Çekim yasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çekim yasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Haziran 2018 Çarşamba
Çekim Yasası- Benzer, benzeri çeker!
Madde olarak bildiğimiz cisimler tamamen enerji...
Bildiğiniz gibi, bize okulda öğretilen şey; "maddenin yapı taşı atomdur" cümlesiydi. Evet bu doğru, ama bilim sınır tanımıyor ve elindekiyle yetinmiyor. Madde atomlardan oluşur, peki atom neyden oluşur? Cevaplarınızı duyar gibiyim; Nötronlar, protonlar, çekirdek..
Peki çekirdeğin içinde ne var? İşte bu sorunun cevabı insanları çok şaşırttı. Çekirdeğin içinde "Kuark" adı verilen enerjiler var. Bu enerjiler sürekli titreşim halinde belirli frekansta sinyaller yayıyor.
Kuantum fizikçileri, evrendeki her şeyin, tamamen enerjiden oluştuğunu kanıtladı. Bir atomon altındaki parçacıklar incelendiğinde, uçsuz bucaksız saf enerjiden oluştuğu anlaşıldı.
Evrendeki tüm parçalar, etkileşim halinde ve adeta görünmez iplerle birbirlerine bağlı.
En küçük zerreden en büyük küreye kadar her şey iç içe geçmiş durumda.
Hepimiz büyük insanlık ailesinin bir ferdiyiz, büyük bir enerji okyanusunda yüzüyor, evrensel enerji ile besleniyoruz.
Vücudumuz "Aura" denilen manyetik bir alan ile donanmış.
Peki bütün bunların çekim yasasının enerji kavramı ile ne ilişkisi var?
11 Aralık 2016 Pazar
Çekim yasası ile Sağlığın sırrı:
Fiziksel yapımız hastalığı; bize durumumuz hakkında bilgi vermek, bakış açımızın dengesinin bozulduğunu, sevgi ve şükran duygularımızı kaybetmeye başladığımızı bildirmek için yaratır. Sevmek ve şükretmek, denizleri ikiye ayırabilir, dağları yerinden oynatabilir, mucizeler yaratabilir. Sevgi ve şükran, tüm hastalıkları ortadan kaldırabilir. Ve gülmek, gerçekten en iyi ilaçtır.
Hepimiz içimizde kurulu temel bir programla dünyaya geliyoruz. Buna kendi kendini iyileştirme deniyor. Yaralandığımızda yaralar kendiliğinden kapanıyor, bakteriyel enfeksiyon geçirdiğimizde bağışıklık sistemimiz kendi kendine iyileştiriyor. Bağışıklık sistemi kendi kendisini iyileştirmek için tasarlanmıştır. Duygusal açıdan sağlıklı bir vücutta hiç bir hastalık barınamaz. Vücudunuz her saniye milyonlarca hücreyi yeniler ve aynı zamanda milyonlarca yeni hücre yaratır. İnsanın karşılaştığı tüm kötülüklerin, hastalığın, fakirliğin ve mutsuzluğun nedeni, kusurlu düşüncelerdir. Olumsuz düşüncelerin ve stresin, insan bedenine ve beyin fonksiyonlarına ciddi zararlar verdiği ispatlanmıştır. Bunun nedeni; duygu ve düşüncelerimizin sürekli bir araya gelip, yeniden organize olup bedenimizi baştan yaratmalarıdır.
Yaşlanmaya dair tüm inanışlar bizim zihnimizden kaynaklanır, bu yüzden bu düşünceleri bilincinizden atarak, ebedi gençlik ve sağlık fikri üzerinde yoğunlaşın. Toplumun hastalık ve yaşlılık konusunda verdiği mesajları dinlemeyin. Vücudunuzun sadece bir kaç aylık olduğunu, tıpkı bir çocuğunki gibi esnek ve mükemmel olduğunu düşünün. Mükemmel sağlığa, mükemmel bir vücuda, mükemmel bir kiloya ve sonsuz gençliğe ulaşacak şekilde düşünebilirsiniz. Sürekli mükemmelliği düşünerek bunu gerçekleştirebilirsiniz.
Etrafınızda ne olursa olsun, parmağınızla mutlu hissetme düğmesine basın ve basılı kalsın.
Mükemmel sağlığa ve mutluluğa odaklanmak, dışarıda ne olanlara, başımıza gelebileceklere rağmen hepimizin kendi içinde yapabileceğimiz bir şeydir.
Hastalıklardan bahseden birini dinlediğinizde, buna odaklandığınız için siz de hastalığı davet edersiniz. Ayrıca onun hastalığının ilerlemesi yönünde enerji vermiş olursunuz. Bu durumdaki birine yardımcı olmak istiyorsanız; sohbet konusunu elinizden geldiğince güzel şeylere yönlendirin ya da kendi yolunuza gidin. Oradan uzaklaşırken ise; o insanın sağlıklı olduğunu imgeleyerek ve hissederek ona güç ve enerji verin, gerisini akışa bırakın.
Unutmayın, Evrende zaman ve boyut yoktur. Bu yüzden bir hastalığı iyileştirmek de, bir sivilceyi iyileştirmek kadar kolaydır. Herhangi bir sıkıntıyı kendinize çektiğinizde, onu bir sivilce boyutuna indirin, tüm olumsuz düşünceleri kafanızdan atın ve sağlığın mükemmelliğine odaklanın.
Kaynak: The Secret
15 Mart 2016 Salı
Çekim yɑsɑsı yɑpışkɑndır. Bɑşkɑsının iyi şɑnsınɑ sevindiğinizde onlɑrın iyi şɑnsı size yɑpışır!
Çekim yɑsɑsı yɑpışkɑndır. Bɑşkɑsının iyi şɑnsınɑ sevindiğinizde onlɑrın iyi şɑnsı size yɑpışır! Bɑşkɑ bir insɑndɑki bir şeyi beğendiğinizde yɑ dɑ tɑkdir ettiğinizde o özellikleri kendinize yɑpıştırırsınız. Amɑ biri hɑkkındɑ olumsuz düşünür yɑ dɑ konuşursɑnız o olumsuzluklɑrı dɑ kendinize yɑpıştırırsınız ve hepsini hɑyɑtınızɑ ɑlırsınız.
Hayat bana iyi davɾanıyoɾ, diye düşünüp hissedeɾseniz, hayatınızı iyileştiɾecek kişileɾi ve olaylaɾı kendinize çekeɾsiniz.
Şu an düşünmekte olduklaɾınız, gelecekteki yaşantınızı oluştuɾmakta. Üzeɾinde en çok düşündüğünüz ya da üzeɾine en çok odaklandığınız şey hayatınız olaɾak kaɾşınıza çıkacaktıɾ.
İnsɑnlɑrın istediklerini elde edememelerinin tek sebebi , olmɑsını istedikleri şeyler yerine, olmɑsını istemedikleri şeyler üzerine düşünüyor olmɑlɑrıdır.
Kendinizi sevmek zoɾunda olmanızın nedeni, kendinizi sevmediğiniz takdiɾde mutlu olmanızın imkansız olmasıdıɾ. Kendinizden hoşnut olmadığınız zaman, hayatta sizin için vaɾ olan tüm iyilik ve sevgiyi bloke etmiş oluyoɾsunuz.
Senɑryonuzu yɑzın. Arzu etmediğiniz şeyler gördüğünüzde, onlɑrı düşünmeyin, onlɑrı yɑzın, onlɑrlɑ konuşun, onlɑrı uzɑklɑştırın, dikkɑtinizi ɑrzu edilmeyen şeylerden uzɑklɑştırın, ɑrzu edilen şeylere odɑklɑyın
/ Rhonda Byrne /
15 Şubat 2016 Pazartesi
Bolluk bilinci!
Bolluk bereket herkesin en doğal hakkı olmasına rağmen kendinize yaptığınız olumsuz kodlamalar kişinin kendisini sabote etmesine neden olur.
Bu nasıl olur?
