Okuduğum kitaplardan bölümler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okuduğum kitaplardan bölümler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2016 Perşembe

Küçük Prensten bi bölüm...



İnsanların artık hiç bir şeyi anlamaya vakitleri yok.
Onlar her şeyi artık tüccarlardan satın alıyor.
Ama dost satan tüccar olmadığı için
artık insanların dostları yok..

Küçük Prens-


...



'Yaşadığımız her olay,
İleride oluşacak bir sonucun,
aracı ya da nedenidir.'


Kelebeğin Kaderi /


3 Aralık 2015 Perşembe

... isteyin ama neyi istediğinize dikkat edin çünkü yeterince isterseniz, mutlaka sizin olur."



"Siz neyi hissetmeye karar verirseniz, onu deneyimlersiniz. Evren içinizde var olan tüm isteklere cevap vermek için dizayn edildi. Olayları akışına bırakmayın, sadece isteyin ama neyi istediğinize dikkat edin çünkü yeterince isterseniz, mutlaka sizin olur."

Akilah Azra Kohen - Fi



Hɑyɑt, insɑnın kendi potɑnsiyeline ulɑşɑbilmesi için dikkɑtle, incelikle, muhteşem bir zekɑylɑ dizɑyn edilmiştir.


Hɑyɑt, insɑnın kendi potɑnsiyeline ulɑşɑbilmesi için dikkɑtle, incelikle, muhteşem bir zekɑylɑ dizɑyn edilmiştir. Yɑpmɑn gerekeni yɑpɑmıyorsɑn, olɑmıyorsɑn, doğɑmıyorsɑn hɑyɑt çok ɑcıtır, ɑnlɑmɑn için hırpɑlɑr, yorɑr. Seni sen yɑpɑbilmek için ne gerekirse yɑpmɑyɑ hɑzırdır. 
Aslɑ rɑhɑt bırɑkılmɑzsın. 
Öylesine, ɑnlɑmsız vɑrolmɑzsın. 
Mutluluğɑ sɑklɑnɑmɑzsın. 
Öyleyse ɑcınɑ sɑhip çıkmɑlısın! 
Çünkü ɑcı, bilginin bedene inmesidir. 
Bilgiyi bedene indirmeli, olmɑn gereken şeye dönüşmelisin.

 / Akilah



29 Eylül 2015 Salı

Bir insanı değiştirebilirim diye girme o yola



Bir insanı değiştirebilirim diye girme o yola 
Ben bunun bu huyuna katlanabilir miyim diye düşün
Kimse değişmez!


Sen uğraştığınla, o yorulduğuyla kalır!


Buraya Başka bi kitaptan uyan bir cümleyle devam etmek istiyorum:)

"-O böyle, onu değiştiremezsin.
-Değişecek. Günün birinde işe Tanrı karışacak, göreceksin."
John Fante - 1933 Berbat Bir Yıldı





SPONSOR REKLAMI




2 Eylül 2015 Çarşamba

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bazen hayat 'sanmaktır'. Çoğunlukla yanılmaktır.





Bazen hayat 'sanmaktır'. 
Çoğunlukla yanılmaktır. 
Karın ağrısı çekene kadar gülmektir bazen hayat. 
Günaydın mesajına sığınmaktır bazen. 
Yalnızlıktan ölüyorum sanmaktır.
Nagehan Karaman - Dönersen Diye -Sayfa/64


20 Haziran 2015 Cumartesi

Her insan kendi bulunduğu yerden bakar hayata. Birine çok kolay gelen çözüm, bir diğerinin kabusu olabilir.



