Empati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Empati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

“Beni yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!”


“Beni yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!” 
Empatinin tarifini bilgece yapan bir Kızılderili söylemi bu… Duygusal ve sosyal zekânın en önemli bileşenlerinden birisi olan empatinin sözlük anlamına baktığımızda; kendimizi bir diğer kişinin yerine koyup, onun gibi hissedebilmek ve düşünebilmek olarak tariflenir. Latince’deki “iç, içine, içinde” anlamına gelen “em” ön eki ile Grekçe’deki “duygu, acı, ıstırap, algılama” anlamına gelen “patheia” sözcüğünden türetilmiştir. Empatinin üç önemli aşaması vardır, önce gözlemleme sonucunda “o”nun gibi bakabilmek, sonra “o”nun gibi hissetmek ve düşünebilmek, son olarak da “o”na bunu ifade edebilmek… Empati kurmak, ilişkileri oluşturmakta ve doğru sosyalleşmede doğru kullanılması gereken önemli bir özelliktir. Doğru dozda empati sahibi olmak, hem özel, hem sosyal, hem iş ilişkilerinde başarıyı sağlayan faktörlerden birisidir. Genellikle anlaşmazlıklar esnasında dile getirilen klasik bir cümle vardır: ” Beni anlamıyor, algılamıyorsun” Bu cümlenin söylenişiyle biten ya da çıkmaza giren pek çok ilişki vardır. Karşılıklı sevgi ve uzlaşma isteği olmasına rağmen ortada bir anlayamama problemi mevcuttur. Bu anlayamama ve algılayamama sorununun temelinde yatan eksiklik empatinin doğru kullanılmamasıdır aslında… Ya kolayına kaçar ve sadece kendi gözlüğümüzden bakmayı seçeriz, ya da empati kurmayı gerçekten bilmeyiz. Temelde ya empati yokluğundan ya fazlalığından doğan farklı durumlar empatinin dengelenmesi ile kolayca çözümlenebilir. Özellikle modern toplumda dozu şaşan ( daha çok azalan) empatiyi dengelemek ve aile ile iş ilişkilerinde doğruyu bulmak için empati kursları- testleri uygulamaları başlamıştır artık doğal olarak… Empatinin dozu açısıyla bakıldığında, az empati yapan kişilerin genellikle sadece kendi doğrularını kabul ettiklerini, bir diğerine kabul ettirmekte güç (eğer varsa) kullandıklarını, kuralcı, sert ve prensipli göründüklerini kolayca söyleyebiliriz. Yüksek empati sahibi kişiler ise yoğun bir duygusallığa sahiptirler, bu nedenle karşılarındaki kişinin acısından ve kötü talihinden çok etkilenirler. Örneğin, bu insanlar bir kitabı sadece okumazlar, yaşarlar; dolayısıyla potansiyel olarak büyük tehlike altındadırlar. Ancak güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar görmelerine engel olabilir. Objektif ve gerçek gözlem yaptığımızda bu insanların bu dünyaya bilinen ölçülerde tutunamamış olduğunu fark edebilirsiniz. Bu tür insanların üstün pek çok özellik ve kabiliyetinin yanı sıra gereğinden fazla empatiye sahip oldukları için kendi öz haklarını gerçek anlamda koruyamamış olduklarını tespit edebilirsiniz ve sürekli karşısındakini hissetmeye çalışmaktan ipin ucunu kaçırıp, kendilerini savunmasız bıraktıklarını kolayca görebilirsiniz. Bu durumun patolojik bir hale gelmesiyle fazla empatiye sahip insanların, hayatlarının bir döneminden sonra bıkkın, bezgin ve kırgın olarak yaşamaya devam ettikleri bir gerçektir. Bu tür insanlar belki o güçlü savunma mekanizmasına sahip olmadıkları için, belki de bu savunmayı kullanmayı tercih etmedikleri için zarar görmeye devam ederler ömür boyu… Genel tariflerin ve psikolojik empatinin dışında, empatinin çoğunlukla telepati ile iç içe geçmiş parapsikolojik alt durumları ve özelleşmiş empati olguları vardır. Çoğu zaman birer fenomen olarak tanımlanmaya uyan bu özel durumlar sanılanın aksine pek çok bilimsel araştırma alanının içinde kendine yer buluyor aslında. Bilinç -düşünce-irade- kader ve hatta akıl okuma olgularını yakından ilgilendiren ilginç araştırmalara her gün yenisi ekleniyor. Ayna nöronların varlığının empati ile ilişkilendirilmesi ile konunun içinde pek çok parantez açılması sağlanmıştır. Parantezlerin her biri ise bilimdışı bildiğimiz pek çok olgu için açıklayıcı kaynak olmuştur. 