Sürekli tekrar ettiğiniz cümlelere dikkat edin hücrelerinizin içindeki su bunu alır ve kodlar, etrafınızda bununla ilgili manyetik bir alan oluşturur. Dolayısıyla o frekansı yaymaya başladığınız içinde o tekrar ettiğiniz şeylerin daha fazla hayatınıza çekilmesine neden olursunuz. (doğal olarak biz çektiğimiz gibi diğer insanlarda aynı çekim gücüne sahip.. ) Çünkü bu bir kuantum fiziği kuralıdır Frekansı birbirine uygun olan olaylar ve insanlar birbirine çekilir.
Kuantum fiziği, yaydığımız bu dalgaların sadece fiziksel çevremizle sınırlı kalmayıp geçmişe ve geleceğe de yayıldığını bulmuştur. Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılıyor.
Albert Einstein der ki; Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.
Anlatmaya çalıştığı tam olarak şu; Biz geçmişten geleceğe yolculuk ettiğimizi düşünüyoruz ya, aslında geçmiş gelecek hepsi şu an içerisinde mevcut. Biraz akıl karışıyor bu noktada dimi:)
Geleceğinizdeki bütün olacak olanı bugünkü bilinciniz belirliyor..
Bizler düşünce yoluyla geleceğe isteklerimizi dalga olarak yolluyoruz. Yani her bir düşüncemiz evrene teklif dalgası olarak yayılıyor.. O da tüm olasılıkları tarıyor ve size düşüncenize en yaygın olanı size çekiyor
Para parayı, mutluluk daha çok mutluluğu, başarı başarıyı... Mutsuzluk mutsuzluğu..
Dolayısıyla da iç dünyanızda ne varsa, hayatınızda karşınıza çıkacak olan odur!
Bunun içinde yapılması gereken tek şey kendinizi kıtlık bilincinden bir an önce çıkarmak..
Nur Demir-
4 Şubat 2016 Perşembe
Hayatını başkasınınkiyle kıyaslama!
Gün içerisinde çevremizde olan biten bir çok şeyi kendimizle kıyaslarız. Bilinçsizce yaptığımız bu kıyaslama, çekim yasalarını harekete geçirmekte ve bize gelecekte olumsuz olarak geri dönmekte. Bunu tespit etmenin yolu “Farkındalık”, tedavi etmenin yolu ise “Minnet.”
Zihin kavramı çocuk yaşlarda şekillenir ve insanın içinde kendine yer edinir. İçimizde adeta biri vardır ve çoğu zaman susmaz. Onun bu bitmek bilmeyen dağarcığı bilinçaltından gelir. Zihnin hemen her şeye verecek bir cevabı mutlaka vardır. Çevrede cereyan eden durumlara istemli istemsiz tepkiler verir. Bu ay ele almak istediğim konu zihnin “Kıyaslama” mekanizması.
Biçimsel olarak algıladığımız hemen her şeyi kıyaslarız. Büyük – küçük, uzun – kısa, dalgalı – düz, dağınık – düzenli, geveze – sessiz, sıcak – soğuk, temiz- kirli vb. Hayatımızın daha kaliteli ve güvenli olması açısından bunu yapmak durumundayızdır. Örneğin bir arabanın hızlı mı yoksa yavaş mı hareket ettiğini kestiremezsek bir çarpışmaya sebebiyet verebiliriz. Suyun sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu kontrol etmezsek üşüyebiliriz, daha da kötüsü yanabiliriz. Bu tip karşılaştırmalar hayat kurtarabilecek türden olabilmekteler.
Bir de hayatı içinden çıkılmaz hale sürükleyen kıyaslamalarımız vardır. Mekanizmanın sıkıntılı tarafı işte burada başlıyor. İçinde bulunduğumuz bazı durumları başkalarıyla karşılaştırma eğilimindeyizdir. Bunu yaparken kendimize verdiğimiz zararın farkına bile varmayız. Sık sık bahsedilen “Farkındalık” konusu burada da karşımıza çıkmakta. Ne düşündüğümüzü ve ne konuştuğumuzu bilmek önemli. Aksi takdirde zararlı çıkan biz olabilmekteyiz.
Okula giden bir öğrenciyi düşünün. Derslere giriyor, konuları takip ediyor, eve gidince ödevlerini yapıyor, sınav günü gelince aksilik bu ya soruları çözemiyor. Sınıftaki diğer arkadaşları pekiyi alırken, bizim öğrencimiz orta alıyor. Çocuğun zihninden bu aşamada bazı düşünceler geçecektir. “Onlar benden daha iyi.”, “Ne kadar çalışırsam çalışayım ben bu dersi artık geçemem.”, “Öğretmen diğer çocukları daha çok seviyor.”, “Ben kötü bir öğrenciyim”, “Sınıfın en kötüsü benim.” Örnekler çoğaltılabilir. Çocuğun kafasından geçen bu düşünceleri irdelersek her birinde diğerleri ve kendisi arasında bir kıyaslama yapıldığını göreceksiniz.
“Ne kadar çalışırsam çalışayım ben bu dersi artık geçemem.” – (Arkadaşlarım benden daha çalışkan, ben ise tembelim.)
“Öğretmen diğer çocukları daha çok seviyor.” – (Beni sevmiyor çünkü ben onlar gibi değilim.)
“Ben kötü bir öğrenciyim” – (Herkes benden daha iyi, ben ise beceriksizim.)
“Sınıfın en kötüsü benim.” – (Tüm arkadaşlarım benden öndeler. Artık ne yaparsam yapayım yükselemem.)
Bu kıyaslamaların çocuk için kaçınılmaz gerçekliği hazırladığının farkında mısınız? En başta kendine olan güvenini kaybedecek. Hiçbir zaman başarılı olamayacağını hissetmeye başlayacak. Çünkü bilinç ile bilinçaltı arasındaki köprülerden biri olan zihin, yaptığı karşılaştırmaları bilinçaltına gönderecek ve gelecek hayatında çocuk kendisini farkında olmadan hep aşağılanmış, ezik, başarısız, beceriksiz, tembel olarak nitelemeye başlayacak. En önemlisi evrene gönderdiği sinyal “Onlarda var bende yok” şeklinde olacak. Bu kısma dikkat çekmek istiyorum. İnsan etrafına manyetik bir alan yayar. Bu manyetik alanda size dair enerjiler, düşünceler, fikirler bulunmaktadır. Enerjinin korunumu yasası gereği bu manyetik alan kaybolmaz evrene yayılır. “Benzerler birbirini çeker” yasası gereği ise sizinle aynı enerjide olan şeyleri hayatınıza çekersiniz. Bu kanunlar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler “Kuantum Düşünce” konusunu araştırabilirler.
Şimdi konumuza bu çekim yasası kanunlarını da katarak örnekler vermeye devam edelim.
Bir şirkette çalışıyorsunuz ve arkadaşınız sizden daha çok maaş alıyor. Üstelik onunla neredeyse aynı işleri yapıyorsunuz. İçinizdeki ses konuşmaya başlıyor. “Şuna bak, oturduğu yerden benim iki katım para kazanıyor. Üstelik ben ondan daha çok çalışıyorum.” Burada evrene verilen mesaj “O kazanıyor ben kazanamıyorum.”, “Az çalışıp çok kazanıyor, çok çalışıp az kazanıyorum.” Bu yargı kişinin enerji alanını olumsuz yönde değiştirdi. Evrene verilen mesaj tamamen yokluk üzerine oldu. Yokluk enerjisi veriyorsanız benzerler birbirini çekecektir ve size hep yokluk içeren durumlar denk gelecektir. Bu nedenle kıyaslama yaparken bunun farkında olmanız lehinize olabilir.
Ağzınız, burnunuz, gözleriniz, kaşlarınız, saçlarınız var. Eliniz yüzünüz düzgün diyelim. Fakat arkadaşınız sarışın ve mavi gözlü. Sizde bu duruma taktınız kendinizi onunla kıyaslıyorsunuz. “O benden daha güzel.” Yani demek istiyorsunuz ki bende o güzellik YOK. Şimdi sizin bu enerjiniz ne kadar kuvvetli olursa size dönen enerjiler de o kadar kuvvetli olmaya başlayacak. Bir sabah uyandığınızda yüzünüzde sivilce çıkabilir. Görünmez bir kaza sonucu yüzünüze darbe alabilirsiniz. Kusura bakmayın bu gerçekliği hayatınıza siz çektiniz.