Her insan kendi bulunduğu yerden bakar hayata. Birine çok kolay gelen çözüm, bir diğerinin kabusu olabilir. Özellikle ayrılıklarda ve boşanmalarda biz terapistler bile kişinin kendi vermesi gereken karara müdahale etmeyiz. Belki şimdilerde sizin de arkadaşınız, arkadaşınız, kardeşiniz ya da çok yakın bir dostunuz mutsuz ilişkisinde / evliliğinde kararsızlık sancıları yaşıyor olabilir. Size çaresizlik içinde ne yapacağına dair sorular da soruyor olabilir. “Sen olsan ne yapardın?” diye sizden yardım diliyor da olabilir. Onun iyiliği için sakın müdahale etmeyin, bırakın hazır olunca kendi hayatı ile ilgili kararı kendisi versin.

İlkim Öz - Celladına Aşık Olmak-


15 Haziran 2015 Pazartesi

.........





".....bu hayatı birlikte yaparız. Bazen rollerimizden şikayet ediyorsak, rolümüzün kıymetini bilmememizden."

Bülent Uran "Geçmişin hipnozunu bozmak"

7 Mayıs 2015 Perşembe

...sizi mutsuz eden şeylerden arının




Hayatın içinde mutlu olmak için bir şey yapmaya gerek yok!
Yaşamın kendisidir mutluluk..
Sadece sizi mutsuz eden şeylerden arının yeter!



CarpeDiem / Sayfa 46


6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna'dan bi bölüm....




... Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı... Bunların, bütün ömrünce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: “Adam sen de, söyleyip de ne olacak sanki?” demiştim. Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: “İşte bu beni anlar!” diyordum.

...Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendinden saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.

Halbuki ben bu kadar hakikatsever olmak istemiyordum. Hiçbir hakikatin beni ondan uzaklaştırmasına tahammül edemiyeceğimi anlıyordum. Ruhlarımız için en lüzumlu, en kıymetli olan şeyleri birbirimizde bulduktan sonra diğer teferruatı görmemezlikten gelmek, daha doğrusu büyük bir hakikat için küçük hakikatleri feda etmek, daha insanca ve daha insaflı olmaz mıydı?




Bu eksik sana değil, bana ait. Bende inanmak noksanmış. Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum. Sen beni inandırdın. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum."





Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna-


5 Mayıs 2015 Salı

Gelme sevgili....




Öyle saf, öyle temiz kök saldım ki senden uzaklara.
Hasretin yakıyor biraz ama burası iyi be sevgili.
Alıştım hasretine, vuslatı kaldırmaz bu beden.
Yanarım, yakar beni varlığın.
Orada kal.
Sensizken yüzmeyi öğrendim mana denizinde.
Araya sen girersen, suret gider.
Siretindendir benim sevdam.

Gelme sevgili, seni böyle sevmek,
yalnızlık,
kendine dönmek,
Rabbe yönelmek...


Hikmet Anıl Öztekin - Elif Gibi Sevmek 2 Aşk-ı Tevekkül


Günün mesajı:)





Tek yapmanız gereken dikkat kesilmek; hazır olduğunuzda çıkarmanız gereken dersler size ulaşacaktır. Eğer işaretleri okuyabilirseniz, sonraki adımı atmanız için bilmeniz gereken her şeyi öğreneceksiniz.
Paulo Coelho-


13 Şubat 2015 Cuma

Küçük Prensten bir bölüm:


….İşte o sırada bir tilki çıkıverdi ortaya.
“Günaydın” dedi tilki.
“Günaydın” dedi küçük prens kibarca. Ama etrafına baktığında kimseyi göremedi.
“Buradayım! Elma ağacının altında.”
“Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.”
“Ben bir tilkiyim.”
“Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens.
“Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”
“Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.
“Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”
“İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”
“İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”
“Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”
“Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”
“Bağ kurmak mı?”
“Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve işsiz olacaksın, ben de senin için.”
“Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.”
“Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki.
“Ama bu çiçek dünyada değil.”
Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?”
“Evet.”
“Peki orada avcılar da var mı?”
“Hayır, yok.”
“Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?”
“Hayır. Tavuklar da yok.”
“Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı:
“Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.
Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika olurdu. Altın renkli saçların var senin. Ben de altın renkli başakları görünce seni hatırlardım. Ve rüzgarda çıkardıkları sesi severdim.
Sustu tilki ve uzun bir süre küçük prensi izledi.
“Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.
“Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
Ertesi gün küçük prens yine geldi.
“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.
Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.
“Gelenek nedir?”
“Bu da çok sık unutulan bir şeydir” dedi tilki. “Bir günü diğer günlerden, bir saati diğer saatlerden ayıran şeydir. Örneğin, şu benim avcıların da gelenekleri vardır. Perşembeleri kızlarla dansa giderler. Bu yüzden de Perşembe benim için harika bir gündür. Üzüm bağlarına kadar yürüyebilirim. Ama avcılar dansa herhangi bir gün gitseydi, benim için hiçbir günün özelliği olmayacaktı ve asla tatil yapamayacaktım.”
Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki.
“Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.
“Doğru, haklısın” dedi tilki.
“Ama ağlayacağını söyledin!”
“Evet, öyle.”
“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”
“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”
Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.
“Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”
Güller bu duyduklarına çok bozuldular.
“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”
Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.
“Elveda” dedi.
“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İNSAN GERÇEKLERİ YALNIZCA KALBİYLE GÖREBİLİR,EN TEMEL ŞEYİ GÖZLER GÖREMEZ.”
“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun….


9 Ocak 2015 Cuma

Temizlik...



Neden burada, bu gezegende olduğumu, özel misyonumun ne olduğunu düşünmeye koyuldum. Hayatımın neden iyi gitmediğini, yönümü bulabilmek için ne gibi değişiklikler yapmam gerektiğini merak ettim. Dünyaya bakarken mercek olarak kullandığım temel inançları, varsayımları, filtreleri gözden geçirdim, bunlar arasında pek sağlıklı olmayanları temizlemeye karar verdim.

(Robin Sharma / Ermiş, Sörfçü ve Patron / sf: 11)






SPONSOR REKLAMI




21 Kasım 2014 Cuma

Bedeniniz söylediğiniz her söze inanır!


Tıpkı telefon mesajlarının elektrik sinyalleri halinde kablolar üzerinden ilerlemesi gibi düşünceler de sinirsel sinyaller halinde aksonlar boyunca ilerleyerek kasları ve bezleri harekete geçirir.

Barbara Hoberman- Your Body Believes Every Word You Say-

2 Aralık 2013 Pazartesi

Şükürsüzlük!


Hayatınızın eşinizin evladınızın malınızın gözünüzün kalbinizin hatta kirpiklerinizin bile değeri paha biçilmezdir.
Hayatınızı kuşatan sayısız nimete hakkıyla şükrettiğinizden emin misiniz?

İsteklerimiz kabul edilerek bize sunulduğunda, onları çok önemsememiz ve değerlerini şükürle takdir etmemiz gerekir. Elde ettikten sonra unuttuklarımız geri alınacaktır.

 İki kişinin evlenmek istekleri kabul olur; yıllar sonra bu iki kişi kavga etmeye başlar. Başkaları, peşinden koştukları işe kavuştuktan sonra, işlerinden kaytarmanın yollarını aramayı düşünür. Diğerleri ise, susuzlukları giderilinceye kadar iki büklüm muhtaçtır. Bir de kana kana içtikten sonra, bilinçlerinde suyun değeri kalmaz.
Bu şükürsüzlüktür!

Bize cömertçe sunulan güzellikleri hak ediyor muyuz? Eşimizin değerli bir yardımcımız olduğunu bilmemiz için, ıssız kış gecelerinde kimsesiz kalmak zorunda mıydık? Hayatın değerini hissetmemiz için, savaşın kapılarını çaldığı toplumlar gibi, can güvenliğinden yoksun gecelerle mi eğitilmeliydik? Evlerimiz bombalarla başımıza mı yıkılmalıydı?