Birkaç paranteze birlikte bakalım: 

• Sürü psikolojisinin temel nedeninin ayna nöronlar olduğu konusunda ileri sürümler var. Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yard. Doç. Dr. Emre Özgen, bir konferansta yaptığı konuşmada, 10 yıl önce tek hücreli ölçümlerle bulunan “ayna nöron”ların, son yılların çok ilgi gören nöropsikolojik buluşlarından biri olduğunu belirmiş. Konferansta Fransa Jean Nicod Enstitüsü Öğretim Üyesi Pierre Jacob’un ekip çalışmasından dayanakla, çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi öğelerin altında insan beynindeki ”ayna nöron”ların bulunduğunun düşünüldüğünü söylemiş… 

• Ayna nöronlarla ilgili bir başka çarpıcı parantez, otistik çocukların ayna nöron mekanizmasının arızalı olmasıdır. Otizm, Yunanca autos (kendi) sözcüğünden geliyor. Türkçeye kendicilik diye çevrilebilir. Otistik çocuğun çektiği temel zorluklardan biri, metafor (eğretileme) ve metonim (düzdeğiştirmece) gibi söz oyunlarını anlayamamalarıdır. Örneğin, ‘Yumruğunu sık!’ denildiğinde, çocuk bir eliyle yaptığı yumruğu öbür eliyle sıkıyor. 

• Parapsikolojik kabul edilen başka bir konu var ki, akıl okumak diye de adlandırılır… Bazı insanlar bir diğer kişinin beyninin içinden geçeni rahatça algılayabiliyorlar. Özellikle empati duygusu fazla olan insanlarda gelişmiş olan akıl okuma yeteneği, telepati adını da alabiliyor ve empati ile iç içe geçiyor bu noktada. Ayna nöronlar ile ilişkilendirilerek açıklandığında telepati bilimsel bir izaha kavuşabiliyor. Sonuç olarak empati hayatımızın pek çok alanında doğru dozda kullanılması ve geliştirilmesi gereken bir yetenek. Azlığında duyumsamazlık, egoizm, iletişim sorunları, otizm, vicdansızlık, utanmazlık gibi hiç de istenmeyen negatif psikolojik olgulara neden olur. Gereğinden fazla ve tek taraflı kullanıldığında kişisel başarısızlık, yalnızlık, mutsuzluk gibi duygularla yaşamaya mahkum eder. Dozunda kullanılıp, geliştirildiğinde başarı ve çekicilik getiren bir sürü yeteneğe sahip olmayı sağlar. Empati hemen her ilişkide hüküm sürer. En güzel aşklar empatinin gelişmesiyle zirveye çıkar ve uzun süre yaşar. Empatisiz, ya da tek taraflı empatinin olduğu aşkın en tutkulusu bile bitmeye mahkumdur. Oyun bile oynayamayız empatisiz. Sanatçı kurduğu empati yoluyla yapıtını ortaya koyar ve izleyen, bu yapıtla kurduğu empati yoluyla baştaki yaşanmışı yaşar. Utanç, mahcubiyet duygularının haysiyet, şeref duyumlarının ardında da empati vardır. Belki en çarpıcı olanı, kendimizde bir başkasını yaşatarak bu bölünmenin, aynı konuda karşıt duygular yaşamamıza yol açmasıyla vicdanı olanaklı kılmasıdır. Empatinin yanlış kullanılmasıyla; birbirine yürek kapılarını kapatmış, kendi kimliğinin ve egosunun ötesini duyamayan, her türlü ilişkisinde başarısız ve toplumsal bir otizmin pençesinde ya da sürü psikolojisinin tekdüze boyun eğmişliğinde kaybolmuş bulabiliriz kendimizi…