Birde gizli kıyaslamalar vardır. Genellikle dedikodu şeklinde kendini gösterir. Tanıdık birisi ev/araba almıştır nasıl aldığı hakkında fikirler üretilir. İşin boyutu rüşvete, hırsızlığa, haksız kazanca kadar gidebilir. “Nerede onda o para, kesin birinden çalmıştır.”, “Saman altından su yürütüyor “, “Millet işi biliyor bir biz bilmiyoruz.”, “Bizde para yok ki alalım” Tamam ama kıyaslama bunların neresinde? Siz bu yargılara varırken yaydığınız manyetik alanda ve bilinçaltınıza gönderdiğiniz mesajlarda hep aynı şeylerden bahsediyorsunuz: YOKLUK. “Birileri yaptı ben yapamadım. Onlar nasıl yapıyor da ben yapamıyorum? Çalmadan çırpmadan bir yere gelinmez. Bak filanca araba aldı ben alamıyorum.”
İnsan bazen kendini kendisiyle bile kıyaslar. “Bir zamanlar zayıftım, şimdi şişmanım.” Eğer şişman olma durumundan memnun ise sorun yok. Memnun değilse, bir zamanlardaki haline duyulan özlem ve karşılaştırma söz konusu. Şuan o halin yokluğu enerjisi evrene veriliyor. Gönderilen mesaj aynen şu: “Ben şişmanım.” Eğer bir insan “eskiden zayıftım” bile dese, bu cümle ile evrene verdiği mesaj “artık zayıf değilim, şişmanım” dır. Evren bu gerçekliği size hazırlamak için elinden geleni yapacaktır ve siz kilo almaya devam edeceksinizdir. Hani derler ya “bu iş kafada biter” diye aynen öyle. Düşünce yapınızı ne zaman değiştirirseniz o zaman hayatınız da değişmeye başlar.
“Kıyaslama” çoğu zaman kontrolümüz dışında gerçekleşir. Bunun tespiti “Farkında” olmakla mümkündür. Tedavisi ise çok basittir. “Minnet duymak.” İçinde bulunduğunuz duruma minnet duyarak kıyaslama yapmayı bırakabilirsiniz ve kendinizi buna alıştırabilirsiniz. Birisinin saçları sizden daha mı güzel? “Benim saçlarım çok kötü” yerine “sağlıklı saçlarım var bunun için minnet duyuyorum” diyebilirsiniz. Çevrenizdeki insanlar sizden daha mı başarılılar? “Ben beceriksizim” yerine “Öğreniyorum, kendimi geliştiriyorum.” diyebilirsiniz. Kısacası kendinizi başkalarıyla kıyaslayıp “yokluk enerjisi” vermek yerine, minnet duyarak “varlık enerjisi” verebilirsiniz. Benzerler birbirini çekeceği için, yokluk enerjisi yokluğu varlık enerjisi ise varlığı çekecektir. “Para parayı çeker” sözü bunun en güzel örneğidir.
Kaynak: indigo
8 Eylül 2015 Salı
REFAHINIZI SÖZLERLE OLUŞTURURSUNUZ
Ya da daha spesifik olursak, söylediğiniz sözlerle oluşturursunuz. İnsanlar en olumsuz şeyleri sözlerle doğruladığında bu beni hayrete düşürür.
Bugün bir arkadaşım beni, kamyonetini bir ağaca çarptığını söylemek için aradı. Bana ' Ne zaman işler benim için iyi gitmeye başlasa, beni geri çekecek bir şey mutlaka olur' dedi. Tabii ki olur; bu inancı direkt olarak bilinçaltına programlıyor, bu da fiziksel alanda gerçekleşmesi için davetiye çıkarıyor. Ne çok kez iyi şeylerin olduğunu ve insanların ' Buna inanamıyorum!' Ben hiç bir zaman bir şey kazanmam' benzeri şeyler söylediğini düşünün. Ve sonrasında kötü bir şey olur. Bir tabak kırarlar, bir şey dökerler ve ' Bunun olacağını biliyordum!' diye ilan ederler.
Öyleyse eğer refahınızı söylediğiniz sözlerle belirleyecekseniz, neden aşağıdaki gibi olumlu ifadeleri tekrarlayıp onaylamayalım.
"Bir mıknatıs gibi parayı çekerim!"
Randy Gage tarafından yazılan Refah Hakkındaki 37 Sır
SPONSOR REKLAMI
Ebru Şallı da kıyafetlerini Modacruzda satışa çıkardı!
12 Ağustos 2015 Çarşamba
REFAH HAKKINDA 37 SIR
Refah komik bir şeydir. Herkes bu kelimeyi bilir ama çok az insan gerçekten
ne anlama geldiğini bilir. Hayatınızda onun kapısını açmanız için gerekli
sırları ise daha da az sayıda insan bilir. Ama bir kez bu sırları
öğrendiğinizde tamamen cesur yeni bir dünyayla karşılaşıyorsunuz.
Sağlık, mutluluk ve zenginlik bir insana komik şeyler yapıyor. Her güne neşe ve
dinamik enerjiyle başlamanızı sağlıyorlar; bu sizi her gün barış ve uyuma
yaklaştırıyor ve her günü macerayla yaşamanızı sağlıyor. Ben bu refah
sırlarının üzerindeki örtüyü açtığım ve hayatımı gerçekten neye adayacağımı
keşfettiğim için çok şanslıyım ve bunları sizinle paylaşacağım. Şimdi
sorumluluğu size aktarıyorum. Şimdi sıra sizde. Size yakın birisinin bu
bilgiye ihtiyacı var. Öyleyse şimdi bir sonraki macera sizin...
Yolculukta,
Randy Gage
Hollywood, Florida Mart, 2003
1 EVRENE KARŞILIKSIZ VEREMEZSİNİZ.
25 Temmuz 2015 Cumartesi
Hayat, çekim yasasını temel alıyor. Her şey çekim yasası ile ilgili ve çekim yasası her zaman işliyor. İnanın, inanmayın, anlayın ya da anlamayın, her zaman işliyor.
Hayat, çekim yasasını temel alıyor. Her şey çekim yasası ile ilgili ve çekim yasası her zaman işliyor. İnanın, inanmayın, anlayın ya da anlamayın, her zaman işliyor.
Geçmişi, bu anı veya geleceği düşünüyor olabilirsiniz. Bunu ister imgeleyerek, ister anılara giderek veya tefekküre dalarak yapın. Her şekilde o düşünceyi harekete geçirirsiniz ve evrenin en güçlü yasası olan çekim yasası, bu düşüncenize cevap verir.
En çok hasta olan, hastalıktan en çok bahsedendir. Bolluktan en çok bahseden, bolluk içindedir.
Bilinçli veya bilinçsiz, aklınızda tuttuğunuz; sizi (olumsuz) etkileyen düşüncelerden kurtulun! Asıl zorluk budur. "Sır"ra dikkatli bakın... Günlük hayatınızda düşüncenin gücüne... Tek yapmamız gereken gözlerimizi açıp bakmak.
Bilimsel olarak açıklanmıştır ki, yapıcı düşünce, olumsuz düşünceden 100 kat güçlüdür. Eh, o zaman bunu biliyorsanız, korku azalır.
The Secret - Sır ·
SPONSOR REKLAMI
23 Temmuz 2015 Perşembe
Başınıza gelen her şeyi, siz hayatınıza çekiyorsunuz ve hepsi zihninizde tuttuğunuz suretlerden dolayı size geliyor ve bu durum da sizin düşüncelerinizden kaynaklanıyor.
Başınıza gelen her şeyi, siz hayatınıza çekiyorsunuz ve hepsi zihninizde tuttuğunuz suretlerden dolayı size geliyor ve bu durum da sizin düşüncelerinizden kaynaklanıyor. Ne düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz. Eskinin bilge insanları bunu bilirlerdi.
Mesela Babilliler, bunu hep bilirlerdi. Ama bilenler toplumun küçük "seçkin" bir kısmıydı.
Sizce neden dünya nüfusunun % 1'i, dünyadaki toplam maddi gelirinin % 96'sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil!