      Aradığımızı elde edinceye kadar dualar dilimizden düşmüyor; ama, istediğimiz verilince de şükrü de unutuveriyoruz. Oysa mahrumken nasıl da dua ederdik. Kazanmak zorunda olduğumuz bir sınavın öncesinde nasıl da yalvarırdık!.. Sevdiğimize kavuşmak için nasıl da ağlayışlarla geçirdiğimiz uykusuz geceler yaşardık...

      İstediğimiz bize sunulmuştu yıllar önce...
 İşte eşimiz, işte işimiz, işte evlâdımız, işte makamımız, işte sınavımız... İşte yalvarıp isteyip durduğumuz her şey... Peki yıllardan beri nerede teşekkürümüz?.. Nerede memnuniyetimiz? Nerede bunları bağışlayana sevgimiz ve bağlılığımız? Ne oldu o eski isteklerimize? Artık istemiyor muyuz?

      Biz böyleyiz işte. Yaratıcı nankörlüğümüzü yüzümüze şöyle vuruyor: "Biz insana nimet verdiğimizde, şükürden yüz çevirir, başını alır, uzaklaşır. Fakat kendisine sıkıntı dokununca, bir de bakarsın, uzun uzun yalvarır durur." Fussilet Suresi, 51. Ayet  Sonra şöyle diyor: "Kullarımdan gereği gibi şükredenler çok azdır."57

Her gece uykusuna yatmadan önce Evrenin sahibinin kendilerine sunduğu rahat geçim için temiz çocuklarını ve huzurlu evlerini düşünerek içtenlikle dua etmeyen insan VEFASIZLIK yapıyor!

İstemenin esrarı-

30 Kasım 2013 Cumartesi

Sistemi anlamak!



Başınıza gelen kimi olaylara bakarak "Ben bunu istemedim, ben bunu hak etmedim" gibi itirazlarda bulunabilirsiniz. Başınıza geleni hak etmemiş olabilirsiniz. Peki istemediğinizden ya da meydan okumadığınızdan emin misiniz? Gönlünüzden geçirdiklerinizi iyi biliyor musunuz? Zira evren olağanüstü ciddî bir sistem hâlinde işletiliyor.Öyleyse yanlış bir söz söylemiş veya düşünmüşseniz unutmadan tövbe edin...

      Bazen, insanlığa ibret olacak bir ders yaşanacaktır. O derse vesile olmayı hak etmiş kimse bulunmayabilir. Kimse de o derse vesile olmaya dua etmiyordur. Fakat, şakadan da olsa, yaşanması gerekeni isteyen birisi çıkar ve ihale onun omuzlarında kalıverir.


Bizler onurlu, başarılı ve mutlu bir hayat istiyoruz. Oysa Evrenin Sahibi bize başarısız, üzücü ve mutsuz bir hayat mı veriyor?

      Gerçek şudur: "Bir kimse kardeşini bir kusurla ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler."
Ölmeden önceki yıllar boyunca başımıza neler mi gelecek? Hangi hastalıkları veya kusurlan yaşayacağız, hangi aptallıklara düşeceğiz? Bunları tahmin edebilmek için, hangi gizli kusurları yüzünden hangi insanları haksız yere ayıpladığımıza bakmamız yeterli olacaktır. Ya da kimlerin gizli kusurlarını açığa çıkardığımıza bakarak, gelecekte \ yaşayacaklarımızı tahmin edebiliriz.