 ( ALINTIDIR )








SPONSOR REKLAMI





2 Nisan 2014 Çarşamba

EMPATİ:



Empati : bir insanin, kendisini karsisindaki insanin yerine koyarak onun duygularini ve dusuncelerini dogru olarak anlamasidir. Daha degisik bir deyisle.

· Empati : bir kisinin kendisini karsisindaki kisinin yerine koyarak olaylara onun bakis acisiyla bakmasi, o kisinin duygularini ve dusuncelerini dogru olarak anlamasi, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi surecidir.

Yukaridaki empati tanimlari uc temel ogeden olusmaktadir. Bunlar:

1. Empati kuracak kisi, kendisini karsisindakinin yerine koymali, olaylara onun bakis acisiyla bakmalidir. Baska bir soyleyisle, empati kurmak isteyen kisinin, karsisindaki kisinin
fenomenolojik alanina girmesi gereklidir. Her insanin fenomenolojik (bakis acisi ) bir alani vardir. Her insan gerek kendisini gerekse cevresini, kendine ozgu bir bicimde algilar; bu algisal yasanti ozneldir (subjektiftir); kisiye ozgudur.

Yani her insan dunyaya, kendine ozgu bir bakis tarziyla bakar. Eger bir insani anlamak istiyorsak, dunyaya onun bakis tarziyla bakmali, olaylari onun gibi algilamaya ve yasamaya calismaliyiz.

2. Empati kurmus sayilmamiz icin, karsimizdaki kisinin duygularini ve dusuncelerini dogru olarak anlamamiz gereklidir.

3. Empati kuran kisinin zihninde olusan empatik anlayisin, karsidaki kisiye iletilmesine iliskin davranisidir. Karsimizdaki kisinin duygularini ve dusuncelerini tam olarak anlasak bile, eger anladigimizi ona ifade etmezsek empati kurma surecini tamamlamis sayilmayiz.

Empatik Davranis :

Bir insanin, Anababa, Yetiskin ve Cocuk rollerini, Yetiskin' in denetimi altinda dengeli sekilde kullanabilmesine Empatik Davranis denir. Bu davranisin yaygin oldugu toplum turune ise Empatik Toplum diyoruz.

Bir toplumdaki kisilerarasi iletisim seklinin degismesi/gelismesi, o toplumdaki cesitli kurumlarin degismesinden, gelismesinden bagimsiz degildir.Bir toplumdaki uretim bicimi ile yasama, dusunme ve kisilerarasi iletisim bicimleri arasinda yakin iliski vardir.



Empati - Sempati iliskisi :

Bir insana sempati duymak demek, o insanin sahip oldugu duygu ve dusuncelerin aynisina sahip olmak demektir. Karsimizdaki insana sempati duyuyorsak, onunla birlikte aci cekeriz ya da seviniriz.

Empati kurdugumuzda ise, karsimizdakinin duygu ve dusuncelerini anlamak esastir. Kendimizi sempati duydugumuz kisinin yerine koymamiz ve onu anlamamiz sart degildir; sempatide "yandas" olmak esastir.
Empati kurdugumuzda ise karsimizdaki kisiyle ayni duygulari ve gorusleri paylasmamiz gerekmez; sadece onun duygularini ve dusuncelerini anlamaya calisiriz.

Bir insani "anlamak" baska seydir, ona "hak vermek" ise baska seydir.

Empatide Anlamak

Sempatide Karsimizdakine hak vermek ( anlamis olalim ya da olmayalim ) soz konusudur.