Düzen böyledir, onlar bir şeyleri anlamışlardır. Onlar "sır"rı biliyorlar.
Kendinizi bir mıknatıs gibi düşünürseniz (hepimiz biliriz ki mıknatısın bir çekim gücü vardır çekim yasası da "Benzerler birbirini çeker" der).
Bizim işimiz insanlara istedikleri şeyi, düşünmeyi öğretmek.
İstediğimiz şeyi zihnimizde netleştirmek. İşte bu noktadan sonra evrenin en güçlü yasası işlemeye başlıyor; çekim yasası.
En çok neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz ve o hale gelirsiniz. Bu prensip 3 basit kelimeyle açıklanabilir:
Düşünceler nesnelere dönüşür; birçok kişi şunu anlamaz; her düşüncenin bir frekansı vardır ve düşünce ölçülebilir.
Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz ya da sürekli hayalini kurarsanız: (İstediginiz yeni arabayı almak, ihtiyacınız olan parayı bulmak, veya ruh eşinizi bulmak); o düşünceyle ilgili olan frekansı uygun bir temele yerleştirirsiniz.
Düşünceler etrafa manyetik bir sinyal yayarlar ve bu sinyaller tekrar size dönerler.
Sorun şu ki; çoğu insan istemediği şeyi düşünür! Ve başlarına olumsuzlukların niye tekrar tekrar geldiğini merak eder. Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez!
Çekim yasası da, bu düşünceye cevap verir ve uygun şeyleri size getirir. İstemediğiniz bir şeye baktığınızda ve ona "Hayır!" diye bağırdığınızda onu uzaklaştırmaz, aksine onunla ilgili düşünceyi harekete geçirirsiniz ve bu defa çekim yasası o düşünceyle ilgili şeyleri önünüze getirmeye başlar.
Mesela Babilliler, bunu hep bilirlerdi. Ama bilenler toplumun küçük "seçkin" bir kısmıydı.
Sizce neden dünya nüfusunun % 1'i, dünyadaki toplam maddi gelirinin % 96'sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil!
Düzen böyledir, onlar bir şeyleri anlamışlardır. Onlar "sır"rı biliyorlar.
Kendinizi bir mıknatıs gibi düşünürseniz (hepimiz biliriz ki mıknatısın bir çekim gücü vardır çekim yasası da "Benzerler birbirini çeker" der).
Bizim işimiz insanlara istedikleri şeyi, düşünmeyi öğretmek.
İstediğimiz şeyi zihnimizde netleştirmek. İşte bu noktadan sonra evrenin en güçlü yasası işlemeye başlıyor; çekim yasası.
En çok neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz ve o hale gelirsiniz. Bu prensip 3 basit kelimeyle açıklanabilir:
Düşünceler nesnelere dönüşür; birçok kişi şunu anlamaz; her düşüncenin bir frekansı vardır ve düşünce ölçülebilir.
Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz ya da sürekli hayalini kurarsanız: (İstediginiz yeni arabayı almak, ihtiyacınız olan parayı bulmak, veya ruh eşinizi bulmak); o düşünceyle ilgili olan frekansı uygun bir temele yerleştirirsiniz.
Düşünceler etrafa manyetik bir sinyal yayarlar ve bu sinyaller tekrar size dönerler.
Sorun şu ki; çoğu insan istemediği şeyi düşünür! Ve başlarına olumsuzlukların niye tekrar tekrar geldiğini merak eder. Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez!
Çekim yasası da, bu düşünceye cevap verir ve uygun şeyleri size getirir. İstemediğiniz bir şeye baktığınızda ve ona "Hayır!" diye bağırdığınızda onu uzaklaştırmaz, aksine onunla ilgili düşünceyi harekete geçirirsiniz ve bu defa çekim yasası o düşünceyle ilgili şeyleri önünüze getirmeye başlar.
SPONSOR REKLAMI
6 Ocak 2015 Salı
Dileği oldurmak
Hazırlanış – Düzen
...............................
Tedriç yasası: Her şeyin bir aşamalı gelişimi vardır. Haliyle isteklerimiz de evrende belli aşamalarda gerçekleşir, bu yüzden isteklerin gerçekleşmesi için belli bir zaman diliminden bahsedebiliriz.
Anlık düşünceler ve yayılan anlık enerjiler, evrensel dengeden dolayı hemen dağılır. (Buna mühendislikte entropi yasası denir, her şey düzensizliğe doğru gider.) Bu yüzden bir şeyi sadece istemek, o şeyin olması için yeterli değildir. Enerji belli bir süre sonra dağılmaya meyillidir. Lakin her gün düzenli olarak isteğimize konsantre olursak, enerji yoğunlaşacağı için dağılmadan aynı bir enerji topu gibi evrene yollayabiliriz. Bunun için aynı saatte ve periyodik olarak yapmak oldukça önemlidir. Kendimize bir gün veya süreç belirleyelim -mesela 7 gün gibi- ve aynı saatte düzenli olarak çalışmayı yapalım.
İkinci olarak bir dileğin gerçekleşmesi için ne kadar uzun bir ön hazırlık aşaması yaparsak, bir şeyleri gerçekleştirmek o kadar kolaylaşır. Çünkü ön hazırlığa başladığımız anda enerji zaten odaklanmaya başlar, odaklanmış enerjiye isteği yükleyerek göndermek çok daha kolaydır. Ön hazırlıklara örnek vermek gerekirse, bir mum veya tütsü yakabilir, bunun yanı sıra ortamı fiziksel olarak arındırıp temizleyerek, toplayarak, ortamdaki ruhsal enerjiyi de düzenleyebilir, çalışma öncesi banyo yapabiliriz. (abdest almak, enerjiyle arınmak vs.) Bu ön hazırlıklar aynı zamanda çalışmanın ne kadar önemli olduğu mesajını bilinçaltına gönderir ve bizi buna inandırır. Özellikle dileğimizi gerçekleştirmek istediğimiz alanı temizlemek, enerjiyi daha net aktarmamıza yardımcı olur. Çünkü dağınık odalardaki enerjiler de dağınıktır, bu da enerjiyi yoğunlaştırmayı zorlaştırır. Feng shui, bu noktada devreye girer.
5 Kasım 2014 Çarşamba
Eğer dileklerimiz olmuyorsa, çoğu zaman birinci dilekten daha güçlü ikinci bir inancımız vardır
İçimizde çok daha inatçı ve istekleri olan bir parçamız daha vardır; BİLİNÇALTIMIZ.
Bilinçaltımız bir boykotçudur.
Yani boykotçumuz. Bu ikinci inanç, mutlaka birinciye karşı çalışır ve de daha sürekli, daha büyük ve önemli bir azim ile. Dileğimizin gerçekleşmesi adına yaptığımız çalışmamızı bir kere dikkatlice incelersek görürüz ki, günde 10 dakika bu dileğimizle ilgilenmişizdir.
Bu çalışmamızda dileğimize güç verir, belki iç gözümüzle hayal bile ederiz, yani vizyonumuza dahil eder, ama sonra tekrar gündelik yaşantımıza devam ederiz. Ama geriye kalan 23 saat 50 dakika bilinçaltı boykotçumuz bunun zaten olamayacağını, bunların zırva olduğunu, aslında zaten bu dileğimizi karşılayacak şeylerin bizim hakkımız olmadığına bizi inandırır.
Gerçek olan, bir şeyi yeterince uzun bir süre bilincimizde muhafaza edersek, bunun dış dünyada da maddeleşmek zorunda olduğudur. Ancak ve maalesef bilincimiz, muntazaman enerji yayan tek merci değildir.
TİTREŞİM FREKANSINI YÜKSELTMEK:
Bu radyodaki bir kanalın değiştirilmesi gibidir. Olayları algıladığımız frekansımızın düğmesini birazcık oynatırız. Ama bunu nasıl yaparız? Mesela titreşimimizi güzel şeyler düşünerek, dua okuyarak veya pozitif affirmasyon, olumlama cümlelerini tekrarlamak bile düşünsel titreşimlerimizi, şimdiye kadar bilmediğimiz alanlara yükseltir ve bu sayede dıştaki, görünür dünyada ulaşılması mümkün olmayacak gibi görünen şeylerin hayatımıza girmesine olanak sağlar. Kendimizi, arzu edilen frekansa açmadıkça, onu anlayamayız da. Onu ne duyar, ne elleyebilir, ne de evimize davet edebiliriz. Doğru istemeyi arzu ediyorsak, kendimizi yeniliklere açmalıyız, yoksa gerçekleştiğini de anlayamayız.
alıntıdır..
