir.
Daha yüksek bir perspektiften görüldüğünde, koşullar daima olumludur. Daha kesin konuşmak gerekirse, onlar ne olumlu ne olumsuzdur. Onlar oldukları gibidir. Ve siz olanı tümüyle kabul ederek yaşadığınızda ki bu akıllıca yaşamanın tek yoludur; artık yaşamınızda 'iyi' ya da 'kötü' diye bir şey olmaz.
Sadece ''kötüyü'' de içeren yüksek bir hayır vardır.



Eckhart Tolle-








SPONSOR REKLAMI



1 Mayıs 2014 Perşembe

Elindeki tek varlığın şu andır. ŞİMDİ’yi hayatının odak noktası yap.”


Eckhart Tolle






“An”, ya da “şimdi” her şeyin olup bittiği yerdir.
 Geçmiş geride kalmıştır. 
Gelecek henüz yaşanmamıştır. 
Her ikisinin de gerçekliği yoktur. Tüm potansiyeller yaşadığımız anın içinde saklıdır. 
Sadece yaşadığımıza, içimizdeki hislere, düşüncelere, algılamalara baktığımızda kendimizi olduğumuz gibi görürüz.

* Eckart Tolle “Şimdinin Gücü (Power of Now)” 1999.


14 Şubat 2013 Perşembe

Eckhart Tolle '' Acı Bedeni ''

Sizinde çevrenizde vardır; her şeye olumsuz yanından bakan, hep mutsuz, adeta acıdan beslenen insanlar!

Bakın ECKHART TOLLE bu insanlardan nasıl bahsediyor..

Acı beden, çoğu insanın içinde yaşayan yarı otonom bir enerji
biçimidir ve duygulardan oluşan bir varlıktır. Acıktığında ve
kendini yenileme zamanı geldiğinde, uykusundan uyanır. Buna ek
olarak, herhangi bir zamanda herhangi bir olayla tetiklenerek de
harekete geçebilir. En önemsiz olayı, birinin söylediği ya da yaptığı
bir şeyi ve hatta bir düşünceyi tetik olarak kullanabilir.
Eğer yalnız yaşıyorsanız ya da o sırada yakınınızda kimse
yoksa, acı beden sizin düşüncelerinizle beslenir. Aniden, düşünce
sisteminiz belirgin bir şekilde olumsuz hale gelir. Genellikle, bu
olumsuz düşünce krizi başlamadan önce zihninize olumsuz bir duygu
dalgasının girdiğini fark etmezsiniz; endişe ya da öfke gibi.
Bütün düşünceler enerjidir ve acı beden şimdi düşüncelerinizin
enerjisiyle besleniyordur. Olumlu -olumsuz düşünceler; aynı enerjidir
ama farklı bir frekansa sahiptir. Acı beden, mutlu ve olumlu bir
düşünceyi hazmedemez.

Her şey, sürekli hareket halinde olan enerji alanlarıyla titreşirler...
Düşüncelerin kendilerine ait bir frekans alanı vardır ve olumsuz
düşünceler daha alt seviyelerde kalırken, olumlu düşünceler
daha üst seviyelere çıkar. Acı bedenin titreşim hızı, olumsuz
düşüncelerin titreşim hızıyla aynıdır ve acı bedenin sadece
olumsuz düşüncelerle ve duygularla beslenebilmesinin
nedeni de budur.

Acı bedenden yayılan duygu, kısa süre içinde düşünce sisteminizi etkisi
altına alır ve zihniniz acı bedenin kontrolü altına geçtiğinde, düşünce
sisteminiz de olumsuz hale gelir. Kendinizi tamamen o sesin
söyledikleriyle tanımlar, bütün bozuk düşüncelerine inanırsınız.
O noktada, mutsuzluk bağımlılığı yerleşir.

Sorun olumsuz düşünce trenini durduramamanız değildir; durdurmak
istememenizdir. Acı beden için, acı zevktir. Bütün olumsuz düşünceleri
iştahla yutar. Aslında, şimdi zihninizdeki ses, acı bedenin sesidir. Acı
beden ve düşünce sisteminiz arasında kötücül bir döngü oluşur. Birkaç
saat ya da birkaç gün sonra, kendini tazeleyip beslenmesini
tamamlayarak uykusuna geri döner ve arkasında enerjisi tükenmiş
bir organizma ve hastalıklara karşı daha açık bir fiziksel beden bırakır.
Eğer bu size psişik bir asalak gibi göründüyse, haklısınız, çünkü gerçekten
öyledir...

ECKHART TOLLE
- Var Olmanın Gücü





Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...