Ornek: Bir ziyafettesiniz ve bir yakininiz, yaninda oturan kisinin uzerine yemek doktu. Eger yakininizin utandigini farkederseniz, bu bir empatidir.

Eger yakininiz yemegi doktu diye, onunla birlikte siz de utanirsaniz, sempati duymus olursunuz.

İnsanlar bazen bir yakinlari aci cektiginde ayni aciyi cekerler; ornegin esleri dogum sancisi ceken erkekler, benzeri bir sanciya tutulabilirler. Bu tur sancilar, bir sempati ifadesidir.

İnsanlar, kendileriyle empati kuruldugunda, anlasildiklarini ve kendilerine onem verildigini hissederler. Diger insanlar tarafindan anlasilmak ve onem verilmek ise, bizi rahatlatir; kendimizi iyi hissederiz.

Kaygili ve depresyon duzeyi yuksek olanlarin - muhtemelen ilgileri kendilerine yonelik oldugu icin - baska insanlarin ic dunyalarina ilgi gostermeleri ve onlarla empati kurmalari beklenemez. Yine, cocuklara kotu davranan ya da genelde saldirgan olan kisilerin, cevresindeki insanlarla empati kurma ihtimalleri dusuk olacaktir.

Son onbes-yirmi yildir universite mezunu bazi aydinlarimiz herkese (bakkala, copcuye, balikciya, ogretmene, avukata ) Hocam diye hitabetmektedirler. Bu davranislari:

-Gercek hocalarin (ozellikle ogretim uyelerinin ) otoritesine bas kaldirma isteginden kaynaklaniyor olabilir, veya
-"Herkesten ogrenebilecegimiz bir seyler vardir" gorusunden kaynaklanan esitlikci bir anlayisin urunu olabilir.

Sizden ogut isteyen, size akil danisan kisiler, elbette ki ogut verebilirsiniz. ( Bunu yaparken, Anababa tavri takinmis olabilirsiniz; olsun. Yerine gore bu tavrin sergilenmesi de gerekebilir.) Fakat eger karsinizdaki kisi sizden ogut istememisse, sadece durumu betimliyor, halini tasvir ediyorsa, lutfen ona akil vermeyiniz. Sadece onu dinleyiniz, onunla empati kurmaya calisiniz.
Boylece sikintisini paylasmis olursunuz. "Ogut vermek", sikinti paylasmak degildir. Yapilan ve yapilmakta olan arastirmalar, ulkemiz insanlarinin, ust duzeyde empatik tepki vermek yerine, daha cok birbirlerine ogut/akil verme egiliminde olduklarini gostermektedir.

Cocuk-Anababalar Toplumunun insanlari baskalarina akil vermeye meraklidirlar fakat, yasamlarindaki sorunlar karsisinda, kendi akillarina guvenmezler; cogunlukla bir buyuge, Anababa kabul ettikleri bir kisiye danisma ihtiyaci duyarlar.

Ulkemizdeki Cocuk - Anabablar toplumuna Yetiskin cizgilerin katilmasi, Cumhuriyet Donemine rastlar. Bir anlamada Turk toplumunda gercek Ronesans Cumhuriyetle ortaya cikmistir... Deneye ve gozleme onem veren pozitif bilim anlayisinin yayginlastigi bu donemde, bireysel akillarin sergilenmesine, dolayisiyla Yetiskin olmaya resmen izin verilmistir. Ataturk, bu yeni hayata bakis tarzini, "Hayatta en hakiki mursit ilimdir, fendir" diyerek ozetlemisti. Bu ozdeyisteki "ilim ve fen" kelimelerinin yerine, sanirirm "akil" kelimesini yerlestirebiliriz. Galiba Ataturk, Anababa ogretisinden ziyade, kendi akillarina guvenen bireylerden olusan bir toplum istiyordu.

Gunumuzde, basta kendini aydin sananlar dahil olmak uzere, falcilara, medyumlara akin akin kosan bir toplum olarak, Ataturk' un bu istegine ne kadar cevap verebildigimiz tartismaya aciktir.

Alıntıdır..

Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...