Bilinçaltımız bir boykotçudur.
Yani boykotçumuz. Bu ikinci inanç, mutlaka birinciye karşı çalışır ve de daha sürekli, daha büyük ve önemli bir azim ile. Dileğimizin gerçekleşmesi adına yaptığımız çalışmamızı bir kere dikkatlice incelersek görürüz ki, günde 10 dakika bu dileğimizle ilgilenmişizdir.
Bu çalışmamızda dileğimize güç verir, belki iç gözümüzle hayal bile ederiz, yani vizyonumuza dahil eder, ama sonra tekrar gündelik yaşantımıza devam ederiz. Ama geriye kalan 23 saat 50 dakika bilinçaltı boykotçumuz bunun zaten olamayacağını, bunların zırva olduğunu, aslında zaten bu dileğimizi karşılayacak şeylerin bizim hakkımız olmadığına bizi inandırır.
Gerçek olan, bir şeyi yeterince uzun bir süre bilincimizde muhafaza edersek, bunun dış dünyada da maddeleşmek zorunda olduğudur. Ancak ve maalesef bilincimiz, muntazaman enerji yayan tek merci değildir.
TİTREŞİM FREKANSINI YÜKSELTMEK:
Bu radyodaki bir kanalın değiştirilmesi gibidir. Olayları algıladığımız frekansımızın düğmesini birazcık oynatırız. Ama bunu nasıl yaparız? Mesela titreşimimizi güzel şeyler düşünerek, dua okuyarak veya pozitif affirmasyon, olumlama cümlelerini tekrarlamak bile düşünsel titreşimlerimizi, şimdiye kadar bilmediğimiz alanlara yükseltir ve bu sayede dıştaki, görünür dünyada ulaşılması mümkün olmayacak gibi görünen şeylerin hayatımıza girmesine olanak sağlar. Kendimizi, arzu edilen frekansa açmadıkça, onu anlayamayız da. Onu ne duyar, ne elleyebilir, ne de evimize davet edebiliriz. Doğru istemeyi arzu ediyorsak, kendimizi yeniliklere açmalıyız, yoksa gerçekleştiğini de anlayamayız.
alıntıdır..
27 Ekim 2014 Pazartesi
DÜŞÜNCELERİNİZ GÜÇTÜR
Zihin, dünyamızı şekillendiren milyonlarca düşünce ve fikri yaratır, anlar. Bu nedenle zihin, gücün bir formudur. Düşünce gücünüzü geliştirmek tek temel beceriye bağlıdır; BİLİNÇLİ OLMAK.
Bu beceriler zihin gücü kontrolünün temelidir.
Bu beceriler zihin gücü kontrolünün temelidir.
Yaşamınızdaki olaylar ve etrafınızdaki deneyimler yaşamınıza sokmayı seçtiğiniz şeylerin sonucudur. Çoğu insan buna inanmak istemiyor çünkü bu, başlarına gelen olumsuz şeyi kendilerinin istemesi anlamına geliyor.
Birçok insanın “istediğinizi alırsınız” düşüncesini kabullenmemelerinin sebebi vardır: farkında olmadan hayatlarındaki olayların düşüncelerden kaynaklandığını keşfetmek çok zordur.
Örnek: Buzdolabında olmayan 1 elmayı düşünmeyi seçip sonra kalkıp buzdolabına baktığınızda bir elma elde edemezsiniz. Yine de kesinlikle zihniniz istediğiniz şeyi size getirecektir. Ama bunu daha çok olaylar ve çevrenizdeki enerjiler vasıtasıyla yapacaktır. Bir arkadaşınızın elinde bir elma ile çıkıp gelebilir. Ya da bir arkadaşınıza ziyarete gittiğinizde fazladan bir elmalarının olduğunu görebilirsiniz. Hedefleriniz GERÇEKLEŞECEKTİR.
Ama neyi istediğinizi bilmeli ve sabırlı olmalısınız. Dilemek, ummak, arzu etmek ve zihninizin amaçlarını gerçekleştirmesi arasında bir fark vardır:
Zihniniz korkunç derecede itaatkardır. Ondan ne isterseniz yerine getirecektir doğru bir şekilde istediğiniz takdirde tabii…!
Ama neyi istediğinizi bilmeli ve sabırlı olmalısınız. Dilemek, ummak, arzu etmek ve zihninizin amaçlarını gerçekleştirmesi arasında bir fark vardır:
Zihniniz korkunç derecede itaatkardır. Ondan ne isterseniz yerine getirecektir doğru bir şekilde istediğiniz takdirde tabii…!
25 Ekim 2014 Cumartesi
Sen Hangi Rezonans Alanlarında Bulunuyorsun?
İsteklerimizle rezonansa geçebilmek için önümüzde birçok imkan vardır. Bunların arasından sana en çok mutluluk vereni seçebilirsin. Zira isteklerimizi yaşamımıza çekebilmemiz için gerekli en önemli enerji taşıyıcıları, mutluluk ve kolaylıktır. Olaya çok ciddi ve gergin girersek eğer, otomatikman negatif anlamda ciddi ve gergin bir rezonans alanı oluştururuz. Bunun sonucunda da yaşamımıza çekeceğimiz şeyin gergin bir ciddiyet olduğunu söylememize gerek yok, sanırım.
Yöntemlerin hepsi bir çırpıda sonuç vermeyecek ya da hemen favorin olmayacaktır. Hatta belki bazı tekniklerde içinden gelen bir direniş, hüzün ya da şüphe hissedeceksin. Veya inanç cümlelerine inanmakta ya da başlangıçta isteklerini gözünde canlandırmakta zorluk çekeceksin. Bütün bunlar çok normal. Hayal kırıklığına uğrayıp üzülme, çünkü Rezonans Kanununa göre bu, zorlukları körüklemekten başka işe yaramaz. Unutma ki;
Düşündüğün, hissettiğin ya da inandığın her şeyi yaşamına çekersin.
26 Ağustos 2014 Salı
EVRENSEL ÇEKİM YASASI
** Ben huzurlu bir insansam hayatıma huzurlu insanları çekerim. Ama dikkat edin, yüzümde mutluluk maskesi varsa ve içimde mutluluk ve huzur yoktur.
**Bu maskeyle birçok kişi dolaşıyor, hayatıma mutlu insanları çekemem. Sadece bana yalan söyleyen ve maskeli insanları hayatıma çekerim.
Herkesin merak ettiği bir konu var. Nedir bu Çekim Yasası?
Aslında çekim yasasının içerisinde yaşıyoruz. Yaradan’ın yarattığı sistem zaten çekim yasasıyla çalışıyor.
Güneş dünyayı ve diğer gezegenleri çekiyor, diğer gezegenler ve dünya güneşin etrafında dönüyor. Dünya ayı çekiyor, ay da dünyanın etrafında dönüyor. Güneş de Samanyolunun etrafında gezegenlerle birlikte dönüyor. Büyük enerji daha küçük enerjiyi etrafında döndürür ve kendisine doğru çeker. Bu çekim yasasıdır.
Kainattaki her zerre çekim gücüyle titreşiyor ve çalışıyor. Bir mikroskopta hücrelerimizin derinliklerine bakacak olursak, göreceğimiz şudur; Nötron, Proton, Elektronlar ve daha da derinliklerde IŞIK ! . Evet ilginç değil mi? Bedenimizin temelinde IŞIK var. Yani temelimizde enerjiden oluşuyoruz. Evren moleküler düzeyde, atom düzeyinde çalıştığından aslında her şey bir ışık. Kainat, bu gezegen ve bizler ışığın yoğunlaştırılmış haliyiz. Maddeye dönüştüğü haliyiz.