Rakip görmek ve kendi değerimizi yükseltmek için, diğerlerini küçük düşürmeye çalışmak, insan nefsine inanılmaz zevkli görünür. Bazen de anlatımın zevkine dalarak, dilimize doladığımız insanı gıyabında veya yüzüne karşı haksız yere rencide ettiğimizi fark etmeyiz. Oysa böylesi zevklerin bedeli ağır olacaktır.
      Genç bir çocuk taksiye binmiş; babasının verdiği beş milyon liranın üzerini almayı unutarak taksiden inmiş. Durumu öğrenen baba, unutkanlığı nedeniyle çocuğu çok azarlamış. Olayın ertesi günü, kendisi de taksiye binmiş; beş milyon lira vermiş ve üzerini almayı unutarak kalabalık caddede inivermiş. Ben de kabanını okulda unutan oğlumu unutkanlıkla suçladıktan bir hafta sonra kendi kabanımı kaybetmiştim.
      Daha iki gün önce, genç bir mesai arkadaşım yeni aldığımız arabanın modelini karıştırdığımı öğrenince, katıla katıla gülmüştü. Çok değil iki gün sonra, kendisi de aylardır kullandığı arabanın plâkasını hatırlayamadı.
      Bir arkadaşım sağlık karnesini unuttuğu için sağlık merkezinden geri dönmüştü. Evde arkadaşımın hikâyesini anlatarak gülmüştüm. Bir hafta sonra göz için randevu aldım. Sıra bana gelince, randevularını sarkıtan doktoru eleştirdim. Nihayet koltuğa oturmuş; gözlerimin kontrol edilmesini beklerken, sağlık karnemin yanımda olmadığını fark ettim. Durumu öğrenen, az önce eleştirdiğim doktor, karşılık verme fırsatını hiç kaçırmamıştı. Olayı eşime anlattığımda "Gülme komşuna, gelir başına." deyiverdi. Eğer böyle demeseydi, yaşadığımın bir hafta önce arkadaşıma gülmemin karşılığı olduğunu bilemeyecektim. İnsana şaka gibi geliyor. Hayır, hesapsız davranarak yaptığımız ayıplamaları birer birer yaşayacağız. Gizli kusurları açığa çıkarmaktan veya insanları nedenini bilemediğimiz hatalarından dolayı ayıplamaktan zevk almayacağız. Eğer onlarla özel bir ortaklık kurmayacaksak, insanların özel hayatlarıyla ve kişisel kusurlarıyla meşgul olmayacağız.

"İstemenin esrarı"
Muhammed Bozdağ


Diyorum ya hep; ağzınızdan çıkan her söze dikkat edin!
Öyle yani.......




*Fotoğrafı çekenin de ellerine sağlık nasıl güzel bir kare!

17 Kasım 2013 Pazar

"Yüce yaradan her eylemimize uzun vadeli ve peşin olmak üzere iki farklı karşılık verir. Kötü işin karşılığı üzüntü, iyi işin peşin karşılığı da sevinçtir. Bir hastayı ziyaret ettiğinizde evimizi ve vücudumuzu temizlediğimizde melekleri aracılığıyla kalbimize huzur gönderir. Yalan söylediğimizde kalp kırdığımızda, çok yiyip çok uyuduğumuzda ve olumsuz düşündüğümüzde bu kez kalbimize üzüntüleri ve gerginlikleri yerleştirir. Ancak kalbimiz kapandığında bu karşılıkları doğru algılayamayız.."

İlahi cevap nasıl algılanır;
Dua esnasında yaşadığınız heyecan ve duygu patlaması ilahi ışığın kalbinize yöneldiğinin işaretidir.. Işığın kalbinize yönelmesi Yaradanın kendisine yönelişinizi cevaplamasıdır..
{Muhammed Bozdağ}

-İstemenin özelliklerinden Alıntıdır..-


23 Haziran 2013 Pazar

Mevlana şu yaşadığımız hayatı, bir dağın eteğinde durup haykırmaya ve sonra kendi sesimizin yankısını duymaya benzetiyor.

Ne söylüyorsak, ağzımızdan hangi kelimeler çıkıyorsa, dağ er ya da geç aynen iade ediyor. Nasıl bir enerji veriyorsak kainata, bize misliyle dönüyor. 
Telaş ettikçe telaşımız artıyor. 
Kızdıkça kızgınlığımız katmerleniyor. 


Elif Şafak - Firarperest


Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...