Şimdi bu çekim yasasını kendi hayatımızda ki yansımasını inceleyelim.
Bir insanı enerji santrali gibi düşününüz. Beynimiz ve bedenimiz bir enerji üretir. Bu enerji bir gezegen mantığı ile bakarsak, kendine doğru bir şeyler çekmeye başlıyor. İşte asıl nokta burası. Şu an okuyacaklarınızı ilk başlarda benim yaptığım gibi, sizler de reddedebilir ya da saçma diyebilirsiniz.
DÜŞÜNDÜĞÜN HER ŞEYİ KENDİNE ÇEKERSİN
Hazır olun ! Düşündüğün her şeyi kendine çekersin. Düşündüğün her şeyi kendin oluşturuyorsun. Yani, bugün her ne yaşıyorsan, aslında daha önce düşündüğün için yaşıyorsun. Yarın her ne yaşayacaksan, bugün onu düşündüğün için yaşayacaksın. Yaşadığınız olayların çoğunu, yaşamadan önce beyninizde oluşturuyorsunuz.
Çekim yasasına bir örnek verecek olursak; ben mutlu bir insansam, hayatıma mutlu insanları çekerim. Ben huzurlu bir insansam hayatıma huzurlu insanları çekerim. Ama dikkat edin, yüzümde mutluluk maskesi varsa ve içimde mutluluk ve huzur yoktur. Bu maskeyle birçok kişi dolaşıyor, hayatıma mutlu insanları çekemem. Sadece bana yalan söyleyen ve maskeli insanları hayatıma çekerim. O yüzden yapmanız gereken çok basit.
Çekim yasası çok basit.
Ne düşünürsen onu çekersin.
Ne ekersen onu biçersin.
Benzer enerjiler benzer enerjileri hayatına çeker. Derler ya davul bile dengi dengine, enerji de dengi dengine. Yani eğer ben dipteysen hayatıma dipteki insanları ve dipteki olayları çekerim (iptal). Eğer ben yüksekteysem hayatıma yüksekteki olayları ve yüksekteki insanları çekerim, çekim yasası (para parayı çeker derler ki DOĞRUDUR !).
Ne düşünürsen onu çekersin.
Ne ekersen onu biçersin.
Benzer enerjiler benzer enerjileri hayatına çeker. Derler ya davul bile dengi dengine, enerji de dengi dengine. Yani eğer ben dipteysen hayatıma dipteki insanları ve dipteki olayları çekerim (iptal). Eğer ben yüksekteysem hayatıma yüksekteki olayları ve yüksekteki insanları çekerim, çekim yasası (para parayı çeker derler ki DOĞRUDUR !).
HAYATINIZA NEYİ ÇEKMEK İSTİYORSANIZ ONU DÜŞÜNÜN
Eğer benim hastalık korkum varsa, hayatıma hastalıkları çekerim. Benim başarısızlık korkum varsa hayatıma başarısızlıkları çekerim. Hata yapma korkum varsa her zaman hata yapmama sebep olacak olayları ve insanları hayatıma çekerim.
İlk başlarda kabul edilmesi oldukça zor gelir insana. Çünkü yaşadığımız sıkıntılar için suçlayacak birilerini bulmuştuk. Şimdi OK bize doğru döndü. Kurduğumuz bütün sistem bir anda yıkılıverdi. Benim öyle olmuştu. Yaşadığım tüm aksilikler ve olumsuzluklar için suçlayacak birileri her zaman vardı. Bazen de kendimi tabi… Şuan neler hissettiğinizi anlayabiliyorum…
Evet yola devam ediyoruz…
Hayatınıza neyi çekmek istiyorsanız onu düşünün. Seçim yine size ait, ister olumluları düşünün, ister olumsuzları düşünün. Bu haftanızı nasıl yaşamak istiyorsunuz onu düşünün. Hayat bir çekim yasası, hayatınıza neyi çekmek istiyorsunuz, ne yapmak istiyorsunuz?
Nerede takılı kaldınız hayatınızda bir gözleyin, takılı kaldığınız her şeyi daha önce hayatınıza siz çağırdınız. Düşündüğünüz her şeyi hayatınıza siz çağırdınız. Çekim yasası budur.
Olumlu da gerçekleşir, olumsuz da gerçekleşir. Eğer mutlu bir insansanız, pozitif bir insansanız olumlu düşündüklerinizi çok hızlı hayatınıza çekersiniz.
Eğer negatif bir insansanız bütün olumsuzlukları, dertleri, hastalıkları, sorunları kendinize çekersiniz. O yüzden yapmanız gereken arınmayı seçmek.
Alıntıdır..
6 Eylül 2013 Cuma
DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ
DÜŞÜNCELERİMİZİN BAZI TEMEL NOKTALARI
Her birimiz tüm yaşam deneyimlerimizden yüzde yüz sorumluyuz. Aklımızda oluşan her düşünce geleceğimizi yaratmaktadır ve güç merkezi, daima yaşadığımız anın içindedir. Herkes kendinden nefret ve suçluluk duygusu yüzünden acı çeker. Herkes için en büyük mutsuzluk, “yeterince iyi değilim” diye düşünmektir. Bu sadece bir düşüncedir ve düşünce değiştirilebilir. Dargınlık, güceniklik, olumsuz eleştiri ve suçluluk en zarar verici düşünce kalıplarıdır. Kırılma, gücenme, darılma duygularımızın üstesinden gelebilmek, kanseri bile yok edici bir düşünce gücüdür.
Kendimizi gerçekten sevdiğimiz zaman, hayatımız her yönüyle düzene girer. Geçmişimizden kurtulmalı ve herkesi bağışlamalıyız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeye istekli olmalıyız. Olumlu değişimlerin anahtarı, şimdi ve burada kendimizi onaylamak ve kabul etmektir.
Bedenimizde “hastalık” denen şeyin yaratıcısı biziz.
“Bilgeliğin ve bilginin kapıları daima açıktır”
YAŞAM GERÇEKTEN ÇOK BASİT. NE EKERSEK, ONU BİÇİYORUZ
Kendi hakkımızda düşündüklerimiz, kendi gerçeklerimiz oluyor. İçinde bulunduğumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduğumuz sıkıntı, üzüntü, ve düşkırıklığı için bir başkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de başkasına kaptırmış oluyoruz. Hiçbir kişi, hiçbir şey, hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil, çünkü aklımızla düşünce oluşturan yanlızca “biz”iz. Deneyimlerimizi, gerçekliğimizi ve bunda yer alan tüm kişileri yaratan bizi. Düşüncelerimizde barış, uyum, denge yarattığımızda bunları kendi yaşamımızda da bulacağız. Aşağıdaki cümlelerden hangisi size doğru geliyor?
“İnsanlar hep beni kullanıyor, zarar veriyor”
“İnsanlar hep yardımcı oluyor”
Bu iki düşünce ve inanç yaşamımızda çok farklı deneyimler yaratacaktır. Kendimiz ve hayat hakkındaki inançlarımız, bizim gerçeğimizi oluşturur.
BİLİNÇALTIMIZ, SEÇTİĞİMİZ HER DÜŞÜNCE VE İNANÇTA BİZİ TÜMÜYLE DESTEKLER
Bilinçaltımız inanmayı seçtiğimiz herşeyi kabul eder. Yani kendim ve hayat hakkındaki inançlarım ve düşündüklerim, yaşamımın gerçeği olur. Ve düşünebileceğimiz şeyler konusunda sınırsız seçimimiz var. Bunu bildiğimizde “insanlar hep beni kullanıyor” yerine “insanlar hep bana yardımcı olmaya çalışıyor”u seçmek daha mantıklı değil mi?
EVRENSEL GÜÇ BİZİ ASLA YARGILAMAZ VE ELEŞTİRMEZ
Evrensel güç, bizi kendi değerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaşamımıza yansıtır. Eğer “hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceğine inanmıyorum”u seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım.
Ama, bu inancı kafamdan atmak ister de, “Sevgi her yerde. Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendime sürekli tekrarlarsam, bu da benim yeni gerçeğim olacaktır. Yani hayatıma sevecen insanlar girmeye başlayacak, yaşamımda zaten varolan insanlar bana karşı daha sevecen olmaya başlayacak ve kendimin de sevgimi kolaylıkla başkalarına ifade edebileceğimi göreceğim.
ÇOĞUMUZUN KİM OLDUĞUMUZ KONUSUNDA SAÇMA DÜŞÜNCELERİ VE HAYATIN NASIL YAŞANMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA ÇOK, ÇOK KATI KURALLARI VAR
Bunu kendimizi suçlamak için söylemiyorum. Çünkü şu anda yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eğer daha iyisini bilseydik, daha çok şeylerin farkında ve anlayışında olsaydık, başka türlü davranırdık. Lütfen sakın sakın, şu anda bulunduğunuz nokta konusunda kendinizi küçümsemeyin. Bu yazıyı veya kitabını okuyor olmanız bile hayatınızda olumlu değişimler yapmaya hazır olduğunuzu gösteriyor. Bunun için kendinizi takdir edin.
ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDAYKEN, KENDİMİZ VE YAŞAM HAKKINDA NELER HİSSEDECEĞİMİZİ ÇEVREMİZDEKİ YETİŞKİNLERİN TEPKİLERİNDEN ÖĞRENİRİZ
Kendimiz ve yaşamımız hakkında ne düşünmemiz gerektiğini böyle öğreniyoruz. Eğer mutsuz, korku, suçluluk ya da öfke dolu insanların içinde yetişmişseniz, kendiniz ve hayat hakkındaki görüşleriniz de olumsuz düşüncelerle dolu olacaktır.
“Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” “bu, benim hatam” “Eğer bir şeye kızarsam, ben kötü bir insanım” İşte bu tür inançlar, düşkırıklığı dolu bir hayat yaratır.
BÜYÜDÜĞÜMÜZDE, ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ YAŞAMIMIZIN DUYGUSAL ORTAMINI YENİDEN YARATMA EĞİLİMİ GÖSTERİRİZ
Bu iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece içimizde “yuva” olarak bildiğimiz şeydir. Bunun yanısıra kişisel ilişkilerimizde, annemiz veya babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma eğilimi gösteririz. Tıpkı annenize veya babanıza benzeyen sevgililerinizi ya da patronlarınızı düşünün. Anne, babamızın bize gösterdiği davranışları kendimize de gösteriyoruz. Kendimizi aynı şekilde suçluyor ve cezalandırıyoruz. Kendi söylediklerimizi dinlediğimizde, hemen hemen aynı kelimeleri kullandığımızı görebilirsiniz.
Kendimizi sevmeyi ve desteklemeyi de aynı şekilde yapıyoruz, tabii eğer çocukluğumuzda sevilmiş ve desteklenmişsek. “Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun” “hep senin hatan” Bunları ne kadar sıklıkla kendinize söylüyorsunuz?. “Harikasın” “Seni Seviyorum” ya bunları ne kadar sık söylüyorsunuz?
AMA TÜM BUNLAR İÇİN, ANNE BABALARIMIZI SUÇLAMAYALIM
Hepimiz kurbanların kurbanıyız. Onlar kendilerinin bilmediği şeyi bize nasıl öğretebilirlerdi ki? Anneniz kendini sevmeyi bilmiyorsa, babanız kendini sevmeyi bilmiyorsa, onların size kendinizi sevmeyi öğretmesi de imkansız olacaktır. Onlar da çocukluklarında kendilerine öğretilen şeylere dayanarak, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Eğer anne ve babanızı anlamak istiyorsanız, onları kendi çocukluklarıyla ilgili konuşturmaya çalışın. Eğer anlayışla dinleyebiliyorsanız, onların korkularının ve katı kurallarının nereden geldiğini anlama olanağını bulacaksınız. Size bütün bu “kötülükleri” yapan anne babanızın da sizin kadar korku dolu olduklarını göreceksiniz.
ANNE BABAMIZI BİZİM SEÇTİĞİMİZE İNANIYORUM
Her birimiz bu gezegende zaman ve mekandaki belirli bir noktada yeniden bedenlenmeye karar veriyoruz. Manevi evrim yolunda gelişmemize yardımcı olacak belirli bir dersi öğrenmek için buraya gelmeyi seçtik. Cinsiyetimizi, rengimizi, ırkımızı, ülkemizi kendimiz seçiyoruz ve bu yaşamda üstünde çalışmak istediğimiz kalıpları bize yansıtabilecek en uygun anne babayı da biz belirliyoruz. Ama büyüdüğümüzde, işaret parmağımızı onlara yönelterek suçluyoruz: “benim böyle olmamın nedeni sizsiniz”. Aslında onları seçen biziz, çünkü aşmamız gereken engeller için onlar mükemmel bir seçimdi.
İnanç sistemimizi çok küçük yaşlarda ediniyoruz ve yaşamımızı bu inanç sistemlerine uygun deneyimleri yaratarak sürdürüyoruz. Hayatınıza şöyle bir dönüp bakın. Ne kadar sık aynı deneyimi yaşadığınıza dikkat edin. Bu deneyimleri tekrar ve tekrar yarattınız, çünkü bunlar size, kendiniz hakkında inandığınız şeylere aynalık ediyordu. Aynı sorunla ne kadar uzun süre yaşadığımız, sorunun ne kadar önemli olduğu ya da yaşamımıza yönelik ne kadar tehlike taşıdığı hiç önemli değil.
GÜÇ NOKTASI DAİMA ŞİMDİ Kİ ANDADIR
Hayatınızın bu anına kadar yaşadığınız tüm deneyimler, geçmişinize dayanan düşünce ve inançlarınızın ürünüdür. Her deneyim, dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl, 10-20 ya da daha fazla yıllar önce (yaşınıza göre) oluşturduğunuz düşünceler ve kullandığınız sözcüklerle yaratıldı. Ama bunlarda geçmişte kaldı. Yaşandı ve bitti. Şimdi önemli olan, bu andan itibaren neyi düşünmeyi, neye inanmayı ve neyi söylemeyi seçtiğiniz. Çünkü bu düşünceler ve sözcükler, geleceğinizi yaratacak. Güç noktanız, şimdiki anda ve yarınınıza, gelecek haftanıza, gelecek ayınıza, gelecek yılınıza vs. şekil veriyor. Şu anda ne düşündüğünüze dikkat edin. Olumlu mu, olumsuz mu? Bu düşüncenizin yarınınızı biçimlendirmesini istiyor musunuz? Dikkat edin ve farkında olun.
HER ŞEYİN MALZEMESİ DÜŞÜNCEDİR, VE DÜŞÜNCELERİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ
Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Kendinden nefret etmek bile, kendiniz hakkındaki nefret dolu düşüncelerin ürünü. “Ben kötü bir insanım” diyen bir düşünceniz var. Bu düşünce bir duygu yaratıyor ve siz bu duyguya kendinizi kaptırıyorsunuz. Oysa öyle bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir duygunuz da olmayacaktı. Düşünceler ise değiştirilebilir. Düşüncenizi değiştirin, duygularınız da ortadan kaybolacaktır.
Tüm bunları size inançlarımızın nerden geldiğini göstermek için anlattım. Bu bilgileri lütfen, acımızın içine gömülmek için mazaret olarak kullanmayalım. Geçmişin üzerimizde gücü yok. Olumsuz bir düşünce kalıbını ne kadar uzun sürdürmüş olmamızın önemi yok. Güç noktası şimdiki anda. Farkına varmak için ne harikulade bir şey. Şu andan itibaren özgür olmayı seçebilirsiniz!
İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN, DÜŞÜNCELERİMİZİ BİZ SEÇİYORUZ
Aynı düşünceleri bir alışkanlık olarak o kadar tekrar tekrar düşünüyor olabiliriz ki, bu bize düşüncelerimizi kendimiz seçmiyoruz izlenimi verebilir. Ama ilk seçimi biz yaptık. Bazı düşünceleri düşünmeyi reddedebiliriz. Ne kadar sıklıkla kendiniz hakkında olumlu birşey düşünmeyi kabul etmediniz? Pekala, aynı şekilde kendinizle ilgili olumsuz düşünceleri de reddedebilirsiniz. Bu konudaki çalışmalarım esnasında çalıştığım herkes az ya da çok kendinden nefret ve suçluluk duygularıyla boğuşuyor. Bu iki olumsuz duygu ne kadar fazlaysa, hayatımız da o kadar mutsuz oluyor. Bu iki duygu azaldıkça da yaşamımız her boyutuyla daha iyiye doğru gidiyor.
HEMEN HERKESİN ÇEKİRDEK İNANCI: “YETERİNCE İYİ DEĞİLİM”
“Yeterince iyi değilim” inancının yanısıra “Yeterince çaba gösteremiyorum” ya da “Layık değilim” inançları da var. Bunları söyleyenlerden misiniz? Yeterli olmadığınızı düşünüyor ya da hissediyor musunuz? Ama kime göre? Kimin standartlarına göre? Eğer bu inancınız güçlüyse, o zaman nasıl sevgi dolu, mutlu, başarılı, sağlıklı bir hayat yaratabilirsiniz? Bu güçlü bilinçaltı inancınız, yaşamınıza sürekli çelişkiler getirecek, bir yerlerde aksamalar olacak, bir şeyler sürekli yanlış gidecek.
KIRGINLIK, YARGILAMA, SUÇLULUK VE KORKU HERŞEYDEN ÇOK SORUN YARATIR
Bu dört duygu hem bedenimiz, hem de yaşamımızdaki temel sorunların kaynağı oluyor. Bu duygular, yaşam deneyimlerimizin sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlamaktan kaynaklanıyor. Evet, yaşamımızdaki her şeyden yüzde yüz sorumlu olursak, suçlayacak kimse kalmayacak değil mi? “Dışarıda” olan herşey, iç düşüncemizin aynası. Diğer insanların kötü davranışlarına göz yummuyorum, ama bize böyle davranacak olan kişileri bize çeken şey, KENDİ inançlarımız.
Eğer kendinize şunları söylüyorsanız: “Herkes bana şöyle şöyle davranıyor, beni yargılıyor, asla benim için bir şey yapmıyor, beni paspas gibi kullanıyor, sömürüyor…” o zaman bu sizin DÜŞÜNCE KALIBINIZ.
İçinizdeki bazı düşünceler, bu tür davranışları gösteren kişileri yaşamınıza çekiyor. Bu tür düşüncenizi değiştirdiğiniz zaman, o tür kişiler de başka kapıya gideceklerdir. Artık o insanları hayatınıza çekmeyeceksiniz. Bu dört olumsuz duygu, fiziksel boyutta da ortaya çıkıyor. Kırgınlık (gücenme, darılma, öfke) uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser dediğimiz hastalığa neden oluyor. Sürekli kendimizi ya da başkalarını eleştirmek, yargılamak romatizmanın kaynağı. Suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır. Korku ve gerginlik kellik, ülser hatta ayak ağrılarına neden oluyor. Kırgınlık (gücenme, darılma) duygusundan bağışlama yoluyla kurtulmak kanseri bile yeniyor. Bu size basit gibi gelebilir ama işe yaradığına tanık oldum, bunu yaşadım.
GEÇMİŞE KARŞI TUTUMUMUZU DEĞİŞTİREBİLİRİZ
Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma. Çok derin kırgınlıkları olan insanlara hep şunu söylerim: “lütfen, bu kırgınlıkları daha da derinleştirmeden çözmeye başlayın. Bir cerrahın bıçağı altında ya da ölüm yatağında olduğunuz ana kadar beklemeyin, o zaman bir de yaşadığınız panikle başa çıkmak zorunda kalacaksınız”
Panik içinde olduğumuz anlarda, düşüncelerimizi kendimizi iyileştirme konusunda yoğunlaştırmamız çok zordur. Önce korkularımızı yenmek için zaman harcamak zorundayız. Eğer her şeyin umutsuz, bizim de kurban olduğumuz inancını seçersek, Evren bu inancımıza “Evet” der. Bu saçma, geri, olumsuz düşünce ve inançları bırakmamız hayati önem taşıyor.
GEÇMİŞİ BIRAKMAK İÇİN, AFFETMEYE HAZIR OLMALIYIZ
Geçmişi bırakmak, kendimiz dahil herkesi affetmeyi seçmek zorundayız. Nasıl affedeceğimizi bilmeyebiliriz, affetmek istemeyebiliriz; ama affetmeye istekliyim demek bile, iyileşme sürecini başlatır. Kendi iyiliğimiz için geçmişi bırakmak ve herkesi affetmek mutlaka gerekli.
“İstediğim gibi biri olmadığım için seni affediyorum. Seni affediyor ve özgür bırakıyorum”. Bu olumlu düşünce bizi özgür kılar.
TÜM HASTALIKLAR AFFETMEME DURUMUNDAN KAYNAKLANIR
Hastalandığımız zaman, yüreğimizi gözden geçirelim. Acaba kimi affetmeye ihtiyacımız var?
Course in Miracles şöyle der: “Tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır. Ne zaman hasta oluyorsak, affetmemiz gereken kişinin kim olduğunu düşünmeliyiz”
Bu düşünceye şunu da eklemek istiyorum: Affetmekte en çok zorlandığımız kişi, BIRAKMAYA EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ KİŞİDİR. Affetmek, bırakmak, vazgeçmek demek, göz yummak demek değil, tümüyle bırakmak demek. NASIL affedeceğimizi bilmek zorunda değiliz. Yapacağımız tek şey affetmeye İSTEKLİ OLMAK.
Kendi acımızı çok iyi anlayabiliyoruz. Çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği şey, en çok affetmeye gereksinme duyduğumuz ONLARIN da acı çekmiş olmaları. Şunu anlamalıyız ki, onlar da o an içindeki anlayış, farkındalık ve bilgi kapasitelerine göre yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlardı. İnsanlar soruları ile bana geldiklerinde yalnızca tek şey üzerinde çalışırm, KENDİNİ SEVMEK.
Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, herşey yoluna giriyor. Küçük mucizeler her yerde görülüyor. Sağlığımız düzeliyor, daha çok kazanıyoruz, ilişkilerimiz daha doyumlu hale geliyor, kendimizi çok yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlıyoruz. Tüm bunlar çabalamadan, kendiliğinden oluyor. Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kabul etmek kafamızın içinde bir düzen yaratır. Bu da yaşamımızda daha sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşayacağımız yeni ve daha güzel bir yer sağlar, hatta kilolarınızı bile dengeler.
Kendilerini ve bedenlerini seven insanlar, ne kendilerini, ne de başklarını kötüye kullanırlar. Kendini onaylama ve kabul etme, hayatımızın her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel anahtarlardır. Kendini sevmek, hiçbir şey için kendimizi eleştirmemekle başlar. Olumsuz eleştiri bizi tam da değiştirmek istediğimiz davranış kalıbının içine hapseder. Kendimize gösterdiğimiz anlayış ve şefkat bu kısır döngüden çıkmamızı sağlar. Unutmayın, yıllardır kendinizi eleştiriyor ve bir işe yaramadığını görüyorsunuz. Bir de kendinizi onaylamayı deneyin. Görün bakalım neler olacak.
HER GÜN ÇALIŞABİLECEĞİNİZ BİR OLUMLAMA KALIBI
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada herşey mükemmel, bütün ve tam.
Her günün her anında, benden daha büyük bir gücün içimden akıp geçtiğine inanıyorum. Bu evrende yanlızca bir aklın olduğunu bilerek ondaki bilgeliğe kendimi açıyorum. Tüm çözümler, tüm yanıtlar, tüm iyileşmeler, her türlü yaratıcılık ondan geliyor.
Bilmem gereken her şeyin bana açıklanacağının, ihtiyacım olan her şeyin doğru zaman, mekan ve sırayla geleceğinin bilincinde olarak, bu güce ve akla güveniyorum. Dünyamda her şey iyi ve güzel.
NOT: Sabah ilk uyanma anlarınızda ve gece yatarken son yaptığınız bu çalışma olmalıdır.
Olumlamayı hafif ama kulaklarınızın da duyabileceği şekilde okunması gereklidir.
DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ
Louise Hay
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










